İnsanlığın Olmazsa Olmazı: Anti-Emperyalizm - Oruç Arda
Bir devletin başka bir devleti (yahut milletleri) askerî, iktisadî ve kültürel yöntemlerle tahakkümü altına almasıdır. Emperyalizmin vücut bulduğu zaman ve mekânlarda, insanlığın en zalim ve insanlık dışı ‘değişim’ projeleri tatbik edilir. Geçmiş ve şimdiki zaman gösteriyor ki, emperyalizmin tahakküm nesnesi olanlar, sadece maddî bağımsızlıklarını yitirmekle kalmazlar, aynı zamanda ‘kendileri gibi olma’ bağımsızlığını, dolayısıyla özgün varoluşlarını da yitirirler. buscopan link buscopan pluscialis walgreen coupon site cialis coupon
Emperyalistlerin bu ‘değiştirme’ gücü, emperyalizmin nesnesi olan milletler tarafından ‘gelişim’, ‘ilerleme’ veya ‘değişim’ olarak haklılaştırılarak, çağın/dünyanın/hayatın gerekliliği doğrultusunda ‘hür’ iradeleri tarafından yapılmış bir hadise olarak meşrulaştırılır. Emperyalist süreçlere maruz kalan milletlerin dilleri, dinleri ve ahlâkları büyük ölçüde dönüştürülmeye çalışılır ve bu dönüştürülmek istenen unsurların emperyalizme karşı direnç noktaları olmasının önüne geçilmesi hedeflenir.
Emperyalizm, modernliğin ayrılmaz parçasıdır. Emperyalizm olmadan modernliğin var kalması mümkün değildir. Zira ‘sermaye’, ‘piyasa’, ‘tüketim toplumu’ vs. gibi modernliğin kapitalist yapıtaşlarının beslenmesi için emperyalist yağmalar ve zulümler zaruridir.
Kimdir Emperyalist?
Bugün itibariyle, önde gelen emperyalistler Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’dir. Özellikle ABD, ‘baş emperyalist’ olarak bütün dünya milletlerini tehdit etmektedir. ABD, küreselleşme sürecinin baş aktörü sıfatıyla, demokrasi ve özgürlük götürmek iddiası adı altında emperyalizmine yeni ülkeler işgale ediyor. AB de, ABD’nin bu zalim sömürüsünü, son tahlilde kendi lehine de olduğu için onaylamakta ve desteklemektedir.
Modernliğin taşıyıcı aktörleri olarak Batılı devletlerin bugünün küresel emperyalistleri olması, tabiîdir. Çünkü, Amerikalı ve Avrupalılar, Batı dışı milletleri sömürmeleri sayesinde dünya ölçeğinde medeniyetlerini (modernliği) genişletme imkânı bulmuşlardır. Bugün bu ‘emperyalist dünya düzeni’nin yeni hâline küreselleşme adı verilmektedir ve bu da insanlığın tabiî bir tarihî seyir şekliymiş gibi empoze edilmektedir. Emperyalist ABD ve onun ‘Sanço’su AB; askerî, iktisadî ve kültürel emperyalizmin her türlü vasıtasını seferber ederek, küreselleşmenin tek ve yekpâre mütehakkimi olmayı sürdürüyorlar. ABD ve AB emperyalistleri bu süreçte, Batı dışı milletlere sadece sömürülmeyi reva görüyorlar. Soykırımı icat eden Batılı emperyalistler, tarihlerinin başlangıcından itibaren kavimleri, kültürleri ve vatanları imha etmekle meşgûller.
Avrupalıların Haçlı seferlerinde yaptığı Müslüman katliamı, İspanyol ve Amerikalıların (Anglo-Saksonların) yerli soykırımı, Avrupalıların hep beraber yaptıkları Afrikalı soykırımı ve köleleştirme, ‘Papa’lık (en azılı düşmanın bile indirmeye gücü yetmediği ayyıldızlı bayrağın, bizzat Türkiye devleti hükümeti tarafından ‘Papa’lık için yarıya indirildiğini Türk milleti asla unutmayacaktır!) makamının desteğiyle İspanyol Katoliklerinin yaptığı Endülüs vahşeti, Almanya’daki Yahudi soykırımı, Amerikalıların Dresden’de yaptığı halk katliamı, yine Amerikalıların insan mezbahasına dönüştürdüğü Vietnam işgali, Avrupalıların desteklediği Hırvatlar (hani Türkiye’den önce AB üyeliği verilecek olan o malûm Hırvatlar) tarafından toplu mezarlara doldurulan Bosna-Herseklilerin faciası, 20. ve 21. yüzyılın en büyük emperyalisti ABD tarafından Afganistan ve Irak’ta halen sürdürülen Müslüman soykırımı… Zulümleri saymakla bitmeyen emperyalistleri artık tanıdınız mı? İşte emperyalistler: Amerikalılar ve Avrupalılar! Resmi adıyla ABD ve AB...
Anti-Emperyalist Olmadan İnsan Olunmaz !
Emperyalist devlet, gerçek dışı gerekçeler uydurarak başta kendi halkının, sonra da dünya kamuoyunun iradesini maniple eder. Meselâ emperyalist ABD, sömürüsünü gizlemek için demokrasi ve özgürlük adına askerî müdahalede bulunduğunu ilan etme cesaretini gösterse de, bunu tam da adına hareket ettiğini söylediği değerlere ihanet ederek yapar. Yapılan bu sözde insanî müdahalelerle emperyalizme güdümlü demokrasiler ve tâbi halklar yaratılır. Etik olarak ötekinin varlığını tanımadığından, kendi rasyonalitesi ve dolayısıyla çıkarları/amaçları doğrultusunda hareket etmeyi geçerli tek ‘fayda’ olarak haklılaştırmaktadır.
Emperyalist devletler, görünürde demokratik süreç ve mekanizmalara sahip görünüyorsalar da; şuur, irade ve ihtiyaçları kapitalist ve aydınlanmacı zihniyet ile kafeslenmiş halkları yüzünden, anti-demokratik yapı ve uygulamaları gizleyebilmektedirler. Bir ulus-devlet içindeki etnisite, mezhep, vs gibi farklılıkları, demokrasi ve özgürlük adına destekliyor gözüküyorken, tam aksine demokrasi için elzem olan asgari müşterekleri yok ederek, birey ve gruplar şeklinde atomize edilmiş yapay ve çatışmacı toplumlar oluşturmaya çabalamaktadırlar. Çünkü denetleyip yönlendirebilecekleri ve her an ‘insan hakları’ gerekçesiyle müdahale edebilecekleri ülkeler istiyorlar. Küreselleşme sürecinde emperyalizmin ideolojisi neo-liberalizmdir. Bu yüzden emperyalizme karşı olmak, aynı zamanda neo-liberalizme karşı olmayı gerektirir.
Emperyalistler, çağımızın en zalimane ve en sinsi mütegalibeleridir. Emperyalizme karşı olmak, kötülüğe karşı olmakla eşdeğerdir, dolayısıyla insan olmanın da ahlâkî ön şartıdır. Batı dışı milletlere metazori dayatılan ‘küresel düzen’ siyasetinin yeni ayrımı, bu yüzden emperyalistler ve anti-emperyalistler şeklinde olacaktır. İnsanlıktan yana olanların yeri bellidir.