Politikalar, bozgun ordusunun geri çekilişi gibi - Savaş Süzal
Türk hükümetinin sözde Ermeni soykırımı konusundaki tutumu ve politikaları, aynı yenilgiye uğramış bir bozgun ordusunun plansız programsız, zayiatlarını azaltma taktiği uygulayarak geri çekilmesi gibi sürüyor. Türkiye, haklı olduğu bir davada tamamen herşeyi ciddiye almayan, plansız programsız ve stratejisiz tavrı yüzünden neredeyse haksız çıkmak üzere. Baştaki hükümet, hap kadar bir ülkenin elinde oyuncak oldu. Adamlar bu gidişle hem tazminat alırlar hem de toprak. cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardnaproxennatrium site naproxen kruidvatfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnebuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
İstanbul da her gecelerini Lailalarda, gece kulüplerinde, bir faturası bir işçinin bir aylık maaşı olan lokanta ve meyhanelerde geçiren ancak vergi ve çalıştırdıkları işçilerin sigortalarını yatırmaya gelince elleri ceplerine gitmeyen kişiler. Bunları eğlendiren ikinci halka gurupsa, bunlar mankenler, şarkıcılar, türkücüler ve avantacılar. Halkın içine girmeyen, halkında cebinin yetersizliği nedeniyle onların bulundukları yerlere gidemediği kişiler bunlar. Türkiye, Avrupa’da en fazla Mercedes satılan ülke. Ama bu lüks aracı alan kişilerin o arabayı alacak geliri kazanırken vermeleri gereken vergiyi vermedikleri bir ülke.
Dünyada güçlü kapitalist ülkelerde vergi ve verginin toplanması ana gelir kaynağı ve sistemin düzenindeki temel unsurdur. Örneğin ABD’de vergi kaçıranlar, kim olurlarsa olsun cezalandırılır. Yani Türkiye taklit etmeye çalıştığı kapitalizmi bile çok kötü taklit ediyor, beceremiyor. Açıkca takliti bile bir süredir kötü yapan bir ülke oldu Türkiye. Bakın taklit dizilere. Ben hem Türkiye’de yapılanları hem de Amerikan televizyonlarda oynayan asıllarını seyrediyorum. Örneğin, Çırak, örneğin Survaivor, örneğin Kim Bir Milyon Dolar ister, say sayabildiğin kadar. Hatta kopya diziler bile kötü.
Türkiye, geleceğini bu İstanbul’daki 20 bin kişinin lüks yaşamı ve keyfine feda ettiği sürece bence geleceği yok. Vatandaş olarak, vatandaşlık görevlerini yerine getirmeyen ama tersine vatandaşlarının geleceğini fütursuzca harcayan bu 20 bin kişi. Dikkat edin 40 veya 50 bin demiyorum 20 bin kişi diyorum. Gerisi tamamen bu 20 binin attığı artık parçalarla karnını doyuranlar. Onların varlığı da bu 20 bin kişinin ayakta kalmasına ve çalmasına çırpmasına bağlı.
Geçen hafta IMF ile hiç bir sorun yok diyen Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Babacan şimdi çıkıyor ortalara ve aramızdaki sorunları hallettik ve niyet mektubunu yolladık diyebiliyor. Bu kamu oyunu yanıltmak değil de nedir? İşte dinci takımın takiyyesi bu değil mi? Başbakan esip süpürüyor ama sanmıyorum ki kimse kendisini ciddiye alsın. Şimdiye kadar tehditlerinin hiç birini yerine getirmedi. Bunları yapabileceğine kim inanır? Ha aklıma gelmişken söyleyeyim, Başbakana Bush'un hala randevu verdiği açıklanmadı. Yunanistan Başbakanı Karamanlis 20 Mayıs’ta geliyor ama. Acaba Tayyip Bey Bush'tan randevu alabilmek için mi tüm partisi elemanları ile herşeye rağmen Türk-Amerikan ilişkilerinin ne kadar iyi olduğu şarkısını söylüyor?
Son günlerde İstanbul’daki medya patronları bir hareketlilik içinde. İnternet basınına karşı tiraj kaybeden gazetelerinin başına, rating kaybeden televizyonlarının başına üçer ayda bir adam atıyor sonra görevden alıyor. Yani kendi yarattıkları basın çöplüğünden işlerine yarayabilecek bir kıvılcım arıyorlar. Bence şansları yok. Yakın bir tarihte de olacağı yok. Türk Basının başındaki kişiler işin farkına varıp ellerini bu kurumlardan çekip bir başka gelir kaynağı olarak görmedikleri sürece, sahip oldukları basın yayın organlarını siyasi silah olarak kullanmadıkları sürece bu kurumlar da batacak veya yabancılara satılacak.
Evet ne yazık ki başta da söylediğim gibi. Türkiye’nin geleceği üzerinde toplanan kara bulutları yarıp çıkacak güneşten şimdilik pek umut yok. İşbaşında deneyimsiz ve ne yapacağını bilmeyen bir hükümet ve bunu kamufle etmek için, basınla, halkla, işadamlarıyla kavga eden bir yetkililer gurubu. Benim yok ama belki sizin vardır bunların bu işin üstesinden geleceğine?
28.Nisan.2005