Dış Politika24 Mayıs 2005 00:00

DİĞER YANAĞIMIZI DA YUNANLILAR ÖPÜYOR - Hüseyin Mümtaz

Yunanlı casus yakalıyoruz, heriflerin Yunan istihbaratının elemanı oldukları, çektikleri askeri birlik fotoğrafları, üstlerinde bulunan teçhizat belli.. Suçüstü yakalıyor jandarma..Serbest bırakıyoruz. Gül meslektaşı Moliviyatis’i arıyor, iki Dışişleri Bakanı “olayın büyütülmemesi” üzerinde anlaşmaya varıyorlar.Casusu biz yakalıyoruz, çekilen fotoğraflar bizim, biz arayıp, olayı büyütmeyelim diyoruz..Bu ülkenin kanunları yok mu? Casusluk suç mu değil, serbest mi bırakıldı? Sonra kalkıp Eurovision yarışmasında bu Yunanistan’a Türk(iye) jürisi tam puan olan 12’yi veriyor.Bizim jürideki “müzik evrenseldir, milliyeti olmaz” yaklaşımı neden Yunan ve Kıbrıs Rum Yönetimi jürisinde yok da onlardan bize 12’şer  puan “asla” çıkmıyor? cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenadiscount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cardsoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Kim ne derse desin mazoşist ve nekrofil bir toplum olduk. Meraklısı sözlüğe baksın, kendine eziyet eden ve edilmesini seven, sıkıntılara, üzüntü ve gözyaşına âşık bir toplum…

Alçak bisiklete kolay binilirmiş ya bir taraftan Rumlar, bir taraftan Yunanlılar bir yanağımızı bırakıp, öbürünü öpüyorlar.

Aydın'ın Baltacı köyünde bulunan mühimmat deposunu fotoğraflarken yakalanan, ancak daha sonra serbest bırakılan iki Yunanlının, EİP'in (Yunanistan gizli istihbarat örgütü) askeri kanadından ve subay oldukları öğreniliyor. Yunan Ekstra 3 adlı kanalda yer alan habere göre olayın Türk Dışişleri Bakanlığı'na yansıması üzerine Gül, Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis 'i arayarak gelişmelerle ilgili bilgi veriyor. İki ülke dışişleri bakanları arasında bulunan kırmızı hattan konuşan bakanlar, olayın iki ülke “ilişkilerini olumsuz etkilemeyeceği” konusunda anlaşmaya varıyor.. Ardından, Yunan silahlı kuvvetlerinde subay oldukları belirtilen iki kişi, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor.. Evangelos Polisos ile Konstandinos Tombuloğlu adlı iki Yunanın üzerlerinde ve otel odalarında yapılan aramalarda iki fotoğraf makinesi, beş cep telefonu, bir dürbün, ses kayıt cihazları, uydu bağlantılı telefonlar, başka isimler adına düzenlenmiş sahte evrak ve pasaportlar ele geçiriliyor. Yunanlıların çektikleri kayıtlarda  fabrikalar ile bazı tank taburları, termik santral, denize yakın bir depo ile bazı limanların detaylarının görüntülendiği anlaşılıyor. Ekstra 3 kanalı ise otel odasında silahlar bulunduğunu da iddia ediyor.

Yunanlı casus yakalıyoruz, heriflerin Yunan istihbaratının elemanı oldukları, çektikleri askeri birlik fotoğrafları, üstlerinde bulunan teçhizat belli.. Suçüstü yakalıyor jandarma..

Serbest bırakıyoruz.

Gül meslektaşı Moliviyatis’i arıyor, iki Dışişleri Bakanı “olayın büyütülmemesi” üzerinde anlaşmaya varıyorlar.

Casusu biz yakalıyoruz, çekilen fotoğraflar bizim, biz arayıp, olayı büyütmeyelim diyoruz..

Bu ülkenin kanunları yok mu? Casusluk suç mu değil, serbest mi bırakıldı?

Otel odasındaki silahların ruhsatı taşıma idi, bulundurma mı?

İki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi kapsamında Deniz Harb Okulu Öğrencileri Yunanistan’a gidiyor. Orada Yunan Harb Okulu’nda “misafir” ediliyorlar.

Bir gece odalarına geliyorlar ki masalarına, yırtılmış, üzerine küfürler yazılmış bir Türk bayrağı bırakılmış.

Öğrencileri derhal geri çağırıyoruz ama olayı, “iki ülke ilişkisi bozulmasın” diye basına yansıtmıyoruz.

Genelkurmay Başkanlığı, Yunan Kara Harp Okulu’nda yırtılıp üzerine çirkin yazılar yazılan Türk bayrağının görüntülerini kamuoyuna yansıtmak istemiyor. Genelkurmay’dan bir yetkili, ‘Bu görüntüler halkımızda infial yaratabilir. Olayı tırmandırır. Oysa, iki ülke arasında güven ortamının geliştirilmesinden ve barıştan yanayız’ diyor.

Üç gün sonra Yunan gazeteleri yazınca da celallenip “özür beklediğimizi” ilan ediyoruz.

İlgililer fotoğraf ve belgelerin arşivde saklanacağını vurguluyor. Genelkurmay Karargáhı Dumlupınar Salonu’nda, bayrak kriziyle ilgili savunma muhabirlerine Nisan’ın 26’sında verilen brifingte Yunanistan’la ‘bayrak krizi’nin aşıldığı, iki ülke silahlı kuvvetleri arasında ‘güven artırıcı önlemlere’ devam edileceği bildiriliyor.

Özrü neden Genelkurmay bekliyor, basına açıklamayı neden Genelkurmay yapıyor anlamıyorum.

Diplomasiyi asker yapacaksa, dışişlerine ne gerek var?

Yukarıdaki cümledeki öznelerin yerini değiştirerek düşünmeyi, tersini önermeyi aklımın ucundan geçirmek bile istemiyorum.

Bayrağı yırtılan, üzerine sövülen biz, olayı basına yansıtmayan yine biz.

Kardak’ta Yunanlı balıkçılar Türk karasularına giriyor.. Türk sahil Güvenlik botu onları çıkarmak için gelince Yunan Sahil Güvenlik botu da gelip Türk karasularına demirliyor.

O saatlerde Yunan Dışişleri Bakanı Moliviyatis de Ankara’da.. “İki ülke arasındaki ilişkiler” bozulmasın diye Türk botu, karasularına giren Yunan botunu çıkarmıyor, borda bordaya demirleyip bekliyorlar.

Sonunda her ikisi de “lütfen” aynı saatte bölgeden ayrılıyor. “Kriz” bitiyor.

Karasularına girilen biz, “olay çıkarmayan” gene biz.

Bu sefer de silahlı botumuzu bir diplomasi aracı olarak kullanıyoruz.

Kardak Türk kara sularında mı? Değilse oraya bot gönderip neden sancak gösteriyoruz?

Sancak gösterince neden gereğini yapmıyoruz?

Adamlar 15 Mayıs 1919’u Rum-Pontus Soykırımı’nın başlangıcı olarak kabul ediyor.

Selanik’te Pontus mitingi yapıyor.

43 bin Batı Trakya Türkü’nün vatandaşlığını siliyor.

Sonra kalkıp Eurovision yarışmasında bu Yunanistan’a Türk(iye) jürisi tam puan olan 12’yi veriyor.

Hadi verdi; jüri de ortalama sokaktaki vatandaşlardan teşekkül etti diyelim; naklen yayındaki peruğu bile ağarmış sunucu neden “Evet 12 puan komşuya gitti” diye sevinç çığlığı basıyor?

Bizim jürideki “müzik evrenseldir, milliyeti olmaz” yaklaşımı neden Yunan ve Kıbrıs Rum Yönetimi jürisinde yok da onlardan bize 12’şer  puan “asla” çıkmıyor?

“Dinamik Toplum Mühendisleri” kumda oynayıp zart zurt sosyo-ekolojik sisteme müdahale edeceklerine bu sosyal bozuklukların üzerinde dursalar daha iyi olur.

Yoksa istedikleri zaten böyle tamamen omurgasız, şekilsiz, fikirsiz bir “deniz anası” prototip mi yaratmak?  22 Mayıs 2005

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’İNCİ ALAY HERYERDE 

  HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”