Tayyip'in ikinci icazet gezisi stratejisi belli oldu: "Abine söyle beni affetsin"
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 1-3 Mayıs tarihleri arasında İsrail’e, tarihi kesinleşmemiş olsa da ardından Amerika’ya gidecek olması Ankara’yı dalgalandırdı. Başbakan’ın önce İsrail, ardından ABD ziyaretleri, Başkent’te, “Başbakan, İsrail’i devreye sokarak ABD ile ilişkileri yola koymak istiyor” diye yorumlandı. cialis coupons printable link discount prescription drug cardcialis walgreen coupon site cialis coupon
AKP Genel başkanı Mesut Mercan’ın bir süredir ABD’de yürüttüğü temaslar sırasında İncirlik Üssüyle ilgili gelişme ve tartışmalar kamuoyuna yansımış olsa da, Mercan’ın aynı zamanda bu gezinin altyapısını oluşturduğu öğrenildi. Mercan’ın bir yandan ABD’li yetkililerle bölgesel sorunları ele alırken, diğer yandan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın gezisi sırasında görüşeceği yetkililerle randevu pürüzlerini ayarladığı belirtildi.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 1-3 Mayıs’taki İsrail ziyaretiyle ilgili resmi programı henüz kesinleşmedi. Ancak ele alınan konular sır değil. Bu nedenle, İsrail’in Filistin Yerleşim birimlerinden çekilmesi, Filistin-İsrail barışı ve İsrail’in Irak’a olan ilgisinin yanında iki ülkenin ortak askeri projeleri ele alınacak başlıca konular arasında. Ancak Tayyip Erdoğan’ın bu geziyle esas olarak, ABD’yle gerilen ilişkileri düzeltmeyi hedeflediği de siyasi otoritelerin kesin yorumu.
“AKP DEĞİL, TBMM REDDETTİ”
Başbakan’ın Recep Tayyip Erdoğan’ın önce İsrail, ardında da ABD gezisinde bu ülke yetkilileriyle ağırlıklı olarak reddedilen 1 Mart tezkeresi sonrası ilişkileri de ele alması bekleniyor. Bu yüzden Tayyip Erdoğan’ın kurmayları, ABD ile ilişkilerin yeniden rayına oturtulabilmesi için öncelikli olarak reddedilen tezkerenin sorumluluğunun AKP üzerinden atılması taktiğini izliyor. Bu taktiğe göre ABD’ye Türkiye’de Hükümet ve Parlamento arasındaki ilişkinin, “Demokratik ve Anayasal” çerçevede olduğu anlatılacak. Yürütme organı Hükümet ile Yasama Organı Parlamento arasında, bazı temel konularda farklı kararlar çıkabileceği dile getirilecek. Özellikle Türkiye’de kamuoyunun Irak halkına bakışından kaynaklanan bir baskı oluşturarak TBMM’yi Tezkerenin reddi konusunda etkilediği ifade edilecek.