Dış Politika30 Mayıs 2005 00:00

NİYE KİMSENİN SESİ ÇIKMIYOR? - TUNCER BAHÇİVAN

Yunanlı Pontus’u fişekliyor.     AB nin tümü Ermeni konusunu deşiyor.     Bundan cesaret alan iç hainler olmadık tezgahlar yapıyor.    Sonuçta iş gelecek Lozan’ın delinmesine.     Önce tazminat, sonra toprak talebi.    Olay çok basit; Ermeninin böyle bir beklentisi olmasa bu  yaşananların hiç biri olmaz.     Bu yolun sonunda “büyük Ermenistan “hayali var.Tüm bu olanların nedeni; AB süreci…levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetessymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenakamagra kamagra 100mg kamagra gel

  AB ile Türkiye arasındaki zihniyet farkını; Harp Akademileri’ndeki sempozyumda Japon Prof. Naito “tolerans” la “hoşgörü” nün farklarıyla gayet güzel açıklamıştı.  Prof Naito’nun bahsettiği bu “farkın” ne olduğunu kendi başımdan geçen 3 benzer olayla açıklamaya çalışacağım.


1-Sene 1979 Berlin’e gittim, oradan da otomobille Münih’e gittik. Münih’ten tekrar Berlin’e gitmek üzere yola çıktık. Biraz dolaşarak gideceğiz, yolculuğun büyük bölümü Doğu Almanya Topraklarında geçecek. Doğu Alman yolları Batıya göre standardı hayli düşük. Orman içinde kıvrıla kıvrıla gidiyoruz.Belli noktalarda kontrolden geçiyoruz.Yaklaşık 3 saat sonra akşamüstü bizim 72 model Opel Record arıza yaptı.Ormanda kaldık saatlerce uğraştık arabayı çalıştıramadık, yiyeceğimiz içeceğimiz de bitti. İçimizde bir de Alman vardı beraber orman içinde bir patika yola girdik.Tabelada 5 km sonra bir köyün olduğu yazıyor. Köye girdik saat gece 22.30 suları ışık yanan bir eve yaklaştık. Alman olan arkadaş kapıyı çaldı. Kapıdan asık suratlı bir kafa gözüktü ne istediğimizi sordu. Arkadaşım aç ve susuz olduğumuzu söyledi. Herif kapıyı çaat diye suratımıza kapattı. Arkadan da bağırarak bir şeyler dedi. Arkadaşım buradan hemen toz olmamız gerektiğini adamın kesin polisi arayacağını söyledi. Sahiden arkamızdan diğer evlerin ışıkları da yanmaya başladı biz tabanları yağlayıp geri geldik. Ama sonra polis geldi durumu anlattık. Ekip istedik neyse ki ciddi bir paraya durumu kurtardık. Ama açlıktan susuzluktan da öldük bu arada…

2- Sene 2000 yine ATV için Almanya’dayım. Hannover üzerinden Berlin’e gidiyoruz. Magdeburg yakınlarında bir kuyruk ki anlatılmaz 2 saattir yoldayız. Vakit gece saat 24 e yaklaşıyor. İhmal etmişiz, yiyecek su yine yok.Yakında 3-5 ev var direksiyona kameraman geçti. Ben inip 200 metre yürüyüp bu evlerden bir şeyler alacağım. İlk evin kapısını çaldım aç ve susuz olduğumuzu söyledim “yiyecek alabilirmiyiz” dedim. Kapıyı aralayan şahıs ağzına geleni söyledi ne teröristliğimiz kaldı ne hırsızlığımız. Diğer evin kapısını çalmaya da cesaret bile edemedim. Geri gelip arabaya aç bilaç oturduk öyle yolumuza devam ettik.

3-Sene 2001 Güneydoğu’dan dönüyoruz. Gece saat 1.30 Ankara’ya gideceğiz orada kalacağız.Yine arabamız bozuldu.03 e kadar uğraştık olmadı. Arabayı emniyete aldık 3 kişi yürümeye başladık.Uzakta bir ışık gözüküyor ufak mütevazi bir çiftlik. Kapıyı çaldık bir adamcağız dış kapıya kadar geldi. Derdimizi anlattık, hemen içeri buyur etti. Çoluğu çocuğu ayaklandı mutfakta ne varsa önümüze koydular. Sabaha kadar yedik içtik hiç biri uyumadı. “Tanrı misafirleri”ni ağırlamak için ellerinden geleni yaptılar. Sabah olunca gerekli yerlerle konuşup sağ salim Ankara’ya döndük.

İşte Batıyla Doğu’nun arasındaki fark. Hiç kuşkunuz olmasın ki bu Müslüman bir Arap Ülkesinde çok yoksul bir köylünün evinde bile olsa aynen” tanrı misafiri “diye karşılanır ağırlanırdık. Demek istediğim aramızdaki fark sadece din ve ekonomi değil ruh farkı mantalite farkı da var.

Hal böyle iken:
Yunanlı Pontus’u fişekliyor.
AB nin tümü Ermeni konusunu deşiyor.
Bundan cesaret alan iç hainler olmadık tezgahlar yapıyor.
Sonuçta iş gelecek Lozan’ın delinmesine.
Önce tazminat, sonra toprak talebi.
Olay çok basit; Ermeninin böyle bir beklentisi olmasa bu yaşananların hiç biri olmaz.
Bu yolun sonunda “büyük Ermenistan “hayali var.
Tüm bu olanların nedeni; AB süreci…

Peki AB sürecinde neler oluyor?
Tüm AB ışıkları yavaş yavaş kırmızıya dönüşüyor.
Yani seçilen Papa Türkiye karşıtı…
Almanya’da Türkiye karşıtı Angela Merkel yönetime geliyor.
Yapılacak referandumların aleyhimize sonuçlanması kesin gibi…
Lüksemburg Başbakanı’da ayni mealde konuşuyor.
Lüksemburg Başbakanı Juncker “biz çocukluğumuzdan beri Türkleri tehlike olarak okuduk” diyor. Böylelikle AB nin bilinçaltını da resmen açığa vuruyor.
Amerikan büyüğü Samuel Huntington: “Türkiye asla AB ye giremez” teşhisini koyuyor.

Bir Allah’ın kulu, bir gazeteci gitse; Almanya’ya Fransa’ya orada yaşayan tarafsız Türkleri konuştursa gerçek gün gibi ortaya çıkacak. İşsizlik gittikçe artıyor.Türkiye’den beter durumdalar. Emeklilerinin maaşını bile ödeyememe ihtimalleri var.Dilencilik hızla artıyor.Bu birliğin Türkiye’ye vereceği hiç bir şey yok. Sebze meyve tane ile satılıyor ve on yıl öncesine göre her türlü tüketim maddesi çok daha pahalı. Orada yaşayan Türklerin hali perişan Türkiye’de bir tutarı olsa büyük bölümü geriye gelir.

O zaman niye bu “ille de AB” sevdası?
Ha bire verecek ama karşılığında bir şey alamayacaksınız bu gün gibi aşikar.
Alın işte Kıbrıs; mecburen Rumların istediği verildi daha da verilecek.
Bu ülkeyi bu milleti nereye götürüyorsunuz, nereye gidiyoruz?
Yatıp kalkıp “gavura” sövüp sayan bir ideolojiden gelen bu yönetimin “AB aşkını” anlayabilen var mı? Niye kimsenin sesi çıkmıyor niye?