Siyaset3 Ocak 2005 00:00

Haftanın Ali Kemali Yarışması - Bu Hafta Kim Olsun?

Açıkcası performansı ile bizi çok şaşırttı. Ülke ekonomisinde mevcut rant ve faiz çarkının dönmesi için gerekli olan kontrollü iyimserlik politikasında sağlam kamuoyu yaratıcılara ihtiyaç olduğu kesin. Deniz Gökçe'nin; Asaf Savaş Akat gibi isimlerle beraber yaptığı ve üniversite öğrencilerine geyik üzerinden liberalizm masallarını "ekonomi teorisi" diye pazarlama çalışması bu yolda açılan kulvarlardan biri. Gökçe; ekonomik kriz uyarısına yapanlara yönelik agresif tavrı ile sistem nezdindeki değerini bir kat daha arttırdığının ise fazlası ile farkında. Yaşadığımız kriz öncesinde; doların devalue edilmeyeceğini söyleyen ve kriz uyarısı yapanları yine bugünkü gibi felaket tellallığı ile suçlayan Gökçe'nin ; tahminlerini alt üst eden kriz sonrasında hala bize ahkam kesiyor konumda olması ise hizmet ettiği sistemin ona armağanı. Fakat insan gerçek değerini bazen farklı platformlarda test etmeli. Sistem veya sizi uslu uslu izleyen öğrenciler nezdinde çok değerli olduğunuzu zannedebilirsiniz...Fakat sizin için yaratılan bu vakumdan çıktığınız an farklı bir dünyada farklı bir tepki ile karşılaşırsınız...Deniz Gökçe gibilerin dev aynası sistemin onlara kiraladığı bir üründür..bizim değil. Kendi ekonomistlerini; dayatmaya çalıştıkları ekonomik teorilerle toplumlarına karşı agresif ve bihaber olmakla suçlayan "The Crisis of Vision in Modern Economic Thought"(Modern Ekonomik Düşüncede Vizyon Krizi) isimli kitabı Deniz Gökçe'ye uzun süredir tıkanan ufkunu açmak için hediye ediyoruz. sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectsrenovation vejle site renovaarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena


  HAFTANIN ALİ KEMAL'İ YARIŞMASI
 
03 Ocak 2005 
 
 
Geçen Oylamanın Galibi
Deniz Gökçe

Geçen oylama hayli ilginç bir seyir izledi.

Oylamanın başlaması ile birlikte Deniz Gökçe hiç beklemediğimiz bir çıkış yaptı ve uzun süre önde gittikten sonra; Ermeni faşizminin Türkiye temsilcisi Hrant Dink birinci ve AB-D Pravdası medyanın gösterge ismi Ertuğrul Özkök ikinci sıraya yerleşti.

Biz; gazete parçasında "Hoş Gidişler Ola" gibi manşetler atan ve yazılarında "Türkten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan" gibi ifadeler kullanan Hrant Dink'in bu birinciliği hiç kaybetmeyeceğini beklerken; birinci haftanın sonunda Deniz Gökçe çok ciddi bir hamle yaptı ve 200 oydan çok hızlı bir şekilde 900 oya tırmandı.

Açıkcası Deniz Gökçe'nin antipatik bulunduğunu bilirdik ama Hrant Dink gibi bir isme bu kadar fark atacağını tahmin edemedik. ..anlaşılan bu antipati örgütlü bir tepkiye vesile oldu.

Demek ki; anti-entellektüellik, Ermeni faşizmine göre çok daha sinir bozucu..

Toplam 1388 oyun kullanıldığı oylama şöyle sonuçlandı

İsim
Oy
"Türkten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan" gibi ifadeler kullanan Hrant Dink 221
ABD'nin Ortadoğu politikalarını eleştirenleri Washington ağzı ile tehdit eden Aslı Aydıntaşbaş 68
Türkiye'nin Ortadoğu'da etkin rol almasının bölge militanlığı olacağını savunan Ertuğrul Özkök 163
Kriz uyarısı yapan akademisyenlere "solcu baykuş" diye saldıran Deniz Gökçe 920
Hiçbiri 16



Yeni oylamanın adaylarını ve gerekçelerini aşağıda bulabilirsiniz.



Oylamak İçin Tıklayın




Açıkcası performansı ile bizi çok şaşırttı.

Ülke ekonomisinde mevcut rant ve faiz çarkının dönmesi için gerekli olan kontrollü iyimserlik politikasında sağlam kamuoyu yaratıcılara ihtiyaç olduğu kesin.

Deniz Gökçe'nin; Asaf Savaş Akat gibi isimlerle beraber yaptığı ve üniversite öğrencilerine geyik üzerinden liberalizm masallarını "ekonomi teorisi" diye pazarlama çalışması bu yolda açılan kulvarlardan biri.

Gökçe; ekonomik kriz uyarısına yapanlara yönelik agresif tavrı ile sistem nezdindeki değerini bir kat daha arttırdığının ise fazlası ile farkında.

Yaşadığımız kriz öncesinde; doların devalue edilmeyeceğini söyleyen ve kriz uyarısı yapanları yine bugünkü gibi felaket tellallığı ile suçlayan Gökçe'nin ; tahminlerini alt üst eden kriz sonrasında hala bize ahkam kesiyor konumda olması ise hizmet ettiği sistemin ona armağanı.

Fakat insan gerçek değerini bazen farklı platformlarda test etmeli.

Sistem veya sizi uslu uslu izleyen öğrenciler nezdinde çok değerli olduğunuzu zannedebilirsiniz...

Fakat sizin için yaratılan bu vakumdan çıktığınız an farklı bir dünyada farklı bir tepki ile karşılaşırsınız...

Deniz Gökçe gibilerin dev aynası sistemin onlara kiraladığı bir üründür..bizim değil.


Kendi ekonomistlerini; dayatmaya çalıştıkları ekonomik teorilerle toplumlarına karşı agresif ve bihaber olmakla suçlayan "The Crisis of Vision in Modern Economic Thought"(Modern Ekonomik Düşüncede Vizyon Krizi) isimli kitabı Deniz Gökçe'ye uzun süredir tıkanan ufkunu açmak için hediye ediyoruz.

 
 

Mehmet Altan

Türkiye'nin en travmatik anti-entellektüellerinden.

1980 döneminde yaşadığı travmanın boyutu nedir bilemeyiz ama ülke her an despot bir askeri rejime kayacakmış ve 1980'lerden zaman yolculuğu yapacak bir askeri jeep gelip kendisini evinden alacakmış paranoyası ile yaşıyor.

28 Şubat sürecinde zirve yapan bu paranoya onu herşeyin arkasında 28 Şubat'ı görmeye ve neredeyse Türkiye'nin kalkınma sürecindeki aksamayı buna bağlamaya kadar götürdü.

Türkiye'de akademisyen sıfatının ne kadar ucuz kazanıldığının da tipik bir göstergesi. Düşünce sistemlerini tek bir kalıba sokup, alternatif düşünce sistematiklerini marjinalize etmenin küresel faşizmin dayattığı küresel bir eğilim olduğunun farkındayız ve bu dalga çerçevesinde medya köşelerine yerleştirilen yazarlar arasında kendisi müstesna bir yere sahip.

AB kalemşörlüğü adına yaptıkları başlı başına bir tez konusu olabilir. "Modernleşme" ve "Kalkınma" adına savunduğu, Türkiye için katalizör olarak gördüğü AB projesi onun için tam bir "kutsal inek". Aleyhinde tek bir satır gördüğü an; militan Hindular gibi kuşanıyor abesliği.

17 Aralık sonrasında daha müzakereler sürerken bile "tamam bu iş bitmiştir; Türkiye AB'ye girmiştir" tarzı hezeyanları 80 IQ'nun üzerindeki herkes için komik bir manzaraydı ama hala 17 Aralıkta ne olduğunu ve Türkiye'ye ne dayatıldığını anlamamazlıktan gelip orada burada "Artık 2. Cumhuriyet Geldi" demeye devam eden Mehmet Altan; Altan soyadı açısından süregelen devalüasyonu geri dönülmez noktalara taşıyor.

Bürokratik ütopyacılığın zirve noktası olan AB'ye "özgürlük" adına destek veriyim derken; kafasına göre Cumhuriyet mühendisliği yapmaya çalışan ve bunu yaparken ne kadar yetersiz olduğunu görmeyen bu zat bu haftaki ilk adayımız.


 
 
Fatih Altaylı

Gelişim Spor'da; Hıncal Uluç'un yardımcılığını yaparken; son güne kadar bekleyip, son gece ekiple birlikte sabahlara kadar sayfa çizdiklerinin ertesinde odada yığınla bira şişesi ve videoda porno kaset bulurdu odayı temizleyenler. Bunlar gençlik yılları idi. Delikanlılığının zirvede olduğu yıllar.

Sonra nasıl olduysa spor basınından AB-D Pravdası medyaya hızlı bir geçiş yaptı ve o kendine has üslubunu ülke meseleleri için kullanmaya başladı. Abdullah Öcalan ile röportaj bile yaptı ki; bu hataya onu, o medya köşelerine taşıyan "kurumsal abileri" sürükledi. E; ne de olsa bu ülkede "kontrollü Kürtçülük" ekolünü temsil eden kurumsal abiler vardı ve bunlar Öcalan'ı "Türk Kürtçülüğü"nün sembolü olarak kullanmak istiyorlardı.

AB-D Pravdası medyada köşelerin nasıl kullanılabileceğini çok iyi kavradı ve Ahmet Vardar üslubunun uyarlanmış hali ile Ertuğrul Özkök'ün rolüne soyundu kendince. Toyluğu ve egosu bazıları açısından dezenformatif değer taşıyordu ve 17 Aralık sonrası "Genelkurmay Erdoğan'a arkandayız dedi" haberi dezenformasyon eşiğinin Erdoğan'ın danışmanlarına kadar düştüğünü dosta düşmana ilan ediverdi.

Kendisini bugünlerde; daha bir kaç ay öncesine kadar neredeyse küfür ettiği Tayyip Erdoğan'ın kanatları altında görüyoruz. Bulunduğu nokta onu rahatsız etmemiş olacak ki; "nasıl adam oluruz" ahkamı kestiği köşesinde hala "vıcık vıcık yağcılık" yapmakla övünebiliyor. Kurumsal abileri yarattıkları eserle memnun mu bilemeyiz ama biz çok memnunuz; her resmin bir negatife ihtiyacı vardır ve Türk medyasının geleceği açısından bu tarz negatiflere ihtiyac her zaman olacaktır.


 
 
İsmet Berkan

Medyanın sistemle temas ettiği noktalarda rötuşçulara; Demirelvari "ideologlara" ihtiyacı vardır. Çok konuşup; az şey söyleyen ve bunu çok şey söylemiş gibi pazarlayabilmek özelliğinden sözediyoruz.

Aranan temel özellik; dünyayı ve Türkiye'yi köşesine yansıttığından çok daha iyi okuyabildiği halde; entellektüel dürüstlüğü bir kenara bırakıp, kitleye bir yalanı inandırıcı bir şekilde söyleyebilme yeteneğidir.

Köşelerindeki resimleri bir yana; televizyonlarda konuşurken gördüğünüz de; cümleye başlayış şekilleri ile kendilerini belli ederler. Bir düşünce ifade etmekten çok; karşı tarafın beynine masaj yapmaya başlıyormuş gibi girerler konuşmalarına. Eda; "coğrafyaya hakimim, taradım, gözlemledim, çıkarılması gereken sonuç şudur" edasıdır. Bir kaç telefon edip, bir kaç bürokratın gönüllü dezenformasyonun maruz kalmayı gazetecilik saydıklarından olsa gerek.

Medyanın tepelerine tırmanabilmek için; sistemin baronlarının imgelerine referans yapma gereğini bildiklerinden ve bu konuda uzman abilerinin arasıra, bu tarz imge yazıları yazdığını gördüklerinden olsa gerek; "Talmud rahipleri ne kadar mutlu idi" tarzında yazılar bile yazdıkları olur. Okuduğunuzda Talmud'un bir iyilik ve mutluluk kitabı olduğunu zannedersiniz; içinde ensestten katle onlarca referans olduğunu bilmeden.

17 Aralık'ı Türkiye ve AB için yılın olayı ilan ederken; bunu objektif bir tartı üzerinden; iyi ve kötü yanları ile dengeli bir analizle yapsa gam yemeyeceğiz. Normalde tek yapması gereken şey Brüksel zirvesinden çıkan metni okuyup; dürüstçe kendisine "bu metin ne diyor" diye sormasıydı ama o her zamanki sis perdesi oyunculuğunu tercih etti ve Türkiye'nin dezenformatif tablosunda dolgu malzemesi olarak yerini aldı.

Resmine bakarken bir zamanlar bir arkadaşımızın söylediği bir cümle aklımıza geliyor : Kafasını kazıyan adamlardan korkacaksın; kafalarını çok matah bir şey zannederler!

 
 
Nazlı Ilıcak

Aynı anda hem Türk burjuvazisinin, hem de medyanın sembolü olan isimler listesinde baş sıralarda yer alır. Oğlunun dolandırıcılık davalarını da perspektife kattığınızda dahil olduğu liste sayısının artması kaçınılmaz.

Yalısında düzenlediği toplantılar; ülkemizi kemiren elitizmin Renoir tabloları gibi, boğaza karşı vatan kurtarılan ama aslında katılımcıların kendilerini kurtaracak/ihya edecek dinamikleri oluşturan toplantılardır.

"Anti-militarist" çizgi üzerinden kurguladığı düşünsel liberalizmin insan hakları konusundaki sınırı "başörtüsü" ile sınırlıdır. Başörtüsü konusunda bu toprakların maneviyatına referans yapan bir şahsiyetin; sözkonusu Kıbrıs olunca, Kıbrıs için binlerce evladını şehit veren bu toprakların maneviyatını es geçmesi; Ilıcak'ın arka planını bilmeyenler açısından bir çelişki gibi gözükebilir ama o yalıya gelip giden ziyaretçilerin sadece medyaya yansıyan değil; tam listesini bilenler ve içeride konuşulanları duyanlar bunun çelişki olmadığını çok iyi bilirler.

Hizmet edilen nokta doğru tespit edildiğinde; hizmet edenlerin sahne önünden gözüken bütün çelişkileri sahne arkasında çözülür.

17 Aralık sonrasında Kıbrıs üzerinden oluşacak karşı cepheyi nötralize etmek için canla başla çalışmaya başlayan ve "Kimi, "Kıbrıs'ı sattırmam" diyor, kimi "Ülkemizi bölecekler" diye feryat ediyor. Bilgi kirliliğinden özenle kaçınmak gerekiyor." diyen muhafazakarlığın küresel iyonizasyon teknolojisi ile donatılmış veri filtresi Nazlı Ilıcak bu haftanın dördüncü adayı.

 
 

"Ali Kemal" önerilerinizi, nedenleri ile birlikte bekliyoruz.

www.acikistihbarat.com