Avrupa-Amerika Yakınlaşması ve Sistem - Erol Manisalı
Soğuk Savaş sonrasında Batı dünyasının tartıştığı meselelerin başında ABD ve Avrupa Birliği'nin, - aralarında ne oranda yarışıp yarışmayacakları; - dünya üzerindeki paylaşım kavgalarının giderek bir çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceği; - ABD ve AB'nin uzun dönemde ne oranda bütünleşebilecekleri gibi konular gelmektedir. Aralarında yakınlaşma mı olacak, yoksa paylaşım kavgası onları çatışmaya mı götürecek? Bu konu Amerikalı ve Avrupalı düşünür ve stratejistlerin kafasını fazlasıyla işgal etmektedir. cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardrenovation vejle site renovamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg
Buna karşılık birinci ve ikinci Bush yönetimi sırasında daha da güçlenmeye başlayan radikal cephe, ABD'nin, ''Avrupa'yı karşısına alarak değil ama arkasına takarak'' aslan payını alabileceğini ortaya koyuyor. Gerekçelerinin başında da ''ABD'nin karşısında durabilecek askeri ve siyasi gücün bulunmaması'' belirtiliyor.
Diğer kapitalist güç (yani Avrupa), ABD hegemonyasını kabullenerek de ''payını azaltmadan sürdürebileceği'' düşüncesini benimsiyor.
ABD ve Avrupa'nın ortak dokusu
Yukarıdaki iki farklı görüş, ''Batı kapitalizminin hâlâ sistemin en tepesinden yönetildiği'' varsayımını paylaşıyor. Oysa Batı kapitalizminin ''zemininde ve işlevselliğinde bazı değişiklikler'' görülmeye başlandı. Bu değişikliklerin başlıcaları şunlardır:
- ABD ve Amerika'da dev şirketler iktisadi, siyasi, askeri ve kültürel ''sistemde'' etkinliklerini arttırmışlardır. Artan bu etkinlikler, ''oligarşik bir düzenin yerleşmeye başlamasına'' yol açtı. Dolayısıyla, ABD ve Avrupa'da ''Batı kapitalizminin zeminindeki doku, şirketler tarafından belirlenmeye başlandı.
- İşçiler ile işverenler arasında ''ortak çıkar alanları'' genişledi. Batı kapitalizminin çıkarlarından, işçiler de (orta sınıf), işverenler kadar yararlanmaya başladılar. Dış sömürünün ve dış pazarların işgalinin yaygınlaşması ''Batı kapitalizmine bu avantajı sağladı''.
Avrupa'da son yıllar içinde grevlerin etkili olmaması, hatta grevler yüzünden iktidardan düşen hükümetlerin artık görülmemesi bunun en açık kanıtıdır. Sovyetler Birliği'nin dağılması sonucu ''açılan uluslararası ticari sınırlar'' ve dayatılan liberal politikalar ABD ve AB'nin küresel egemenliğini ve kazancını arttırdı. Bu süre ABD ve Avrupa'nın (Batı kapitalizminin) ortak çıkar zeminini (ve dokusunu) meydana getiriyor.
Batı kapitalizmi içinde dev şirketlerin çıkarları ile ''toplumsal çıkarların örtüşmesi'' , şirketler oligarşisinin (ve örtülü faşizminin), yeni kapitalizmin vazgeçilmez bir parçası olması sonucunu doğurmuştur.
Dev şirketlerin sistemde oluşturduğu bu oligarşik düzen ABD ve Avrupa'nın işbirliği ve bütünleşmelerini de kaçınılmaz hale getirmektedir. Her ikisinin de üzerine oturdukları zemin (ve doku) aynıdır; küresel çıkarları ve egemenlik hedefleri, ''aralarında çatışma yerine bütünleşmeyi'' zorunlu kılmaktadır. Aralarında paylaşım kavgasına girmeleri demek, ''çıkarlarının üzerine inşa edildiği olgarşik şirketler düzenini'' parçalamaları anlamına gelir.
Bu da, Batı'da kapitalizmin kendi kendini yıkması anlamına gelir. Batı halkları, şirketlerinin küresel egemenliği ve sağladıkları çıkarlar sayesinde ''müreffeh'' olmaktadırlar. Bu da, içerdeki oligarşik düzenin göz ardı edilmesine ve sosyal politikalarla törpülenmesine olanak vermektedir. Üzerine de ''bireysel hakları'' ekleyince ''sorun'' çözülmektedir. Bedelini ise ''dışardakiler'' karşılıyorlar.
ABD ve Avrupa'nın bütünleşmesinde en büyük engel Amerikan kapitalizminin temel içgüdülerinin ''sistemi parçalama pahasına zorlamasından'' kaynaklanıyor. Ancak bu güdüler, aynı zamanda Batı kapitalizmini ayakta tutan ve besleyen virüslerdir: Kapitalizm onlarsız ayakta kalamaz.