Dış Politika13 Mayıs 2005 00:00

Hükümetin seçeneksizliği - Hasan ünal

PKK bu Mahkeme yoluyla Türkiye''den tazminat alıyor.Kıbrıs davası bu Mahkeme yüzünden elimizden kayıyor.Ve şimdi de Mahkeme Öcalan bombasını Türkiye''ye attı. Öcalan''a isnat edilen ve sabit görülen suçlar ortadayken Mahkeme''nin adil yargılanma olmadığına hükmetmesinin ne anlamı olabilir? Çünkü Öcalan nerede ve nasıl yargılanırsa yargılansın aynı cezayı alır.O halde bu konuyu zorlamanın anlamı ne? Bunun ne anlama geldiğini evvelki günkü AB Komisyonu açıklamasından anlıyoruz: Brüksel''deki beyler ve bayanlar konuyu not etmişler ve uygulama bekliyorlarmış.Öcalan da ilk demecini (!) vermiş: Yeniden yargılama konusu Kürt meselesinin çözümü için bir fırsat olacakmış. Bu iki açıklama aslında ne istendiğini gösteriyor.sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin maziloarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena

AİHM Öcalan''ın adil yargılanmadığına hükmetti.

Şekil açısından bulduğu eksikliklere katılmak mümkün değil.

Devlet Güvenlik Mahkemesi''nde o zaman yer alan askeri hakimin davanın gidişatını etkilediğini söylemek zorlama bir yorum.

Çünkü o sırada anayasa değişikliği yapıldı.

Askeri hakimlerin devre dışına çıkarılması yolunda yapılan bu değişikliğin ardından, İmralı davasında bulunan ve o zamana kadar mahkeme safahatini sadece seyretmekle yetinen askeri hakim geri çekilidi.

Dolayısıyla o hakimin mahkeme kararını etkilediğini söyleyebilmek haksızlıktır.

İddianamenin Öcalan''ın avukatlarına zamanında verilmediği ve avukatların savunma yapmak için yeterli zaman bulamadıkları gibi iddialar da epeyce zorlama.

O mahkemenin savcısı Sayın Talat Şalk da bunların varit olmadığını tek tek anlatıyor.

Ama bu mahkeme maalesef böyle.

Oldukça siyasi kararlar alabiliyor ve özellikle de Türkiye konusunda bunu yapıyor.

Kıbrıs''a ilişkin davalarda Mahkeme, sürekli hukuk katliamıyla meşgul.

Ve bu mahkemenin kararları Kıbrıs sorununda çözümün önünü tıkayan temel unsurlardan birisi haline geldi. AİHM''nin Güneydoğu meselesiyle ilgili davalarda da pervasız kararlar aldığını biliyoruz.

İşin uzmanı Sayın Doç. Dr. Şeref Ünal''ın çalışmaları bu mahkemenin Türkiye konusunda hukuku nasıl katlettiğini gösteren örnekleri sergiliyor.

Hatta denilebilir ki, bu Mahkeme Refah ve Fazilet Partileri''nin kapatılmasından, başörtüsü konusuna kadar bir dizi başka mevzuda da siyasi nitelikli kararlar vermektedir.

Örneğin Kıbrıs''ta meseleyi bir iç hukuk sorunu haline getirip, mülkiyet konusunu bu kadar öne çıkaran kararını Bosna barışına uygulamaya kalksak, o zaman Dayton anlaşmasının toptan ortadan kalktığını ve savaşın yeniden başladığını görürüz.

Ama ne diyelim, orada böyle bir mahkeme sürecini zorlayan yok.

Avrupalılar onlara hatırlatmıyor.

Biz de mahkemeyi içinden çıkamayacağı binlerce hatta on binlerce dava ile meşgul edecek böyle konuları ilgili taraflara anlatma yolunu seçmedik.

Sonuçta bu Mahkeme Türkiye''nin dış güvenliği açısından tam bir risk faktörü haline geldi.

PKK bu Mahkeme yoluyla Türkiye''den tazminat alıyor.

Kıbrıs davası bu Mahkeme yüzünden elimizden kayıyor.

Ve şimdi de Mahkeme Öcalan bombasını Türkiye''ye attı. Öcalan''a isnat edilen ve sabit görülen suçlar ortadayken Mahkeme''nin adil yargılanma olmadığına hükmetmesinin ne anlamı olabilir? Çünkü Öcalan nerede ve nasıl yargılanırsa yargılansın aynı cezayı alır.

O halde bu konuyu zorlamanın anlamı ne? Bunun ne anlama geldiğini evvelki günkü AB Komisyonu açıklamasından anlıyoruz: Brüksel''deki beyler ve bayanlar konuyu not etmişler ve uygulama bekliyorlarmış.

Öcalan da ilk demecini (!) vermiş: Yeniden yargılama konusu Kürt meselesinin çözümü için bir fırsat olacakmış. Bu iki açıklama aslında ne istendiğini gösteriyor.

Kendimizi kandırmayalım.

Uzunca bir süre devam etmesi beklenen bu mahkeme sırasında AB''den Öcalan ve diğer PKK''lılar için genel af talepleri bile gelirse, buna şaşırmayalım.

6 Ekim 2004 tarihli ilerleme raporlarında AB''nin bu Mahkeme''nin kararlarına Türkiye''nin uymasıyla ilgili ısrarcı paragraflara yer vermiş olması tesadüf değildi.

Üstelik bu uygulamaları hem Kıbrıs hem de Güneydoğu bağlantılı konularda istemekteydiler.

Kısacası ortak bir tavırla karşı karşıyayız. Bunun komplo teorisi olduğunu söylecekler sadece bu işin parçası olanlardır.

Mesele açıklık kazanmaktadır.

AB bir yandan Öcalan''ı 3 Ekim''de Türkiye''yi müzakerelere başlatmamak için bahane olarak kullanacak ve öte yandan da Öcalan ve hempalarını siyasi tutuklular haline döndürmek suretiyle affedilmelerini temin etmeye çalışacaktır.

İşin garip tarafı bütün geleceğini AB ile gerçekte üyelik vadetmeyen müzakerelere bağlamış bulunan bu hükümet ve ona yardakçılık eden basın ve televizyonların bu sürece destek vermekten başka çareleri yok.

Ama hükümet ve bu çevreler iyi bilmeliler ki, ne yaparlarsa yapsınlar AB daha fazlasını isteyecek ve sonuçta bu çevreleri ortada bırakacaktır.

Basın ve televizyonlar suçu hükümete atmak için bahane bulurlar.

Ama hükümet suçu kime atacak?