Dış Politika26 Nisan 2005 00:00

Kıbrıs Türkleri Üzerinde Yaratılmaya Çalışılan Psikolojik Savaş - Ayşe Kocatürk

Atina’da yayımlanan To Vima gazetesinin Vimagazino ekine demeç veren Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Eski lideri Glafkos Klerides, “1973’te Türk tarafıyla anlaşma noktasına gelindiğini açıklamamış olmasını büyük bir yanlış” olarak niteledi. “Türklerle anlaşıyoruz deseydim 1974 olmayabilirdi İşgal ve tüm bu olanlar olmayabilirdi”[1][1] diyen Klerides, o zaman müzakereci olarak çıkıp bunu halka söylememesinin kendi payına büyük bir yanlış olduğunu vurguladı. cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardcialis walgreen coupon cialis discount cialis couponmicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mgkamagra kamagra 100mg kamagra gel

Atina’da yayımlanan To Vima gazetesinin Vimagazino ekine demeç veren Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Eski lideri Glafkos Klerides, “1973’te Türk tarafıyla anlaşma noktasına gelindiğini açıklamamış olmasını büyük bir yanlış” olarak niteledi. “Türklerle anlaşıyoruz deseydim 1974 olmayabilirdi İşgal ve tüm bu olanlar olmayabilirdi”[1][1] diyen Klerides, o zaman müzakereci olarak çıkıp bunu halka söylememesinin kendi payına büyük bir yanlış olduğunu vurguladı.

Yukarıda Klerides’in açıklamalarınına birçok farklı yorum yapılabilir. Ancak burada önemli olan konu şudur. KKTC’de Mehmet Ali Talat’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi ile birlikte eş zamanda açıklanan Klerides’in “1973’de sorunu çözme aşamasına gelmiştik, bu açıklansa 1974 olmayabilirdi” şeklindeki demeci Rumların Kıbrıs Türk halkı üzerinde yürütmeyue çalıştıkları psikolojik savaşın bir ürünüdür. Neden Kleridis Denktaş iktidardayken bunu açıklamadı?

Bu konuya hemen açıklık getirelim. Öncelikle 1973 yılında Kıbrıs’a baktığımız zaman, o dönemde Kıbrıs Türkleri ile herhangi bir eşit paylaşımı öngörmeyen, Kıbrıs Türklerine karşı Ayvasıl, Geçitkale, Boğaziçi..katlimalarını uygulayan, Kıbrıs Türklerini %3’lük bir alanda yaşamalarına sebep olan, ambargolar ile Kıbrıs Türklerinin aç kalmasını, adayı terk etmesi için baskı yolunu kullanan, yönetimden dışlanan Kıbrıs Türk halkına karşı herhangi bir Rum samimiyetinin olduğuna inanmak hayalcilik olmaktan ibarettir.

O dönemde, hadiselerin başladığı 1963 yılından itibaren Türk miletvekilleri meclse dahi gidemiyorlardı. 1964 yılında Ocak ayının başlarında Kıbrıs Türklerine yapılan saldırılar karşısında kendi yönetim işlerini üstlenmek için Türkler Genel Komite kurdular. Bu organda Komite Başkanı olarak Cumhurbaşkan muavini Dr. Fazıl Küçük yer almıştır. Komite 1967 yılına kadar Türk halkı adına yasama ve yürütme işlerini yürüterek bir sonuca varmayı hedefliyordu. Ancak 1967 yılında Geçitkale ve Boğaziçinde savunmasız Kıbrıs Türklerine yapılan saldırlar ile sivil halka yapılan soykırımlar neticesinde 1967 yılında GEÇİCİ TÜRK YÖNETİMİ ilan edldi. Yönetmin başkanlığına Dr. Küçük, Cemmat Meclis Başkanlığına da sayın Rauf R. Denktaş getirildi. Geçici Türk Yönetimi bir süre görevine devam ettikten sonra saldırı ve uzlaşmazlıklarından vazgeçmeyen Rumların duruşları karşısında adını “Kıbrıs Türk Yönetimi”ne dönüştürdü. Bu yönetim biçimi 1974 yılına kadar sürdür ve yönetimin adı 1974’de Otonom Türk yönetimi oldu.. Tüm bu gelişmeler sürecinde ilk toplumlararası görüşmeler Haziran 1968 yılında başladı. Denktaş ve Kleridisle başlayan görüşmelerde Kleridis kendi “İfadem” adlı kitabında da ifşa ettiği gibi “Enosisi yasaklaryan anlaşmaya bir daha imza atmam”. Bu düşüncelerde olan, Enosis için yemin eden bir Rum lider ki bugün halen ayni amaç için mücadele etmektedir, Papadopulosdan farkı olmayan bir siyasidir. Bugün kalkıp da Türklerle uzlaşabilirdik açıklamasının arkasına saklanarak Türk askerinin adada tek sorun olarak göstermeye çalışması görmezlikten gelinmemelidir. Bugün Rumların gerçek niyetleri şimdiki siyasi süreçte Adadan Türk askerinin gönderilmesidir. Bunun için de pskolojik savaşın her metodunu Rumlar kullnacakları aşikardır.

Bugün Kleridis Kıbrıs Türkleri ile bir uzlaşmaya varamadığının üzüntüsünü çekmiyor, bugün Kleridis sözkonusu demeci ile Kıbrıs Türklerini Birleşik Kıbrıs’a ikna etmek, Kıbrıs Türklerini Birleşik Kıbrıs söylemine alıştırarak, ileride oluşacak siyasi ortamda ki Kıbrıs Türkleri azınlık olarak Kıbrıs Cumhuriyetinde yama olacaklardır, bu süreçe hazırlık ve hizmet etmektir. Yoksa Türklere eşit hak vereceklerinden, ya da vermek istediklerinden ötürü yapılan bir açıklama değildir. Özellikle de Kleridis 1974 yaşanmazdı demek ile burada esas sorunu Adadaki Türk askeriymiş gibi göstermeye çalışmaktadır.

Efendiler, Adadaki sorun 1974 yılında Türk askerinin varlığı değildir. Adaya sukünet getiren ve yıllarca adada sukuneti sağlayan Türk askeridir. Kıbrıs sorunu Rumların deyişi ile 1974 yılında başlamamıştır, sorun 1960 yılından itibaren Akritas Planı ile Türkleri imha için hazırlanan ve 1963’de faaliyete geçen Rumların Enosis hedefleri ile başlamıştır ki bunun da kökeni 1800’lü yıllara dayanmaktadır.

“Adada müzakereler devam etseydik 1974 yaşanmazı, işgal olmaz”dı sözü ile Kleridis, sanki de bugün adadan Türk askeri giderse biz Türklerle bir arada yaşayabilriz, esas sorun Türk askeri ile başladı(bugün okullarda Kıbrıs Türk gençlerine birçok öğretmen bu şekilde eğitim vermektedir..) ve yıllarca sürdü havası yaratmaya çalışan Kleridis, acaba bugün neden çıkıp o dönemde adayı Helenleştirmek için katledilen birçok Kıbrıs Türkünün yaşam koşullarını, %3’lük toprak alanında yaşam mücadelesinde olmalarına sebebiyet verdiklerinin yanlış ve insanlık dışı olduğunu açıklamıyor? Gerçek şudur, 1974 yılında Anavatan Türkiye Cumhuriyeti şayet adaya Türk askeri çıkarmasaydı Makariosun dediği gibi adada yaşanan tek Türk bulunmayacaktı..

Kleridis geçmişte ve bugün tüm Rum siyasilerin Ortodoks kilisesi himayelerinde hareket ederek siyaset yaptıklarını neden izah etmiyor? Bu siyasetlerinin içerisinde Kıbrıs Türkleri ile herhangi bir eşitlik statüsünde yer almayacakları, Elen yolundan vazgeçmeyecekleri, adayı Yunan adası yapacakları yeminleri ile hareket ettiklerini neden itiraf edip yanlış yoldayız demiyor?

Bugün GKRY’de hem kiliselerin hem okullar ve yönetimlerde Yunan Bayrakları ile Kırbıs Cumhuriyeti bayraklarının neden birlikte asıldıklarını söylemiyor?

Neden Adadaki Rum Milli Muhafız Ordusu ile Yunan Alay Kuvvetlerinin askerlerine, silahlanmalarına Kleridis açıklama yaparak yanlış yoldayız demiyor?

Neden yüzlerce Yunanlının Rum vatandaşlığına getirilerek vatandaş yapıldığını belirtmiyor?

Bu sorular neden Klerdise yönmeltilmiyor da hep Kıbrıs Türklerinin Devleti, Bayrağı, Anavatanı Türkiye Cumhuriyeti ile olan bağları ya da Askeri göze batıyor?

Bugün Düşman unsurları Günümüz Medya ve Basınını ele geçirmiştir. Karşı tarafın her kullandığı söz gerçekmiş gibi varsaymamalıyız. Türk halkı üzerinde psikolojik bir harekat uygulanmaktadır. Dikkatli olmalıyız ve bunları arka planda yatan gerçek niyetleri ile ortaya koymalıyız. Çünkü KKTC Devletini yıkmanın, Türk askerinin adadan gitmesini sağlamanın tek yolu askeri savaş değil, psikolojik savaş ile elde edilmesi sağlanabilir.. Sağduyulu olalım. Türk askeri adadan çekilmesi ile ve de 3 Ekim 2005’e kadar GKRY Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınması olasılığı olması halinde Kıbrıs’ın Yunan olmasına AKP’nin onay vermesi demektir.

Ermeniler, Pontuslular, Kürtler, Aleviler, Sunniler, Ege sorunları hep Türkiyeye karşı el altından AB, ABD(IMF),”project democracy-demokrasi projeleri” adları altında hareketlendirilmektedirler. Tüm bu çalışmalar ile Türkiye Cumhuriyeti parçalanmak istenmekte ve yarım kalan Sevr tamamlanmak istenmektedir.

Bugün TV kanallarında, kaynanalar, kadın programları, eğlenceler, yaşlı çiftleri evlendirme programları gibi verici, öğretici olmayan, toplumumuzun kültürünü, tarihini yozlaştıran programlar ile Türk halkının dikkati düşünceleri bunlara yönlemndirilerek, ülkesinin içinde bulunduğu sorunlara yönelmesi engellenmekte dolayısıyle de ses çıkarmasına mani olunmaya çalışılmaktadır. Bu da Türkiye Cumhuriyeti üzerinde emperyalist güçler tarafından yürütülen psikolojik savaş metodlarının sonucudur.

Kıbrıs’a Türkiye Cumhuriyetinin güvenliğinin ve Tüm Türklük dünyasının varoluş mücadelesinde muhafaza etmeye çalıştıkları kimliklerinin Kalesi konumundadır. 3 Ekim 2005’e kadar sözde AB teslimiyet yolunda GKRY Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınmasına şahitlik etmeniz Kıbrıs’ın Yunan olmasına vereceğiniz şahitlik de olacaktır..Sonrasında ise buradaki Kıbrıs Türklerini bekleyen Kabus Yılları başlayacaktır...Bunun yaratacağı Moral bozukluğu ile düşman unsurlarıu daha çok üzerimize gelecek ve amaçlarına ulaşacaklardır..Psikolojik savaş metodlarından en önemli unsur da o ülke içerisinde Moral bozukluğu yaratmaktır..Gelişmeleri, yürütülen pskolojik savaşı tüm ayrıntıları ile anlatacağız..

Sözlerime GKRY’de çalışan bir Kıbrıs Türkünün yaşadıklarını anlatması ile son veriyorum;

“Biz güneyde ekmek parası için çalışıyoruz. Diğer Rum işçiler bizlere çok sinir oluyorlar, çünkü Rum işadamları bizlere daha düşük para veriyor. Geçen gün birkaç Rumlar bize şunu söylediler: Sizlerin suyunuzun kaynamasına az kaldı, hele bir askeri de gönderelim....”

Ayşe Kocatürk