Dış Politika29 Nisan 2005 00:00

Kan, petrol, demokrasi! - İbrahim Karagül

Ebu Gureyb'deki işkence ve tecavüzlerin ortaya çıkmasının üzerinden bir yıl geçti. Bir ülkenin işgal edilmesinin çok ötesinde, bir halkın görebileceği en ürkütücü, en aşağılayıcı muamelelerin görüntülerinden sadece kısıtlı bir bölümü dünyaya yansıdı bir yıl önce. Bu kadarı bile insanlığı şok etmeye yetti. Daha vahim olanları, video görüntüleri gizlendi. Ebu Gureyb'in dışındaki hapishanelerde kaç kişi olduğu, hangi şartlar altında yaşadıkları sorgulanmadı. Türkiye sınırına yakın bölgelerdeki içlerinde çocukların da olduğu cezaevlerinden, işkence merkezlerinden kimse söz etmedi. cialis walgreen coupon cialis discount cialis couponmicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

Şu anda, Bağdat'ta yeni bir hükümet kurulurken bile bu cezaevlerinde kaç kişi bulunduğunu, ne tür işkenceler gördüklerini, kaybolan binlerce insanın nerede olduğunu sormak kimsenin aklına gelmiyor. İnsan hakları örgütleri işkencelerin hala devam ettiğini, "Ebu Gureyb'in sadece buzdağının görünen kısmı olduğunu" belirtiyorlar. O kadar… İşkenceden haklarında soruşturma açılanlar birer birer 'aklandı.' Yani ortada suçlu bile yok.

Peki bizler neleri tartışıyoruz? Irak'a demokrasinin gelişini, Bağdat'ta demokratik bir yönetimin kurulmasını, ABD'nin yine de başarılı olduğunu, Irak'ın demokrasi ve özgürlük mücadelesinde örnek olabileceğini, işgali karşı çıkanların aslında hata yaptığını...

Sadece Irak'a mı demokrasi geldi? Hayır. Afganistan'a geldi. Yakında Suriye'ye gelecek, Lübnan'a gelecek, İran'a gelecek, Sudan'a gelecek. Kuzey Afrika ülkelerine gelecek, Orta Asya ülkelerine gelecek, ABD'nin ulusal çıkarları hangi ülkeyi öne alıyorsa oraya demokrasi gelecek…

Şimdilerde sadece Müslüman ülkeler değil, ABD çizgisinden uzaklaşma eğilimi gösteren bütün ülkeler, Rusya, Latin Amerika ülkeleri, Uzakdoğu ülkeleri bile demokrasi uyarılarına muhatap oluyor.

Büyük Ortadoğu Projesi, rejim değişikliği ve her ülke için yeni iktidar elitleri oluşturma projeleri, yüz milyonlarca dolarlık bütçeler, renkli devrimler, medya operasyonları, etnik çatışmalar, mezhep krizleri, tiranların devrilmesi, kitle imha silahlarının yok edilmesi, bölge ülkelerinin 21. yüzyıla dönük politikaları, savaşlar, barışlar, yeni haritalar, 'ılımlı İslam', terörle mücadele ve bu uğurda seferber edilen onlarca NGO'nun, 'think-tank'in, aydının, akademisyenin çalışmaları hep demokrasi için. Ortadoğu'yu, İslam dünyasını, zulüm altında inleyen milyonları özgürlüğe kavuşturmak için.

Irak bölünecekmiş, Suriye parçalanacakmış, Lübnan iç savaşa sürüklenecekmiş, Filistin'de direniş bitirilecekmiş, Müslüman coğrafyanın sınırlarındaki kanlı çatışmalar merkeze yönlendirilecekmiş, yüzyıllarca bir arada yaşayan insanlar birbirini boğazlayacakmış, bu coğrafya yüz yıl daha sömürge altında tutulacakmış.. Kimin umurumda! Nasıl olsa demokrasi ve özgürlük getirilecek. ABD'nin bütün çabası 24 ülkeyi özgürleştirmek, refahını artırmak, insanca yaşam standardına kavuşturmak. Gerisi paranoya. Gerisi kör bir Amerikan düşmanlığı! Gerisi anti-Semitizm!

Her ülke için demokrasi klüpleri kuruluyor. Her ülke için yeni muhalefet grupları örgütleniyor. Her ülke için reform projeleri geliştiriliyor. Her ülke için yeni liderler, kadrolar hatta 'halk hareketi'ni, devrimi omuzlayacak kuşaklar eğitiliyor.

İşgalleri, katliamları, işkenceleri, aşağılanmaları ne çabuk unuttuk. Dün bunları yargılıyorduk bugün Amerika'nın demokrasi projelerini alkışlıyoruz. Alkışlayacağız da. Ama bunun bir insan hakları emperyalizmi, bir yanılsama, büyük bir oyun olduğunu fark ettiğimizde dizlerimizde mecal kalmayacak, sesimizi çıkaramayacağız.

Hani ABD Suudi rejimini de değiştirecekti? Ne oldu 'neo-con'ların S. Arabistan'a ilişkin öfkeli projelerine? Suudi Arabistan Veliaht Prensi Abdullah ile ABD Başkanı George Bush'un "el ele" tutuşarak verdiği görüntü bize neyi hatırlatıyor? 20. yüzyılı. Hiçbir şeyin değişmeyeceğini. ABD'nin demokrasi, özgürlük, terör diye bir sorununun bulunmadığını. İşgallerin, vahşetin sadece ve sadece daha fazla sömürme, daha fazla zenginlik, daha fazla petrol için yapıldığını. Bir varil petrol için nasıl dost ve ortak olunabileceğini. Ülkelerin ve halkların nasıl felakete sürüklenebileceğini. Aslında kimsenin demokrasi, özgürlük ve insan onuruna yakışır yaşam diye bir derdi olmadığını.

Sadece bir resim bile her şeyi ortaya koymaya yetiyor. İşte Ortadoğu'da demokrasi bu anlama geliyor. Bütün Ortadoğu'da demokrasinin, özgürlüğün, ülkelerin, milletlerin değeri sadece bir varil petrol! Beklenen demokrasi işte bu resimde! Gerisi palavra!