Dış Politika21 Nisan 2005 00:00

Geçti Bor'un pazarı - Savaş Süzal

Yanlış hatırlamıyorsam sözlük ve gerçek anlamında lider, bir ülkeyi bir gurubu, bir şirketi, bir topluluğu, belirli bir yere, belirli bir yöne götüren kişi ya da kişilerdir. Bu kişiler toplumların istek ve dileklerini, sıkıntılarını önceden görür, hisseder ve toplum patlamadan, isyan etmeden, duygu ve isteklerini sergilemeden, önlerine düşer, yol gösterir onları o istikamete götürür. Aynı Mustafa Kemal Atatürk gibi. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanaproxennatrium site naproxen kruidvatbuscopan link buscopan plus

Bizde son günlerde görüldüğü gibi halk patlayıp isyan ettikten günlerce, haftalarca hatta aylarca sonra aklı başına gelerek çıkış yapan kişiler, bana göre kusura bakmasınlar, lider değil yalnızca halkın eğilimlerinden, heyecanlarından yararlanmak isteyen kişilerdir.

           Türkiye’de artan milliyetçilik akımlarını yeni farkeden, kendi askerlerini aşağılamasına, mahkemelerine hakaret edilmesine, kendi adına Avrupa kapılarında yalvarılmasına tepki gösteren, halkının ve başında bulundukları kurumların onurlarını düşünmeyen, birini bile yerine getirmedikleri içi boş tehditler savuran kişiler lider midir, yoksa akıntıya göre dümen tutan goygoycular mı? Ben artık kaçan tren ardından koşan ve toplumun ve başında bulundukları kurumların heyecanlarını yakalamaya çalışan bu kişilerin çabalarını da, batmamak için yapılan bir çırpınış olarak değerlendiriyorum. Tabii bu benim şahsi görüşüm. Üzerine alınan varsa, alınsın ne yapalım.

           Bu hafta, Türkiye için her yıl ortaya çıkarılan önemli, üzücü ve dünyanın bizi anlayamadığı sloganlarını sık sık duyacağımız bir dönemi yeniden yaşayacağımız bir hafta olacak. Sözde Ermeni soykırımından söz ediyorum. Benim anlamadığım, bu soykırımındaki savunma stratejisi ve uygulamalar. Nedense politikacılar tarafından Türk Halkına karşı yapılıyor bu propaganda. Yani Türk Halkı “biz Ermenileri kesmedik” tezi üzerine ikna edilmeye çalışılıyor gibi bir hava var. Ayrıca bu şekildeki bir çaba ile de böylesine bir karalamanın üstesinden  gelineceğine inanmakta ayrı bir safdillik. Neden mi?     

Çünkü, sözde Ermeni Soykırımı konusu ne tesadüfse Türkiye’nin güçlenmeye başladığı yıllarda hep ortaya çıkar. Bu iş tam bir hıristiyan müslüman kavgasıdır. Meclis’e Justin McCarty’i getirip konuşturmakla ne kanıtlandı, kim ikna edildi? Arapça dışında yabancı dil bilmeyen milletvekilleri bu kısa konuşma ile birden bire allameyi cihan mı oldular? Ya Ermenistan, veya Ermeni diasporası, sormayın onlar da TBMM’de Amerikalı Tarihçi konuştu diye çok korktular. Yahu bu kişinin kim olduğunu kimler için çalıştığını onlar Türk Halkından daha iyi biliyor.

           Peki hangi zeka küpü bu çözümü buldu. ABD’de Başkan Bush ister imzaladığı bildiride soykırımı desin, ister demesin, 51 eyaletten 47’si Meclislerinde soy kırımını kabul etmiş kendi kayıtlarına geçirmişler bile. Eyalet okullarında okutulan tarih kitaplarına Türkler Ermenileri kestiler diye yerleştirdiler bile. Yeni yetişen Amerikalı nesil, Türkler Ermenileri kesti diye bilerek yetişiyor. Gelecek yıllarda çocuklarımızın torunlarımızın başına gelecekler şimdiden belli. Ama biz Meclislerde adamlar çıkararak kendi kendimizi ikna etmeye çalışıyoruz. Bunun dışarıya verdiği mesaj, Türkiye de emin değil Ermenileri kesip kesmediğinden.

           Bunun yanıtı ekonomiktir. Amerika’ya “kardeşim ben onu bunu anlamam tarih kitaplarından bu maddeyi çıkarmaz veya eyalet meclislerinden bu olayı silmezsen kendine git bir yeni İncirlik seç” diyebilecek kadar bağımsız olmak gerekir. Siz bu konuda yasa çıkaran Fransa ile ekonomik bağlarınızı sınırlamazsanız, etrafa beni rahatsız ederseniz ben de çıkarlarımı yeniden ayarlarım diyemezseniz, siz bu konuda Almanya, İngiltere ve Hollanda’ya ekonomik ilişkilerimi dondururum mesajı veremiyorsanız, şu anda yaptıklarınızın Türkiye’ye bir yararı yok. Bence siz siyasi geleceğinize bu konuda başarısız denmesin diye yatırım yapıyorsunuz sayılır, hem de kanımca nafile gayretlerle. 
21.Nisan.2005