Dış Politika30 Mayıs 2005 00:00

Tango İki Kişiyle Yapılır - Erol Manisalı

- AB’yi, gericilerden kurtarmak için bir araç ya da hedef olarak görenler var. - AB’yi Türkiye için bir demokratikleşme ve ’’uygarlaşma’’ hedefi olarak değerlendirenler var. Bunlar, Türkiye’nin ’’AB gibi olmasını düşünenler, hayal edenler ve bunu bir köprü olarak ortaya koyanlar’’ . - Ancak böyle düşünürken, ’’Türkiye ve AB arasındaki karşılıklı etkileşimi’’ göz önüne almıyorlar. Ya da işin bu yönünü görmek istemiyorlar. - Oysa ’’Tango iki kişiyle yapılır’’ : AB’nin Türkiye’ye bakışını, yaklaşımını ya da Türkiye üzerindeki ’’hesaplarını’’ göz önüne almaksızın bu değerlendirmeler yapılamaz. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardscialis manufacturer coupon open drug coupon carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialissymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenacialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon

Halkın büyük bir kısmı, ’’medyanın güdümü’’ altına alınmış. Yukarıda sözünü ettiğim ’’iki grup’’ homojen bir kimliğe sahip değil. İçinde şu kesimler yer alıyor:

1) ’’İyi niyetli’’ aydın kesimimizin bir bölümü bu gruba dahil. AB’yi, ’’kökten dincilerden kurtulmanın veya çağdaşlaşmanın’’ bir köprüsü olarak görüyorlar.

2) Kırsal alandaki bir kısım insanımız ise AB’yi, İstanbul’a gider gibi Frankfurt’a gidebilecekleri ’’bir cennet’’ sanıyorlar.

3) Değişim programlarına dahil olan ya da burs alan üç beş öğrenci AB’yi, Türkiye’nin karamsarlığından kurtulup kendilerini atacakları yeni bir dünya olarak görüyorlar.

Bunlar iyi niyetli, samimi insanlarımız; AB ile ilişkilerin nereye götürülmekte olduğunu anlayamadıkları için, önlerine yerleştirilen ’’sanal bir pencereden’’ baktıklarında, ancak bunları görebiliyorlar.

Maskenin arkasındaki gerçekler

İnsanımızın bir bölümünün bu içtenliğine karşın çok farklı bir gerçekle yüz yüzeyiz:

1) Türkiye içinde ’’80 yıllık hesaplarını görmek isteyenler’’ , AB ve Batı sayesinde ve onlarla işbirliği yaparak ilerleme sağlıyorlar. AB (ve Batı) Türkiye’deki cumhuriyetçi, Atatürkçü ve ulusalcı gelişmelere karşı. Avrupa ve ABD Lozan’ı ortadan kaldırmak istiyor.

2) Batı ile mevcut ilişki düzenini demokratikleşme, aydınlanma sanan bazı insanlarımız, ’’Batı kapitalizminin ve emperyalizminin’’ Türkiye’yi sömürgeleştirmekte olduğunu görebilseler, anlayabilseler kuşkusuz düşünceleri de değişecektir.

- AB ve ABD istediği için Ermeni tasarıları, Fener tasarıları, Yunan taleplerinin karşılanması dayatılıyor.

- Batı kapitalizmi istediği için en değerli kuruluşlarımız ve kaynaklarımız yabancı şirketlere verilerek Türkiye sömürgeleştiriliyor.

- Batı istediği için hükümetler ırk ayrımına, bölgesel ayrımlara yönelik altyapı hazırlıklarını kanunlaştırıyor.

- İşçilerin, memurların sokaklarda dövülüp sürüklenmeleri, ’’Batı’nın taleplerini karşılama uğruna’’ gerçekleştiriliyor.

- Çiftçimiz Batı’nın dev tekelleri tarafından sömürülüyor. İyi niyetli bazı insanlarımızın sandığının aksine, AB ve ABD ile ilişkilerimiz Türk halkının ve onun çıkarlarının aleyhine gelişiyor. Örneğin şu sonuçlar ortaya çıkıyor:

1) Türkiye demokratikleşmiyor; etnik, kültürel ve iktisadi ayrımcılığa ve bölünmeye doğru sürükleniyor.

2) Türkiye demokratikleşmiyor; AB ve ABD’ye tek taraflı bağlanmış oluyor. Bir ülke iktisadi, siyasi, kültürel ve güvenlik olarak dış odaklara tek yanlı bağlanıyorsa o ülkede demokratikleşme kesinlikle olmaz.

3) Türkiye iktisadi olarak sessiz sedasız işgal ediliyor: İlaçtan mobilyaya, gıdadan bankacılığa kadar Batı’nın dev tekelleri Türkiye’de bütün sektörleri hızla ellerine geçiriyorlar. Ele geçirme anlaşılmasın diye artık ’’yabancı sermaye girişlerinin kaydı bile tutulmuyor, yayımlanmıyor’’ .

17 Haziran 2003’te çıkan Yabancı Yatırımlar Kanunu ile artık giren yabancı sermaye de yayımlanmıyor; açıklanmıyor. Hangi şirketlerin, neleri, kaça aldıklarını kimse bilmiyor. Karartma uygulanıyor.

Sözünü ettiğim iyi niyetli yurttaşlarımızın bu gerçekleri iyi değerlendirmeleri gerekiyor. Dünyaya ve Türkiye’ye sanal pencerelerden değil, ’’özgürlük, gerçek demokrasi ve yurttaşlık bilinci içinde kendi pencerelerinden’’ bakmaları gerekir.