Dış Politika12 Nisan 2005 00:00

"CASUS BELLİ"NİN GERÇEK FAİLİ - Sadi Somuncuoğlu

İşin tuhafı, Irak, Suriye, Yunanistan ya da Ermenistan''la bizden kaynaklanan bir mesele yok. Ama daima bu ülkeler, AB veya ABD, "sorun" yaratıyor, sonra Türkiye''ye "çöz" dayatması yapıyorlar.Biz de, "Çözümsüzlük çözüm değil" diye masaya oturuyoruz.Ardından, uluslararası anlaşmalarla garanti altına alınmış ne kadar hakkımız varsa, başlıyoruz pazarlığa. Neticede muhataplarımız topraklarımızı, ülkemizin bütünlük ve egemenliğini paylaşmada adım adım ilerlerken, bizim payımıza sadece "bravo ve alkış" düşüyor.naproxennatrium go naproxen kruidvat

Türk dış politikasında artık 82 yıllık birikimler değil, Erdoğan ve Gül''ün, "kazan-kazan, çözümsüzlük çözüm değil, bir adım önde olma, kapı komşularımızla dostluk" sloganlarına dayalı "açılımları" geçerli.

Bu yeni politikaya, TBMM Başkanı Arınç da, Yunanistan''ın karasularını 12 mile çıkarmasını savaş sebebi (casus belli) sayan Meclis kararının kaldırılması teklifiyle katkıda bulundu! Başbakan Erdoğan, açıklamayı doğru bulmadığını, partiyi sıkıntıya (devlet değil, parti vurgusu ilginç) soktuğunu söyledi ama "İstişare etmeden neden böyle çıkışlar yapıyor?" diye sormadan da edemedi.

Dışişleri Bakanı ise önce "şimdilik" kaydıyla yeni açılım beklenmemesini isteyip, "Sorunların, iki ülkenin çıkarları doğrultusunda çözülmesi arzusunu" tekrarladı.

İki gün sonra ise Arınç''la aynı düşündüğünü açıkladı.

BUNLAR JEST İSE TAVİZ NE?.

Galiba en önce AKP iktidarıyla lügatımıza giren bu "sorunların iki tarafın çıkarlarına göre çözülmesi", yani "kazan-kazan" siyasetini değerlendirmek gerekiyor.

Maşallah öyle benimsediler ki, muhataplarımız "hep bana Rab bana" dediği halde, bizimkilerden bir defa olsun "Türk tarafının çıkarı" sözü duyulmuyor.

İşin tuhafı, Irak, Suriye, Yunanistan ya da Ermenistan''la bizden kaynaklanan bir mesele yok.

Ama daima bu ülkeler, AB veya ABD, "sorun" yaratıyor, sonra Türkiye''ye "çöz" dayatması yapıyorlar.

Biz de, "Çözümsüzlük çözüm değil" diye masaya oturuyoruz.

Ardından, uluslararası anlaşmalarla garanti altına alınmış ne kadar hakkımız varsa, başlıyoruz pazarlığa.

Neticede muhataplarımız topraklarımızı, ülkemizin bütünlük ve egemenliğini paylaşmada adım adım ilerlerken, bizim payımıza sadece "bravo ve alkış" düşüyor.

İşte yeni dış politikamız.

Şimdilerde vermemiz istenen her tavize bir de "jest yapın, sürpriz adım atın, şaşırtın" deme modası başladı ki, "Bunlar jestse, taviz ne ola ki?" diye sormak gerekiyor.

Arınç da, "jest ve karşılıklı açılımlar" sloganını kullandı.

Kıbrıs''ı bir tarafa bırakıp, Yunanistan''dan beklediklerimize bakalım; Batı Trakya''daki soydaşlarımızın hak ve hukukunu, Lozan ve AB müktesebatı gereğince tanıması.

Yine Lozan ve 1947 Paris Anlaşması''ndaki, Ege adalarının silahsızlandırılması kararını ihlalden vazgeçmesi.

Bern Anlaşması''nın, Ege''de petrol aramalarının durdurulması hükmüne uyması. Yunanistan bu anlaşmaları ihlal etmekle kalmıyor, bir de dönüp, Türkiye''yi "uluslararası hukuka uymamakla" suçluyor.

Bu şartlarda, "karşılıklı açılımlardan" bahsetmek, işte bu gaspların, Ege, Kıbrıs, Patrikhane, Ruhban Okulu gibi haksız taleplerde koz olarak kullanılmasına fırsat vermek değil midir? Kaldı ki Arınç''ın gerekçesi, bu sorunları halletmek değil de, "casus belli" kararı yüzünden Yunan Meclis Başkanının Türkiye''ye gelmemesi ve Yunan Parlamentosu''nda bir dostluk grubu kurulmamasıymış.

Buna "özrü kabahatinden büyük" denir.

Zira böyle bir yaklaşımla ne ülkenin hakları korunabilir, ne de buna "denklik ve açılım" denebilir.

EGE''NİN MİMARI DA ERDOĞAN.

Arınç''ın, "sürpriz" açıklamasının arkasında başka gerekçeler olmalı.

Bunun için biraz geriye gidelim; Erdoğan, 3 Kasım''dan hemen sonra daha Başbakan değilken, ilk olarak Yunanistan''a gitmiş ve Başbakan Simitis''le, hiçbir devlet görevlisini almadan baş başa görüşmüştü.

Şimdiki Başbakan Karamanlis''le de daha muhalefetteyken, gizlice "iki ülke meseleleri hakkında görüş alış-verişinde" bulunmuştu.

Tabii bu görüşmenin tutanakları olmadığından, konuşulanları bilemiyoruz.

Ama bu ziyaretten 2 ay sonra Dışişleri Bakanı Papandreu''nun, Erdoğan''dan, "AKP''nin çoğunluğu oluşturduğu yeni TBMM''nin, ''Yunanistan''ın karasularını artırması savaş nedenidir'' şeklindeki kararını yeniden değerlendirmesini" istediği, Erdoğan''ın da, konuyu "TBMM Başkanı Arınç''a ileteceğini" söylediği basına yansımıştı.

O zaman Arınç''ın bu çıkışı, gerçekten Erdoğan''dan habersiz yaptığı söylenebilir mi? Bir ihtimal zamanlama hatası oldu.

Ya da "Ege''yi tartışmaya açma" vazifesi bu defa Arınç''a düştü.

Zira Türkiye için hayati önemdeki bu konuda Erdoğan''ın, "Küçük hesaplarla iki ülkenin geleceği kararmasın" sloganıyla hareket ettiği biliniyor.

Ayrıca "Kapı komşumuzla dostluğu geliştiremezsek bir yere varamayız.

Ege Denizi barış gölü olacaksa, bunu başarmaya mecburuz.

Türkiye''nin uzun vadeli misyonu budur." dediği de.

En iddialı çıkışı ise, "Kıbrıs''ta da biz bunu yaptık.

Burada da yapacağız.

50 sene öncesinin dünyası yok.

Barışın konuşulduğu bir dünyada bizim hala yer yurt kapmayı değil, mevcudu nasıl en iyi şekilde değerlendirmeyi konuşmamız lazım." olmuştu.

Türkiye''nin Ege''deki mevcut egemenliğini koruma dışında hiçbir talebi yokken, Erdoğan''ın kendi ülkesini, "yer-yurt kapma peşinde koşan ve Ege Denizi''ni Yunan gölü haline getirmek isteyen" Yunanistan''la aynı kefeye koyması başlı başına anlamlıdır.

Aslında Yunanistan, Kıbrıs''ta olduğu gibi 1999 Helsinki Belgesi ve 17 Aralık zirve kararıyla, Ege''deki tezlerine de "AB garantisi" almıştı.

Bu yüzden Kıbrıs, Patrikhane, Ruhban Okulu gibi acil meselelerini AB eliyle hallettirmeden önce önümüze koymaz sanıyorduk.

Türkiye böylesi sahipsiz kalmış ve de en önce yöneticilerimiz, tezlerimizi çürütme yarışına girmişse, Yunanistan ve AB''nin işi iyice kolaylaşmış demektir. Her neyse, maksat hasıl oldu.

Artık 12 mili de tartışmaya hazır ve nazırız!