Dış Politika5 Haziran 2005 00:00

Sizi Gidi Sınır Tanımaz AB Muhipleri Sizi! - A. HAKAN ALTAY

Pek değerli seçkinlerimize (!) sesleniyorum;   Bırakın bunları da Fransa’da ortaya çıkan sonucu bir fırsat olarak değerlendirmeye çalışın. Bu, AB’ye bağımlılıktan kurtulmak ve bir “yanlıştan dönme” şansıdır unutmayın. AB toz duman içindeyken geleceği belirsiz bir yapının kuyruğuna takılıp Türkiye’ye zaman kaybettirmeyin.   Bir çift söz de necip Türk Milletine; Göz boyama ustalarının “düzeysiz” değerlendirmelerine sakın kanmayın. Milli kaynaklarınız, milli egemenliğiniz, milli onurunuz söz konusu olduğunda en az Avrupa’nın ortasında yaşayan Fransız halkı kadar onurlu davranın.   Çok şey mi istiyorum? levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciearcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenaabilify link abilify

AB kurucuları arasında yer alan Fransa’da, geçtiğimiz gün yapılan AB Anayasası referandumu “hayır” cephesinin zaferi ile sonuçlandı ve 2004’te tumturaklı bir seremoni ile AB liderleri tarafından atılan imzaların, Fransa’da yeterli bir toplumsal desteğe sahip olmadığı, Avrupa seçkinlerinin aksine toplum için bir anlam ifade etmediği ortaya çıktı; en azından Fransa için durum böyle. Bu gelişme ile “Avro-bürokratik” bir proje olarak tasarlanan ve Avrupa Birleşik Devletleri’nin kurumsal/hukuki temeli olacağı varsayılan Avrupa Anayasası’nın yürürlüğe girmesinin dolayısıyla, sağlam ve istikrarlı bir siyasi yapı oluşturulmasının çok da kolay olmadığı anlaşıldı. Sonuç hem Avrupalı piyasacı neo-liberalleri hem de Türkiye’deki Avrupa hayali ile yanıp tutuşan “sınır tanımaz AB muhipleri”ni bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı.

Avrupa başkentleri de Türkiye gibi belirsizliğin karanlığına gömüldü bugün ve buna müstehak olduklarını düşünüyorum. Bugün itibarıyla Avrupa’yı nasıl bir gelecek beklediğini kestirmek zor görünüyor. AB muhiplerinin korktukları başlarına gelirse ve Fransa’nın “hayır”cı tepkisi diğer ülkelerin kamuoylarını da tetiklerse Brüksel’in vay haline. Yeni bir anayasa metni hazırlamak ve bunda genel bir uzlaşma sağlamak zor. Anayasal bir çerçeve üzerinde anlaşılmadan ultra-piyasacı bir düzen kurmak daha zor. E bunlar olmadan Avrupa Birleşik Devletleri’ni kurmak, kurulsa bile devamını sağlamak iyice imkansız hale geldi. Bu kez AB severlerin tabiri ile “iç meselelerini çözme başarısına sahip olan AB” çuvallayacaktır bundan şüpheniz olmasın.

Çünkü, mesele geçici ve yüzeysel bir mesele değildir; aksine derin bir meseledir. Fransız halkı, AB bütünleşme sürecinde gelinen aşamayı kendisi açısından tatminkar bulmadığı mesajını çok net bir biçimde vermiştir. Yapılan referandumda neo-liberal politikalara, rayından çıkmış, kuralsız ve de vicdansız kapitalizme, milli egemenliğin “avrokratik” iktidara devrine hayır demiştir. Milli egemenliğini, ulusal zenginliğini yağmalatmak istemediğini, sosyal vicdanı çürümüş küresel piyasa iktidarını reddettiğini, piyasanın kutsallığını her türlü kutsiyetin önünde gören avro-seçkinlerin ulusal kamuoyunu baskı altına almasını, söz konusu düşüncelerle bağlantılı olarak genişleme sürecine ilişkin dayatmaları benimsemediğini bu vesile ile beyan etmiştir.

Nasıl bir anlayıştır bilinmez ama Brüksel’den yapılan açıklamaların karamsarlığı bile bizimkilerin hız kesmesine yetmedi. Sonucun belirmeye başladığı saatlerden itibaren yapılan yorumlar, Türkiye’nin AB meselesine “göz boyamacı” yaklaşımının değişmediğini gösteriyor. Gerek muhafazakar siyaset erbabı gerekse profesyonel yorum erbabı enteller, Türkiye’nin bu durumdan etkilenmeyeceği, konunun Fransa’nın bir iç meselesi olduğu, hatta ortaya çıkan sonucun Türkiye’yi AB karşısında rahatlatacağı gibi “düzeysiz” yorumlarla durumu kotarmaya çalışıyorlar. Türkiye’de kamuoyunu yanıltmayı, sahibinin sesi ile konuşmayı alışkanlık haline getirmiş medyaşörler, kalemlerini bilemeye başladılar bile. Neredeyse Fransa’da meskun “hayır cephesi”ni “hain” ilan edip, ipliğini pazara çıkaracaklar.

Öncelikle referandum sonuçlarının bizi etkilemeyeceğini düşünmenin abesle iştigal etmek olduğunu söylemek durumundayız. Bu sözleri söyleyenlere AB kapısında beklediklerini ve kapısı beklenen binanın yıkılmak üzere olduğunu hatırlatmak gerekir. “Ya üye olmak ya da ölmek” yaklaşımı ile üye yapamayacağınıza ya da yapmayacaklarına göre öldüreceksiniz. Bu şark kurnazlığını terk edin ve “B” planı üzerinde düşünmeye, konuşmaya başlayın artık. Bu millet sizlerden AB kapısında enkaz altında bırakılmayı değil, kapının önünden bir an önce kurtarılmayı bekliyor.

İç meseledir yaklaşımı da anlaşılır gibi değil. Fransa halkı, Avrupa’nın göbeğinden “hayır” demiştir ve Brüksel dahi sonuçları “bir iç mesele” olarak değerlendirmemektedir. AB kurucusu ülkelerden birinin AB Anayasasını reddediyor olmasını sadece bir iç mesele olarak ele almak göz boyamaktan başka bir işe yaramaz. Bu gerçekleri görmeden atacağınız her adım, bu milletin geleceğini ipotek altına almak anlamını taşımaktadır.

Pek değerli seçkinlerimize (!) sesleniyorum;

Bırakın bunları da Fransa’da ortaya çıkan sonucu bir fırsat olarak değerlendirmeye çalışın. Bu, AB’ye bağımlılıktan kurtulmak ve bir “yanlıştan dönme” şansıdır unutmayın. AB toz duman içindeyken geleceği belirsiz bir yapının kuyruğuna takılıp Türkiye’ye zaman kaybettirmeyin.

Bir çift söz de necip Türk Milletine;

Göz boyama ustalarının “düzeysiz” değerlendirmelerine sakın kanmayın. Milli kaynaklarınız, milli egemenliğiniz, milli onurunuz söz konusu olduğunda en az Avrupa’nın ortasında yaşayan Fransız halkı kadar onurlu davranın.

Çok şey mi istiyorum?