KIBRIS'TA "YENİ" DÖNEM - Hüseyin MÜMTAZ
Kıbrıs’ta 50 yıldır “çözümü engelleyen” Denktaş artık yok.. Aktif politikadan çekildi. Peki Kıbrıs meselesi ne durumda? Denktaş elini eteğini çektiğine, çektirildiğine göre acaba çözüm için ne yol alındı? Kıbrıs’ta “çözüm” sadece Denktaş’a mı bağlı idi; konunun kendi iç dinamikleri, Türkiye’nin tarihi, coğrafyası, Türkiye’nin milli hedefleri, milli politikaları, bu politikaları uygulayan asker-sivil kadroları, şimdiye kadarki hükümetleri sadece birer figüran, konuya doğrudan etki edemeyen faktörler mi idi? Son günlerde tarafların yeni duruma uymaya çalıştıkları, fikri hazırlıkların ısınma turlarını attıkları ve pozisyonlarını belirlemeye çalıştıkları görülüyor. Heyetler, temsilciler ilgili taraflarda nabız yokluyor. Annan Planı hâlâ meseleye etki eden en önemli faktör olarak orta yerde duruyor veya tutuluyor. Çünkü Annan Planı BM kılıfına sarılmış bir Amerikan-İngiliz Planı idi.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenaarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena
Aslında planın kendi içinde yer alan bir maddeye göre; “Taraflardan herhangi biri reddederse plan bütünüyle reddedilmiş sayılacak” dendiği halde bölgedeki anglo amerikan çıkarlarını ve Amerika’daki Yunan lobisinin dolayısı ile Rum ve Yunanlıların beklentilerini en iyi dengeleyen-karşılayan bir çözüm olduğu için kolay vazgeçilemiyor.
Türk tarafı hayır deseydi mesele kolaydı; daha fazla baskı ve taviz sonucu Türkiye’ye yeni şartlar dayatılır ve problem çözülürdü.
Ama Rumların “daha fazla”sını isteyerek hayır demeleri batının ezberini bozdu.
Akepe de pişmiş aşa su katılmasın, AB ile ilişkiler daha fazla bozulmasın, kamuoyunu uyutma süreci sekteye uğrayıp milletin gözü açılmasın diye baştan beri taraftar olduğu planı ufak makyajlarla yeniden tezgâhın üzerine koyma çalışmaları içinde.
Rum tarafı daha fazla istiyor, Türkiye biraz daha veriyor ve plan değişik isimlerle yeniden önümüze getiriliyor.
Taraflar birbiri ardına ellerini bir ölçüde açtılar.
Gül’e göre Türk tarafının “dünyayla uyum içinde” hazırladığı “yeni Kıbrıs planı” şöyle:
“1.KKTC’ne ve Kuzey ile Güney arasında karşılıklı olarak kişi, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımının sağlanması; 2. Doğrudan uçuşlar dahil, hava ve deniz limanlarına uygulanmakta olan tüm kısıtlamaların kaldırılması; 3. Üçüncü ülke uyruklarına uygulanan kısıtlamaların tümüyle kaldırılması;4. Kuzey Kıbrıs’ın da özel bir düzenlemeyle bir ekonomik birim olarak doğrudan AB Gümrük Birliği’ne dahil edilmesi ve bunun tüm getirilerinden yararlanması; 5. Kıbrıs Türklerinin sportif, kültürel ve benzeri uluslararası etkinliklere katılmasının önündeki engellerin kaldırılması.”
Bu plan, Erdoğan ve Gül’ün iki gün sonra başlayacakları Amerika ziyareti öncesinde; dün akşamdan beri Ankara’da bulunan “yeni KKTC yönetimi” ile gerçekleştirilmekte olan çalışma toplantılarında ele alınıp son şekli verildikten sonra Washington’da Bush ve Annan’a iletilecek.
Gül’ün açıkladığı yukarıdaki maddelere bakılırsa; reddedilen, reddedilmiş olması gereken Annan planının geliştirilmiş-genişletilmiş versiyonu olduğu görülecektir.
Amaçlanan, bağımsız devlet değil, Rum’la birleşmek, Rum’un hâkim otorite olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti’ne Türkleri yamamaktır.
Zaten Gül de planı açıklamasından sonra “Biz adada kalıcı barışın sağlanması için inisiyatif kullanmaya devam edeceğiz. Kıbrıslı Türkler de hazır. Eğer Rum kesiminin reddettiği Annan Planı’nı bir kez daha referanduma sunarlarsa memnun oluruz. Biz buna hazırız. Değişiklik varsa benim de yazılı tekliflerim olur” demiştir.
Yani Gül; “biz kabul ettik, Rumlar bir daha düşünsün, gene oylasınlar, bazı –ufak- şeyler de verebiliriz” demiştir.
Papadopulos da elini açmıştır.
Rum istekleri de şunlardır:
“1.Türk askeri tamamen Ada’dan gidecek. Yunan askerleri de dâhil, Ada askerden arındırılacak. 2.Türkiye’nin garantörlük hakları sona erecek. Ada’ya müdahale hakkı ortadan kalkacak. Bu durum diğer garantör ülkeler, Yunanistan ve İngiltere için de geçerli olacak. 3.Olası bir anlaşmada garantör ülkelerin yerine BM Güvenlik Konseyi geçecek. Başka bir deyişle BM Güvenlik Konseyi, olası bir anlaşmanın garantörü olacak.4. 1974 Barış Harekâtı’ndan sonra kuzeyde kalan Rum taşınmaz malları tümüyle eski sahiplerine, yani Rumlara iade edilecek. 5.Türkiye’den gelerek Ada’ya yerleşenlerin sayısı, bir Kıbrıslıyla evli olsalar dahi, 30 binle sınırlandırılacak. Geriye kalanlar Türkiye’ye dönecek. .6. Kurulması hedeflenen ortak yapıda yetki paylaşımı Rumlardan yana değişecek. Annan Planı’nda Türklerle Rumlar arasında bir yetki paylaşımı kurulmuştu. Rumların talebi, bu dengenin merkezi hükümetten yana değişmesi. Yani merkezi hükümetin yetkilerinin genişletilmesi. Bu da, olası bir anlaşmada söz sahibinin Rumlar olacağı anlamına geliyor..7.BM Genel Sekreterinin uzlaşmaya varılamayan konulardaki hakemlik yetkisi ortadan kalkacak. 8.Müzakerelerin ucu açık olacak, herhangi bir takvimin söz konusu olmayacak. 9. Kıbrıs görüşmeleriyle Türkiye’nin AB müzakereleri arasında da herhangi bir irtibat bulunmayacak.
Özetle kıymetli okuyucu Türk tarafı Annan Planına bazı ilave ekler yapmayı kabul etmiş, Rum tarafı ise Türkleri tamamen yok sayarak devlete tek başına el koymak istemiştir.
Bugüne kadar hep çözümü savunan ya da savunduğunu iddia eden AKEL partisinin Genel Sekreteri Dimitris Hıristofyas’ın; “Türkiye Annan planında hakettiğinden çok daha fazlasını aldı. Şimdi bu fazlayı bize iade etmesi gerekiyor” demiş olması konuyu çok açık ve net bir biçimde ortaya koymuştur.
Peki böyle bir ortamda küçük bir Amerikan heyetinin Ercan’dan KKTC’ye girmesinin anlamı nedir?
Amerikan heyeti Türkiye ve Türk tarafında heyecanla karşılanmıştır.
Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı ve Akepe İstanbul milletvekili Egemen Bağış “nezaretinde” Kuzey Kıbrıs'ı ziyaret eden ABD Temsilciler Meclisi heyeti “ziyaretlerinin güneye mesaj olması gerektiğini” ileri sürmüştür.
Türk tarafı ziyareti “izolasyonların kalkması yolunda büyük bir adım, bir hayat öpücüğü” olarak nitelemiştir.
Üç kişilik Amerikan heyeti ziyaretinin amacı, 1) Annan Planına tamamen uygun olarak –bağımsızlığın tanınması değil-, izolasyonların kaldırılması, gevşetilmesi yolunda bir adımdır ve planı kabul etmeleri için Rumlara bir gözdağıdır. 2) Adada yeni bir Amerikan üssü kazanımı için nabız yoklamaktır.
Son duyumlar; Türkiye’ye doğu Kıbrıs’ta Magosa-Boğaz arasında bir üs verilmesi karşılığında Türkiye’nin adadan elini tamamen çekmesi yönünde bir Amerikan planının varlığından söz açmaktadır.
Türkiye çekilecek, geri kalan her yer Rumlara terk edilecek.
Rumlara, bunu kabul edin zorlaması yapılacak.
Kıbrıs; Amerika’nın BOP’u için vaz geçilmez bir konumdadır.
Bakü-Ceyhan hattının da işletmeye açılacak olması Kıbrıs’ın stratejik değerini oldukça arttırmaktadır.
Kıbrıs, Amerika’nın Ortadoğu’daki Truva atı İsrail için de “dost” ve “kontrolde” tutulması elzem bir coğrafi yakınlık ve konumdadır.
Peki adanın doğusunda Türkiye’ye verilecek bir üs için Amerika’nın bu kadar telaşı ve çabası nedendir?
Cevap; İncirlik ne kadar “Türk üssü” ise Magosa üssü de o kadar Türk üssü olacaktır.
İşte Amerikan heyetinin ziyaretinin asıl nedeni.
Ve işte Denktaş’tan sonraki Kıbrıs’ın hâli..
“Hâl-i pür melâli”… 4 Haziran 2005