Dış Politika27 Mayıs 2005 00:00

SAKLANAN İFLASLAR

İKTİDARIN AB politikası iflas etmiştir. Son yıllarda dolaylı biçimde ima edilen ve ''anlayan anlasın'' diye pek dile getirilmeyen ''sözde ayrıcalıklı statü'' artık Fransa'da ve Almanya'da açıktan açığa söylenmeye başladı.   Bush 'tan randevu isteği çok uzun süre bekletildikten sonra, güç bela verildi; ama geciktirişin anlamını anlayan yok. Böyle bir durumda başka bir başbakan bu istekten vazgeçmiş olurdu. Türkiye'nin yakın tarihi göstermiştir ki, iflasları örtbas edenler iktidarın çevresinden uzaklaştığı zaman bu ''sonun başlangıcı'' demektir.renovation vejle renovation skive renova

           
İKTİDARIN AB politikası iflas etmiştir. Son yıllarda dolaylı biçimde ima edilen ve ''anlayan anlasın'' diye pek dile getirilmeyen ''sözde ayrıcalıklı statü'' artık Fransa'da ve Almanya'da açıktan açığa söylenmeye başladı.
Oysa, yıllar önce bunun farkına varmak ve gereksiz ödünler vere vere tam üyelik yolunda ısrardan vazgeçmek gerekirdi. Öyle olsaydı, bugünkü boynu bükük tutum çoktan değişir ve tam tersine kendi istediğini kendisi belirlemiş, bunun için de başı dik müzakere eden bir Türkiye ortaya çıkardı.



Şimdi, bir süre daha, tam üyelik istemek bir boş gurur konusu olarak sürdürülecek ve iktidar, sözcüleriyle ve elinde kalan medyasıyla, kurusıkı atmaya devam edecektir. Ama, iflas, bunlarla kamufle edilemeyecek kadar meydandadır.

Ne yazık ki, ülkeyi yönetenler, hâlâ, Patrikhane'nin küstahlığına karşı ses çıkaramayacak kadar ürkek kalmaktadırlar. Ses çıkarılsa, AB kızar korkusuyla.

İktidarın ABD politikası iflas etmiştir. Bush 'tan randevu isteği çok uzun süre bekletildikten sonra, güç bela verildi; ama geciktirişin anlamını anlayan yok. Böyle bir durumda başka bir başbakan bu istekten vazgeçmiş olurdu.

Bu iktidar ise, yine aynı beklentiyle, ''sözde stratejik müttefik'' in İncirlik konusunda istediklerini eninde sonunda karşılamış; apar topar düzenlenen bir İsrail gezisiyle Washington'a gülünç yollardan sıcak mesajlar vermeye çalışmış ve bütün bunlar randevu verilişin bunca gecikmesini önlemeye yetmemiştir.

İktidarın özelleştirme politikası iflas etmiştir. İflas söz konusu olmasaydı, ''Verimsizleri, zarar edenleri, kamuya yük olanları satıyoruz; elde edilecek gelirlerle yeni iş alanları açacağız'' gerekçesine dayanılarak satışlar yeterli sayılır ve o noktada durulurdu. Ama, satışlarla elde edilenler Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın kendi giderlerini karşılamaya ancak yetmiş, bu iktidar zamanında sıra, verimli işletilen ve şimdiye kadar devlete milyarlarca dolar gelir sağlayan kuruluşların satışına gelmiştir.

Böylece, özelleştirme politikası, kendi gerekçesi ve felsefesiyle bile açıkça çatışır duruma düşmüş oldu. Artık, bütün aldatmacalara ve oyalamalara karşın bu gerçeği görmeye başlamış olan halk yer yer isyan halindedir.

İflas, yavaş yavaş, iktidarın medyayla olan ilişkiler alanını da etkilemeye başladı. Belki, iktidar sahipleri açısından en fazla endişe verici gelişme budur. Çünkü, yapılan yanlışları eleştirmekten çekinen ve tam tersine bunları büyük başarılar olarak kamuoyuna takdim eden bir medya olmadıkça halk yığınlarını aldatmak ve oyalamak olanağı gitgide ortadan kalkacaktır.

Türkiye'nin yakın tarihi göstermiştir ki, iflasları örtbas edenler iktidarın çevresinden uzaklaştığı zaman bu ''sonun başlangıcı'' demektir.