Cari Açıkta Tarihi Rekor: 11.2 Milyar Dolar , Selim Somçağ
Cari Açıkta Tarihî Rekor: 11.2 Milyar DolarNisan ayının cari açığını değerlendirdiğim yazımda (Cari Açık 10 Milyar Dolar) Mayıs sonunda 12 aylık cari işlemler açığının Türkiye’nin tarihî rekoru olan, Ocak 2001’e ait 10.7 milyar dolar seviyesini aşacağını tahmin etmiştim. Nitekim Mayıs ayı cari açığının USD 1.6 mia olarak açıklanmasıyla 12 aylık cari açık USD 11.2 mia.a ulaştı; böylece cari açıkta yeni bir rekor tesis edildi. Vatana, millete, yerli-yabancı bütün sıcak para camiasına ve IMF’ye hayırlı olsun! levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetesacheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsmicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg
Bu açık Türkiye millî gelirinin % 10’undan fazla bütçe açığı vermeye devam eder, bir yılda toplam para arzının % 90’ı büyüklüğünde bir borç stokunu çevirmeye çabalarken enflasyonun % 60’lardan % 8’e düşmesinin bedeli. Kamu maliyesinin dengeleri bu denli bozukken enflasyon ancak zorlama bir çözümle, açık veya örtülü kur çapasıyla düşürülebilirdi. IMF Türkiye’ye 2000’de açık kur çapası uygulattı; 14 ayda cari açık 10.7 milyar dolara tırmanınca şok devalüasyon geldi. 2002’de devalüasyonun dev dalgaları yatışır yatışmaz IMF yine dezenflasyonu birinci öncelikli sorun ilân ederek bu sefer “dalgalı kur” adı altında örtülü kur çapası uygulatmaya başladı. Böylece Ocak 2002’de 4 milyar artıya dönmüş olan cari denge yeniden hızla bozulma sürecine girdi ve 17 ay içinde 11.2 mia.lık açıkla 2001 yılının rekorunu kırdı. Bu işin sonu belli; Türkiye bu kur seviyesiyle daha uzun süre yaşayamaz. Çünkü iki yıldır dış dünyadan borç alarak ithalat yapan Türkiye dış açığı büyümeye devam ederse bir süre sonra yeni borç bulamaz hale gelecek. Mesele bu kadar basit. Bu açmazdan kurtulmanın tek çaresi döviz kurunun dış dengeyi kuracak seviyeye çıkması.
Sonu yakın görünen iki yıllık örtülü kur çapasının Türk ekonomisine verdiği zarar çok büyük: TL’nin aşırı değerlenmesi ihracatçının rekabet gücünü düşürdüğü için iki yıldır ihracatçılarımızın çoğu çok düşük, ekonomik rasyoneli olmayan kâr marjlarıyla satış yapmak zorunda kalıyor. Bu yüzden ihracata yönelik sektörlerde üretim artışına rağmen istihdam ve reel ücretler artmadı, düştü. Bir anlamda Türkiye üreterek ve satarak zenginleşmek yerine, üreterek ve satarak yoksullaşmaya başladı. Türk sermayedarının ve işçisinin kârında veya ücretindeki kayıp, dış ülkelerin kazancına dönüştü. Türkiye dış dünyaya katma değer hediye etti. Öte yandan Türkiye ithalat cenneti oldu, birçok sahada yerli üretimin pazar payı ithal mallarca kapıldı. Böylece bu cephede de Türkiye dış dünyaya kaynak aktardı. Üçüncü kanama noktası ise, iki yıldır açık veren cari dengenin dış borçla finanse edilmesinden kaynaklandı. Böylece Türkiye dış dünyaya hem onlara değerinden ucuza mal satarak, hem onlardan gereksiz ithalat yaparak, hem de bu ithalatı karşılamak için onlardan yüksek faizli borç alarak üç kanaldan kaynak aktarmış oldu. Bu durumda başta ABD olmak üzere G-7’nin patronu olduğu IMF bu programın sonuçlarını tabiî ki çok başarılı bulacak. Sonunda bu işin patlayacağını onlar da gayet iyi biliyor; ama olsun. Türkiye birkaç yıl daha resesyon sınırında gezinen Batı ekonomilerine yeni pazar yaratıp kaynak aktardı ya; gerisi önemli değil. Hem Türkiye yeni bir döviz krizi yaşarsa yine Batı’nın tefeci sermayesinin kucağına oturmayacak mı? Bu arada Türkiye’nin bankaları, şirketleri batmış, onbinlerce insanı işsiz kalmış, zaten dağ gibi yığılmış olan kamu borcu daha da katlanmış, kimin umurunda? Bilâkis, böylesi daha iyi. Kriz sonrasında bankalarını, KİTlerini ucuza kapatırız, her fırsatta “Çok borcunuz var, maazallah batarsınız” diye korkutarak ekonomilerini sömürge ekonomisine çeviririz, hükümeti yumuşak bulursak bir ajanımızı gönderip bakan bile yaptırır, “15 günde 15 yasa” gibi sloganlarla meclislerini, hükümranlıklarını hiçe sayarak yeni kapitülasyon kanunları çıkarttırırız. Hele bir de AKP hükümeti gibi Batı’nın her emrine muntazır bir hükümete denk gelirsek 8.5 milyar anlaşmaları imzalattırıp Türkiye’nin kendini savunmasını da dumûra uğratmaya çalışır, toprak bütünlüğünü de tehdit ederiz. Ve bütün bunları tek bir kurşun sıkmadan, beş tane kravatlı, bond çantalı mutemedimizi bir uçağa bindirip Ankara’ya göndermekle hallediveririz. Bundan âlâ küreselleşme, bundan âlâ dünyayla bütünleşme, bundan âlâ serbest piyasa ekonomisi olur mu?
Görüldüğü gibi IMF’nin emir kulu derekesine düşürülmüş olan Merkez Bankasının örtülü kur çapası ve bunun yarattığı sürdürülemez cari açık sadece teknik ve ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda siyasî bir meseledir ve Türkiye’nin zaten kuşa çevrilmiş olan bağımsızlığının ve hükümranlığının son kalıntılarını da tehdit etmektedir. Bugün millî kuvvetler safında yer alan herkes Merkez Bankasının IMF’nin emriyle yürüttüğü örtülü kur çapasına karşı çıkmalıdır.