Dış Politika1 Haziran 2005 00:00

"..'MUTLU YALNIZLIK' VE 'TAM BAĞIMSIZLIK' 'TUTKUSU'!.." - Atilla İlhan

(Tesbit/3. ''...Yunanlıların, Ermenilerin ve Kürtlerin, meşhur 'Şark Meselesi'ni uluslararası alanda, yeniden ve yoğun olarak ortaya atmaları kaçınılmaz bir görevdir. Amaç, uzun sürede gerçekleşse dahi; Türkiye'yi, taksim etmek olmalıdır. Bu Yunanlıların, Ermenilerin ve Kürtlerin hakkıdır. Tarihi adalet ve Türk vahşetinin milyonlarca kurbanının kanı, bu hakkın elde edilmesini gerektirmektedir. Türklerin yabancılardan zorla aldıkları topraklar üzerinde, söz konusu hakka dayanarak, bir Ermenistan, bir Kürdistan ve Doğu Trakya'yı da içine alacak, bir Küçük Asya kurulmalıdır...'' Bu cümleler, handiyse 30 yıl önce yayımladığım bir yazıdan alınmıştır (19 Şubat 1978, Dünya); bundan ne mi çıkıyor; şu: Batılılar, 1919'da oldukları yerdedir, talepleri aynıdır; o kadar aynıdır ki, bu sözleri içeren kitabın kapağında bir de harita vardır; Türkiye beşe bölünmüş: new prescription coupons sporturfintl.com online cialis coupons

''...İonia, Pontus, Ermenistan, Kürdistan ve Anadolu yarımadasının orta kısmını kaplayan ufak bir Türkiye; İonia Trakya'yı, Boğazlar'ı ve bütün Ege'yi; Pontus, hemen hemen bütün Karadeniz kıyılarını; Ermenistan kuzeydoğu, Kürdistan ise güneydoğu Anadolu'yu kapsıyor...''

Evet, siz de hatırladınız, bu harita ünlü Sevres haritasıdır. Bunun manası elbette şu: Batılılar , üzerinden üç çeyrek yüzyıl da geçse, aynı yerde duruyorlar, Türkiye 'ye aynı mercekten bakıyorlar, Gâzi yaşasaydı, bu durum karşısında acaba fikrini değiştirir miydi?..)

'Öteki çizmesini de giyerse'...

(Tesbit/4, Hepsi bu kadar mı, değil. 90 'lı yılların başından itibaren! Kısacası SSCB dağılınca, 'sâdık dostumuz ve müttefikimiz' ABD 'de, hakkımızda ilginç konuşan, ilginç tipler çıktı. Bunlardan birisi de, CIA'nın yan kuruluşu Rand Corporation'dan Graham Fuller 'di; o tarihte ülkemize nasıl baktıklarını, geleceği hakkında neler düşündüklerini, bir de onun ağzından dinleyelim:

''...Türkiye nüfusunun iç yapısı, geçmişte genel olarak açıkça kabul edilmeyen bir şekilde, çok etnik görünüyor. Türkiye çok etnik unsurlu, çok dinli bir toplumun sorunlarını nasıl halledeceği ile uğraşıyor. (...) Türkiye çok etnik bir ülkedir ve bu gerçeği kabul etmek zorundadır (...) bu gerçeğin kabulü, daha gürbüz, çekici ve başarılı bir Türk devletinin başlangıcı olabilir (...) Eğer Alevi kimliği tanınmazsa, Kürtlere ifâde özgürlüğü verilmezse, ciddi bir kriz olabilir..''

Pek de örtülü sayılamayacak bu sözleri, bildiğimiz Türkçeye çevirirsek, adam şunu demek istiyor: ''...Cumhuriyet'in ilânıyla ortaya çıkan 'ulusal' Türk devlet, Anadolu'daki Türk üstünlüğü geçerli değildir; kısacası Türkiye bir 'ulus' değildir. Üstelik başarılı da sayılamaz; etnik bölünmeyi benimsemek, yeni bir -elbette çok daha ufak ve güçsüz- Türk devletinin başlangıcı olacaktır...''

Gâzi yaşasaydı, bu hakaretâmiz sözleri, şimdiki yöneticilerimiz gibi sineye mi çekerdi; yoksa vaktiyle, yaptığı gibi, ayağının birine çizmesini giyip, Graham Fuller 'i çağırtarak, 'bana öteki çizmemi de giydirtmeyin' mi derdi?..)

'Yabancının yönetime katkısı' ne demek?

(Tesbit/5. ''...hepsi bu kadar değil! Günümüzde bazı aydınlarımızın hayranı oldukları New York Times gazetesi, Cumhuriyet 'in henüz kurulacağı yıllarda, bakar mısınız neler diyor?

''...Mustafa Kemal denilen Türk düzenbazı, şimdi de İngilizlerin itilâf çıkarları aleyhinde çalıştığı yolunda söylentiler yayarak, İtilâf Devletleri'ni birbirine düşürmek çabasındadır. Küstah Türk paşasının istekleri arasında, savaş öncesine dönülmesi de var...'' (9 Temmuz 1921, New York Times)

Yalnız o mu? Ne münasebet, bütün Batı basını, o tarihte Türkiye 'ye ateş püskürtmektedir; bunların arasından, isterseniz çok anlamlı olanına; bizdeki (komprador) iş çevrelerini Batı yandaşı olmaya teşvik eden bir tanesine, şöyle bir göz atalım:

''...yabancı sermaye sorunu, kendilerini kısırdöngü içinde bulan Türk liderlerini düşündürmektedir. Bağımsızlığını ve -Türklerin deyişiyle- 'ulusal bütünlüğü'nü koruması için, ülkenin zengin doğal kaynaklarının, bir an önce geliştirilmesi zorunludur. (Buraya dikkat!) Bu ise ancak yabancıların yönetime katkısı ve mâli yardımı ile gerçekleşebilir. Özellikle büyük dış borç altına girilmesi, ya da yabancılara geniş ayrıcalıklar tanıyan bir politika uygulanması, hızlı üretim artışını sağlayabilir. Ancak her şeyden önce, Cumhuriyet yönetimi'nin mutlu yalnızlık ve mutlak bağımsızlık tutkusundan vazgeçmesi gerekmektedir...'' (The Economist, 11 Nisan 1925)

Çok kolay anlaşılabiliyor, günümüzde Gâzi 'nin o dönemdeki tutumu ve sözlerinden rahatsız olanlar; o Türkiye Cumhuriyeti 'nin 'mutlu yalnızlık ve mutlak bağımsızlık tutkusu' ndan, su içer gibi kolaylıkla vazgeçip, 'dış borç altına girmeyi' ve de 'yabancılara geniş ayrıcalıklar tanımayı' makbûl görenlerdir - ya da onların hınk deyicileri!..