Dış Politika18 Mayıs 2005 00:00

KUŞATILAN TÜRKİYE VE BİZİMKİLERİN ONAYLAMA HEVESİ

"Bugün Kıbrıs sorununu irdelerken Global Dünya Düzenini şekillendirmeye çalışanları ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin neden gündeme getirildiğini düşünmemek mümkün mü? " Kıbrıs’a baktığımız zaman konuyu Recep Tayyip Erdoğan’ın iddia ettiği gibi sadece Ali - Alekko davası olarak görmek, ne devlet adamlığına sığar ve ne de yurtseverim diyen kimseye artı puan sağlar. Önemli olan son karar verilirken, evdeki bulgurdan da olmamaktır. Yüce Türk ulusunun Kıbrıs dosyasına bakarken, anavatan Türkiye haritasının Batılı şer güçler tarafından yeniden şekillendirilmeye çalışıldığını ve Sevr’i hortlatma peşinde olduklarını anlayacağına yürekten inanıyorum.oxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

  YENi DÜNYA DÜZENİ

GLOBAL ve BÖLGESEL GÜVENLiK DENGESi :

ABD-AB ve Türkiye ; "Vazgeçilemez KIBRIS"

I.Giriş : “Kıbrıs’ta Yeni Süreç”

Global siyaset ajandasının belirli dönemlerinde tartışma şiddetini sürdüren ancak, 2003 yılında artarak önem kazanan ve yoğun olarak gündemleri meşgul eden, önemli tartışma ve müzakerelere konu olan "Kıbrıs”, hem iç ve dış hemde ulusal ve uluslararası platformlardaki, ikili ve çok boyutlu değerlendirmelerle, global kamuoyundaki güncelliğini korumaktadir.Türk Hükümeti'nin dış politika hedeflerinde öncelikli Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri üzerine tartışmalar arasında “Kıbrıs”, önemli ve özel bir tartışmanın tarafı olarak lanse ediliyor. Avrupa Birliği tarafından bakılırsa, AB Helsinki Zirvesi sonuç deklarasyonuna yansıyan ve Türkiye’nin Avrupa Birliği ile varsayılan üyelik müzakerelerine ön-şart olarak sunulan, Kıbrıs’ta tarafların karşılıklı bir model üzerinde anlaşmalarını hedef olarak ortaya koyan yaklaşımla, Kıbrıs için yeni bir dönem başladı.

II. Kıbrıs Troykası

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan gözetimi ve planı etrafinda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında yukarıda anılan süreçle birlikte başlayan müzakere maratonu, yeni bir Troyka tiyatrosu olarak oynanmakta, güçlüklere rağmen bu sürecin bir nihayete ulaşması arzulanmaktadir. Troyka’nın bir tarafında BM, Avrupa Birliği Dönem Başkanı Yunanistan ve GKRY ila diğer tarafında ise, Türkiye ve KKTC bulunmaktadir. Bu global siyasi platformda, Türkiye, Kıbrıs konusunda atılacak adımlar, sunulacak modeller ve bulunacak çözümler konusunda edilgen bir konumda bırakılmaya çalışılmaktadir. Oysa ki, Kıbrıs global yeni denge içerisinde ve yeni güvenlik mimarisinde, bölgesindeki temel stratejik noktalardan biri olarak ; Türkiye’nin gelecek güvenliği açısından vazgeçilmezlik noktasında büyük bir öneme sahiptir. Elbette ki bu önemi, Kıbrıs konusundaki tartışmayı uluslararası ve ulusal güvenlik politikalarının iç etkili dış güvenlik stratejik açılımları niteliği gereği farklı bir platforma da taşıyor olmasi gayet olağandir.

III. Gelecek Projeksiyonu

Aşağida üç değişik açıdan değerlendirlecektir ;

1. Global Güvenlik Dengesi :

İki kutuplu güç dengesi sonrasında oluşan ve çok taraflı yeni dünya düzeninin global ve bölgesel seviyedeki güvenlik denge stratejisi, iki ana eksen üzerine oturmaktadir. Trans-atlantik (ABD) ve Batı (AB) ekseni olan, bu yeni eksenlerin gerilimini üzerinde taşıyan orta-hat güvenlik şeridi, hassas bir terazi olarak iki kefe arasinda bulunmaktadır. Batı kefesi’nde Doğu Akdeniz ve Orta-Doğu alani mevcut iken, Doğu kefesinde Hindistan-Pakistan-Afganistan (Hint üçgeni) yerini almaktadir. Bu alanlari dengeleyen stratejik güvenlik noktalarin ise ; Kıbrıs(KKTC-GKRY) ve Filistin(Israil) olduğu açiktir.

2. Doğu-Akdeniz Güvenlik Mimarisi : “Çekirdek Güvenlik Alani” : Hazar havzasının güney-batı alt açılımı, Körfez havzasının batı açılımı ve Afro-Avrasya eklemlerinin kesişme noktası olarak, çekirdek güvenlik alanı olarak tanımlanan Doğu-Akdeniz alanı, kendine özgü (sui generis) yapısi itibariyle, global denge içerisinde yeni bir bölgesel iç denge alanı niteliğine kavuşma çabasındadır. Bu jeo-stratejik özelliği ve doğal yapısı gereği, global-bölgesel stratejik denge sistemleri üzerinde daha etkili ve belirleyici olarakda ortaya çıkmaktadır.

Avrupa Birliği (Avrupa–Akdeniz/Barselona Süreci) açısından, “Güney-Doğu Avrupa Güvenlik Mimarisi”; Türkiye (ABD, İngiltere, İsrail ve Mısır) açısından ise, “Doğu-Akdeniz Güvenlik Mimarisi” olarak adlandırılmaktadır.

Doğu-Akdeniz Güvenlik Mimarisi, merkezi Avrasya ile Afro-Avrasya alanı arasında temel kontrol noktasıdır. Doğu-Akdeniz Güvenlik Mimarisi için merkez üs ; KIBRIS ’tır. Kıbrıs için stratejik alan-içi diğer denge noktası ise, FiLiSTiN’dir.

Buna karşılık, Güney-Doğu Avrupa Güvenlik Mimarisi için merkez alan ise, Orta Balkanlar olup, bu bölgesel güvenlik mimarisinin alt-sınır noktası veya Avrupa’nın güney-doğu sınır merkezi ise, yine KIBRIS olmaktadır.

Yeni Dünya Düzeni’nde, global denge üzerinde etkili ve hakim olma stratejisi kapsamında ; Doğu-Akdeniz Güvenlik Mimarisi’nin tanımlanması ve Kıbrıs için konumlanma stratejisi ile doğrudan orantılıdır.

Doğu-Akdeniz Güvenlik Mimarisi ile yakın gelecekte, İç Akdeniz ve Yakın-Doğu kapsamlı bir “Doğu-Akdeniz Stratejik Ekonomik Ortaklığı”, dolayısıyla barış ve istikrar ortamı yaratılması hedeflenmektedir. Doğal olarak, bu stratejik işbirligi veya ortaklık ise ; ABD, Türkiye, İsrail, Mısır, Suriye ve diğer bölge ülkelerinin ortak çıkar geleceği olacaktır.

Bu yapıda etkin bir Avrupa Birliği yerine, AB’nin global bir diğer üye statüsü söz konusu olacaktır. Türkiye için jeo-politik nüfuz sahası olarak Doğu-Akdeniz Güvenlik Mimarisi, coğrafi olmayan ortaklar ile daha yararlı olacaktır. Coğrafi olarak aynı alan üzerinde bulunan işbirliklerde, çoğunlukla jeo-politik çatışma ve karşı tarafı içeriden kuşatma eğilimli yaklaşımlar ağırlık kazanabilecektir.

3. Türkiye’nin Ulusal Güvenliği : “Yakin Çevre Güvenliği” : Global-bölgesel konumlanma dışında, Türkiye’nin ulusal güvenlik siyaseti içerisinde, dış güvenlik açısından en önemli konsept ; “Yakın Çevre Güvenliği Stratejik Algılama ve Kavrayışı”’dır. Türkiye’nin iç etkili dış güvenlik yaklaşımında, NATO global güvenlik politikalarindaki değişiklikler ile birlikte etkili olan “Ulusal menfaat için seviye değişiklikleri”dir.

Türkiye’nin jeo-politik konum avantajları (potansiyel menfaatler) yanında, jeo-politik dezavantajları (potansiyel tehditler) de mevcuttur.

Doğu ve Güney alanlarında sıcak tehdit seviyesi, Kuzey ve Bati yönünde istikrarsızlık yaratıcı soğuk tehdit seviyesi hareketlilik arz etmektedir. Diplomatik niteliğe bürünen sıcak tehdit ve soğuk tehdit karışımını, “Ilık Savaş Stratejisi” ya da “Asimetrik Tehdit Baskısı” olarak nitelendirilen bir perspektifte Kıbrıs konusu değerlendirilmelidir.

Tek taraflı bir AB direktifi çerçevesinde, GKRY’nin Kıbrıs’ın tamamını temsil edebilecek bir nitelik ile AB’ye üye yapılma sürecinde, GKRY bir araç olarak Yunanistan ulusal menfaatlerine hizmet ederken, aynı zamanda AB’nin güvenlik ve jeo-politik nüfuz sahasını Türkiye için yakın çevre güvenlik riski oluşturacak şekilde genişletmekte’dir.

Türkiye için iç güvenlik sınırı ; sınırlarımızdan 150 km dışarıdan başlamaktadır. Sınır güvenliğimiz ise ; sınırlarımızdan 1500 km dışarıdadir. Bu güvenlik alanı, aynı zamanda yakın çevre güvenlik kuşağımızı da oluşturmaktadır. Özetle Kıbrıs, Türkiye için güney sektöründe hem bir yakın çevre güvenlik noktası hem de konuşlanan dış kuvvetlerin niteliğine göre aynı zamanda asimetrik tehdit noktası konumundadır.

AB’nin Türkiye ile ilişkilerinde, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan karşılıklı menfaat ve dayanışma prensibi bünyesinde ve yönünde, Türkiye’nin yakın çevre güvenliğini de dikkate almayı hedefliyorsa, eğer ki KKTC’nin de doğrudan tanınan bir ülke olarak AB’ye girmesini veya tanınmış bir ülke olarak ilişki kurulmasını gerektirmekte oldugu hususu, bölgedeki barışı korumak açısından gayet açıktır. Oysa ki, AB Helsinki açısından sonuçlanmamış bir model ile, GKRY’nin Kıbrıs’ın tamamını temsil ile AB’ye girmesi durumunda, KKTC bölümü sözde Kıbrıs’ın Türkiye tarafından işgal edilmiş toprakları olarak telakki edilebilme tehlikesi devam edebilecektir.

Doğu-Akdeniz Güvenlik Mimarisi ve Güçler Dengesi açısından, AB’nin doğrudan sıcak müdahaleyi göze alması da pek olası görünmemektedir. Bunun yerine yoğunlaştırılmış Kıbrıs müzakeresi sürecinde, KKTC alanı içerisinde istikrarsızlık yaratmak ve iç karışıklığa uluslararası müdahale (barış kurucu amaçla-dolaylı askeri kuvvet bulundurma) olanağı yaratmak AB’nin izleyeceği daha gerçekçi bir yöntem olabileceği gözlemlenebilir.

AB’nin muhtemel baskıları karşısında, ulusal tehdid riski hatırlatmasında bulunmak, "hapse girmez isek, zaten idam olacağız kıskacına düşmek" gibi bir sonucu doğurmaktadır. Oysa ki, Türkiye için Kıbrıs başta olmak üzere diğer konularda AB ile yürütülen müzakere sürecinde, AB’nin endişeler taşıması, Türkiye’nin ise ulusal gereklilikleri ile uluslararası(üstü) normların sentezini yapması zorunluluğuna dayanmalıdır.

Türkiye’nin AB’nin “asimetrik tehdit baskısı”’nı, karşı değişiklik önerilerini dikkatlice yapmak suretiyle bertaraf edememesi durumunda, bunu içerisinde taşıyacağı bir duruma düşme gafleti, bir süre sonra delalete dönüşebilir.


4. AB Güvenlik ve Savunma Politikası ve Türkiye : “Gerilim Stratejisi ve Geleceği Kuşatmak” : Avrupa Birliği Konvansiyonu bünyesinde, AB henüz kurumsal kimliğini ve anayasal yapısını hazırlamakla birlikte, tam olarak oluşturamamıştır.

Bu süreçte, Alman jeo-politik nüfuz alanının belirleyici etkisi de genel olarak hissedilmektedir. AB’nin Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası(AGSP) için geliştirmekte olduğu yeni konsept, NATO fonksiyonları dışında Doğu ve Güney sektörlerinde bölgesel yapılar üzerinde egemenlik değişimleri başta olmak üzere, yenileştirme amaçlarını taşımaktadır.

Şöyle ki; Arnavutluk, Makedonya, Kosova, Bosna, Bulgaristan, Batı Trakya ile Ukrayna ve Gürcistan noktalarında; AB’nin jeo-politik nüfuzu ile Türkiye’nin jeo-politik nüfuzu kesişmekte ve çatışmaktadır.

Yakın gelecekte Gürcistan’da belirginleşecek olan ayrışma, geçtiğimiz dönemde artan ve devam eden Arnavutluk-Makedonya ekseninde karşıtlık, Kıbrıs ile yeni bir sürece girecektir. Bununla birlikte Kıbrıs konusu, coğrafi tehdit seviyesini de arttırmaktadır.

AB, Türkiye’nin güney sektöründeki “kaabiliyetlerini sınırlama tehdidini” saklı olarak arttırmaktadır. Bu ise, ülkenin geleceğini kuşatma altına alma stratejisinin bir parçasından başka birşey değildir.

IV. Sonuç

Türkiye’nin stratejik önemi, terörle ve kitle imha silahlari tehdidi ile mücadele bünyesinde yürütülen, Irak operasyonu ile belirginleşmiştir. ABD ile stratejik işbirlikleri derinleşebilir. ABD ile Avrupa’nın yakınlaşması (Trans-atlantik ve Avrupa işbirliği) ve NATO’nun ön plana çıkması ile Avrupa’nın Türkiye’ye yaklaşımındaki sert tutumlar törpülenebilir.

Yeni Dünya Düzeni, her ülke için olduğu gibi Türkiye için de önemli ödevleri yerine getirme zorunluluğunu ortaya koymaktadır :

AB ile ilişkiler süreci içerisinde kaybolan bir çok ulusal siyasi değişiklik gereklilikleri kamuoyu ile paylaşılmalıdır.

Kıbrıs’ta ulusal güvenlik politikalarımızın bir hedefi olarak ; “iki bağımsız devlet ve iki ayrı millet” kesin olarak, BM ve AB sonuç belgelerine yansıtılmalıdır.

 Özü tarihsel uzlaşmaya dayalı AB‘nin önceliği, Türk-Yunan tarihi uzlaşma sürecinin yolunu açacak “AB ve GKRY’nin KKTC’yi tanıması” kaydıyla 2004 yılında, aday ülke Kıbrıs ile Türkiye’nin eş-zamanlı üyeliğini değerlendirmesinden normal ne olabilir ki ?. Elbette ki aksi durumda, Türkiye’nin güvenliğine asimetrik tehdit baskısı olarak algılanıp ; GKRY ile birlikte Yunanistan ve AB dolaylı çatışmanın çerçevesi içerisinde değerlendirilip, potansiyel ve stratejik güç temeline dayalı müzakerelerle ; 2004’ten önce riskleriyle birlikte KKTC’yi ilhakı dahi düşünülebilir.

 Garantörlük (Zürih ve Londra) Protokolleri ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasal statü gereği ; “ üniter bir devlet olmayıp, kendine özgü (sui generis) koşullarda, içeride tahakkümü önleyici tedbirleri içeren ve iki kurucu ortağın eşitliğine dayanan garanti altına alınmış bir ortaklık konsepti mevcut olup, Kıbrıs’ın uluslararası bir kuruma (AB’ne) müracaat edebilmesi için, Yunanistan ve Türkiye’ninde birlikte üye olmaları ve ayrıca içeride de her iki ortağın(GKRY ve KKTC) buna razı olmalari gerektiği” hukuki olarak sarihtir.

 Hal böyle iken, uluslararası kamuoyunun, “Akritas Planını ve Enosis kararını” ve uygulamalarını görmezden gelerek, 1974’den sonrasına konsantre olması tarafsızlığını delmekle birlikte hukuk ve güç dengesi eksenindeki soruyu akla getirmektedir. Bu durumda Türkiye’nin bu konuyu, BM nezdinde kabul görmüş garantör ülkeler olan Ingiltere ve Yunanistanı ivedilikle biraraya getirmek suretiyle ; “ihlal etmekte oldukları hususlar nedeniyle, yakın ve uzak hertürlü gelecekte, bölge çocuklarının barış rüyalarının gerçekleşemeyecek hayaller haline dönüşmemesi için” çözüm yoluna gidilmesini, haklarının korunması ve saygı duyulmasını, hukuki anlamda ve gücü oranında sağlayabilmesi ile doğru orantılı olacaktır.

Özetle BM ve AB, Kıbrıs hususunda ; yeni, kalıcı, barışçıl ve kabul edilebilir meşru bir dengeyi Türkiye ile işbirliği içerisinde oluşturmadan, eskisini tasfiyeye girişmesi bölgesel ve global dengeyi de olumsuz yönde etkileyecek abes ile iştigaldir.

Hakan HANLI

Uluslararası ve AB Hukuku uzmanı

NOT:    Tüm bu gerçekleri gözönüne alan her düşünmesini becerebilen zekaya sahip halkın tepkisine rağmen, içimizdeki ihanet yuvaları paronayak yaftasını yapıştırmaktan zevk almaktadır. ALİ KEMAL olmaktan hiç utanmayan tüm bunlara rağmen, bizler vatanseverler olarak usanmadan tepkimizi dile getirmeliyiz.

        Yarın ''keşke..'' dememek için bugün bile yapabileceğimiz çok iş var.İlk iş olarak biz ASİL halkın VEKALETİNİ alan milletvekillerimize faks ile ulaşmak ve ''GÜMRÜKBİRLİĞİ. EK PROTOKOLLERİ OYLAMASI için RED'' oyuna davet etmektir..

http://www.heddam.com/Flash/RedFlash.html

    Lütfen bu adrese bakın... Seçtiğiniz yada sizi temsil ettiğini iddia eden vekillere oradaki red yazısını yollayalım........Sadece bilmek yetmez, içimizden kızmakda yetmez. Eğer oradaki vekil beni temsil ediyorsa, benim dediğimi yapmak zorunda. Çünkü BEN ASİLİM. O VEKİL. BİRİNİN HATIRLATMASI GEREKİR!!!!                             SAYGILARIMLA.