Dış Politika26 Nisan 2005 00:00

Ermenilerle terör pazarlığı mı?. Uluç GÜRKAN

1999 yılı başında Abdullah Öcalan yakalanınca, Avrupa ülkelerinde de bir kampanya başlamıştı. Türkiye’den yasalarından idam cezasını çıkartması isteniyordu. Aksi halde, ‘Avrupa’dan dışlanırsınız’ deniliyordu. Oysa Türkiye, 1983 yılından bu yana idamı uygulamıyordu. Bu nedenle, idamı yasalarından çıkartması doğaldı. Ancak, bunun Abdullah Öcalan için özellikle yapılıyor izlenimi yaratmaması gerekiyordu. Avrupa Konseyi ve AGİT parlamenter asamblelerinde bu durumu defalarca anlattım. Aldığım yanıt çarpıcıydı: ‘Bizim de başka çaremiz yok. Sizi buna zorlamazsak, PKK yandaşlarınızın bizim ülkelerimizde çevreye zarar verecek eylemlerini engellemekte zorlanabiliriz.’cialis forum cialis bez recepta cialis bez recepta

Kimi Avrupalı dostlarımız, kendilerini terörden korumak için Türkiye’nin teröre boyun eğmesinde hiç bir sakınca görmüyordu.

***
O günlerde düşünmeye başladım. Ermeniler’in sözde soykırım iddiaları da mı aynı gerekçeyle sahipleniliyor diye..

Ermeni terör örgütlerinin terör eylemleri, Fransa’daki Orly Havaalanı eylemi sonrasında bıçak gibi kesildi. Buna karşın, soykırım iddialarının siyasi olarak sahiplenilmesine başlandı. Bu işin başını da Fransa çekti. Acaba, Ermeni diasporasıyla kitlesel terör eylemlerine son verilmesi karşılığında soykırım iddialarının siyasi olarak sahiplenilmesi pazarlığı mı yapıldı?

Bu bağlamda, bugün gelinen nokta düşündürücüdür. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, yanına Ermenistan Cumhurbaşkanı’nı alıp sözde soykırım anıtında saygı duruşu yapıyor. ABD Başkanı Bush ‘soykırım’ sözcüğünü kullanmıyor ama, bir tür tanımlama yapıyor. Bu arada, Kongre’ye bu konuda bir tasarı sunulursa bunu engelleyeceği güvencesini vermiyor. Alman Parlamentosu, ‘tehcir ve katliam’ vurgulu bir kararı tartışıyor.

Hiç bir geçerliliği olmayan Ermeni iddialarının böylesine sahiplenilmesi, bir yanıyla dinsel önyargılarla açıklanabilir. Ancak, Ermeni diasporasıyla Orly katliamı sonrasında yapılan terör pazarlıkları da yeniden irdelenmelidir. Bu pazarlıkların 11 Eylül sonrasında yenilenmiş olması ucuz bir komplo teorisi olmayabilir.

***
1915’te Birinci Dünya Savaşı günlerinde yaşananlar ‘soykırım’ kavramıyla ilişkilendirilemez. Ermenilerin yok edilmesine dönük bir amaç, bir plan, bir organizasyon yoktur.

Ötesinde, Ermeniler İkinci Dünya Savaşı sırasında planlı olarak soykırıma tabi tutulan Almanya, Fransa ve Polonya’daki Yahudiler’le bir tutulamazlar.

Yahudiler’in Alman Nazizmine karşı siyasi bir emelleri olmamıştır. Ermeniler ise Osmanlı’ya karşı silahlı ve siyasi bir mücadele başlatmıştır. Düşman ordularının safında tebaası olduğu Osmanlı’ya karşı savaştığı gibi, cephe gerisinde Osmanlı ordusunu arkadan vuran, ikmal yollarını kesen eylemleri gerçekleştirmiştir.

Tehcir, Ermeniler’in bu saldırılarını önlemek için başvurulan askeri ve siyasi bir önlemdir. Hukuk temelinde soykırım olarak tanımlanamaz. Eğer bu önleme çağdaş bir tarif aranıyorsa, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51. maddesindeki ‘meşru müdafaa hakkı’ tam yerine oturacaktır.

Türkiye, gelecek nesillerini de ipotek altına alacak soykırım haksızlığına boyun eğemez. Bunu bütün kararlılığıyla ortaya koymalıdır. Olaylar karşısında sessiz kaldıkça, karşı tarafı cesaretlendirdiğimizi unutmamalıyız.