Dış Politika22 Nisan 2005 00:00

Ilımlı İslâm Projesi: Yeni sömürge ideolojisi ve mağlupların avuntusu - İbrahim Karagül

Yeni Papa 16. Benedict'in "Hristiyan Birliği" vurgusu hem Avrupa Birliği'ni hem de İsrail'i ürküttü. Yine Müslümanlar, Hristiyan Birliği'ni tehdit edici bir yaklaşım olarak algıladı. Hepsinin yeni Papa'nın düşüncelerine karşı çıkışlarının gerekçesi farklı. Avrupa'da yeni bir Türkiye karşıtlığı dalgasını ortaya çıkarabilecek olan 16. Benedict'in Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki yaklaşımı, Türkiye karşıtlığından ziyade, dünyayı medeniyet merkezli algılayışından ve her ülkeyi kendi medeniyet havzasına yöneltme arzusundan kaynaklanıyor. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanew prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponsoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Peki 21. yüzyıla dönük küresel eğilimler ile Papa'nın bakışı örtüşüyor mu? Papa geçmişten hareket ediyor ama insanlığın geleceğinde geçmiş yeniden belirleyici gücünü göstermeye başladı bile. Her ne kadar güvenlik eksenli bir yüzyıl inşası sürüyor olsa da, 21. yüzyılın daha ilk yıllarında dinler, medeniyetler hızla öne çıkıyor, giderek gücünü artırıyor. Sadece semavi dinler değil, bütün dini öğretiler, gelenekler yeniden canlanıyor, insanı, çevreyi ve evreni algılayış tarzı köklü değişime uğruyor.

Bireysel düzeyde izlenen bu yeni dalga, devletlerin kendini yeniden tanımlama biçiminden dış politikasına ve bölgesel bloklaşmalara kadar kendini hissettiriyor. Biraz dikkatli bakınca, başta ABD olmak üzere, merkez güçlerin güvenlik/kaynak eksenli projelerinin hepsinin aslında medeniyet perspektifinden hareketle geliştirildiği farkediliyor. Buradan bakınca seküler dünya algısının, katı laikliğin büyük oranda aşınmaya uğrayacağı bir gerçek. "Dinlerarası diyalog" ya da "medeniyetler diyaloğu" arayışları giderek "fantezi"ye, "mağlupların avuntusu"na dönüşürken, 20. yüzyıla özgü kavramlarla bir gelecek inşa etmenin zorluğu apaçık ortaya çıkıyor. Şimdilik karşı çıksak da, yakında kabullenmek zorunda olacağımız bir gerçek var; sınırlarını dinlerin, medeniyetlerin, kültürlerin çizdiği yeni bir dünya haritası şekilleniyor. Üstelik bu, "medeniyetler diyaloğu" gönüllülerinin yansıttığı gibi, küresel düzeyde bir çatışma anlamına da gelmiyor. Aksine en azından bölgesel düzeyde barış ve huzurun anahtarı anlamına geliyor.

ABD ve Avrupa arasındaki ilişkinin niteliği, bu süreçte oldukça belirleyici olacak. İki merkez gücün birlikte hareket etmesi, İslam dünyasında, Çin ve Hindistan'ın etkin olduğu bölgelerde Hristiyan Batı'nın kutsal savaşı olarak algılanacak ve kendi coğrafyalarına yoğunlaşmalarını teşvik edecek. ABD'deki dini canlanışın ve milliyetçi dalganın Avrupa kıyılarına ulaşması hem bugünkü AB tezini kökünden sarsacak hem de küresel düzeyde bölünmeleri derinleştirecek.

Endonezya'da 106 ülkenin temsil katılımıyla bugün başlayacak olan Asya-Afrika Zirvesi, Çin ile Hindistan arasındaki yakınlaşma süreci, Rusya-Çin-Hindistan üçlüsü arasındaki gelişmeler, ABD ile Çin'in Hindistan üzerinde yürüttükleri rekabet, İran'ın bu üçlü ile köklü işbirliği alanları keşfetmesi, Pakistan'ın ve Endonezya'nın Çin ile stratejik ortaklık anlaşması imzalamaları, Rusya ve Çin'in İKÖ ve Müslüman ülkelerle yakınlaşmaya yönelik açılımları, Pakistan'la yeni bir diyalog başlatarak Keşmir sorununu bir şekilde etkisizleştirip Müslüman dünya ile iletişim yolu arayan Hindistan'ın çabası gibi Asya'daki arayışlar, ilk bakışta sadece ABD'nin tek yanlı nüfuzunu kırma politikaları olarak algılanabilir.

Farklı medeniyetlere mensup bu güçleri Batı'ya karşı ortak arayışlara iten neden sadece kaynak/güvenlik eksenli politikalar değil. İslam, Hint ve Çin medeniyeti arasında, kangren olmuş sorunlara rağmen, ortak iletişim kanallarının oluşturulmasına doğru bir süreç geliştiği dikkate alınmalı. Şimdilik bu yakınlaşmayı Batı tehdidi besliyor. Eğer Amerika ve Batı, dünya genelinde bu kadar tehdit oluşturmasaydı, küresel düzeydeki ayrışma kendi aralarında da derinleşecekti.

Amerika'nın İslam'a karşı Soğuk Savaş ilan etmesini, Avrupa'nın aynı yoldan hazmedebileceği bir İslam anlayışına yönelik projeler uygulamasını bu çerçevede değerlendirmek zorundayız.

Sorun, Irak ya da Afganistan'ın işgal edilmesi, enerji kaynaklarına el konulması, bu coğrafyanın ABD'nin askeri üsleriyle donatılmasıyla sınırlı değil. Üstelik su savaşlara yenileri eklenecek. İsrail Başbakanı Ariel Şaron, George Bush ile son görüşmesinde sadece Gazze'den çekilmeyi görüşmedi. Kamuoyuna yansımasa da görüşmenin temelinde son derece ürkütücü bir konu vardı: İsrail 2006'da Ortadoğu'da bölgesel bir savaş bekliyor. Şaron ile Bush işte bu bölgesel savaş ihtimalini tartıştı.

Bu tehditlere rağmen temel sorun, Batı'nın bu coğrafyada giriştiği köklü devrim harekatıdır. Yeni İslam formatları geliştirerek kitleleri kontrol altına almaya çalışan bu güçler, eğitimden sosyal yapılanmaya, dinden kültürel değerlere kadar her şeyi değiştirmeyi tasarlıyor. Bugünlerde "Ilımlı İslam" tartışmalarıyla izlediğimiz bu çalışma, aslında yalın anlamıyla bir medeniyet projesi. Batı, İslam dünyasına yeni bir medeniyet projesi dayatıyor. Bu yönüyle, Türkiye'den Mısır'a, Endonezya'dan Fas'a kadar dini ve siyasi önderlerin, aydınların akın ettiği bu yeni yol, İslam coğrafyasını, direnç merkezlerini çözerek, saf dışı etmeye dönük kapkaranlık bir yol ve 21. yüzyılın en büyük projesi. Etnik ve mezhep eksenli ayrışmayla uygulanmaya çalışılan proje gerçekleşirse İslam dünyasının 21. yüzyılı olmayacak.

"Ilımlı İslam" projesi bu anlamda yeni bir sömürge ideolojisi olarak önümüze kondu. Mağluplar için yeni bir avuntu olarak…