Rusya Orta Doğu’da Türkiye’ye İşbirliği Önerdi - Nazim CAFERSOY
Sovyet yönetimi tarafından ABD ile ana rekabet alanlarından biri olarak görülen Orta Doğu (Sovyet literatürüne göre Yakın Doğu) bölgesi önce Mihail Gorbaçev tarafından Batıyla rekabet alanı olmaktan çıkarılmış, ardından Yeltsin başkanlığındaki yeni Rusya yönetimi tarafından Türkiye ve Iran temelli politikalara indirgenmiştir. Putin ile yeniden toparlanan Rusya Orta Doğu’nun geneline ilgisini artırmaya başlamıştır. Filistin-İsrail sorununa ve Arap dünyasına yeniden artan ilgi, İslam Konferansı Örgütü’ne üyelik çabası ve (diğer küresel dinamiklerin bir sonucu olmakla beraber) özellikle Irak konusundaki müdahale karşıtı tavır bu ilginin en önemli işaretleri kabul edilebilir. Rusya’nın Orta Doğu’ya artan ilgisinin bir biriyle doğrudan veya dolaylı bağlantılı çeşitli nedenleri bulunmaktadır: discount drug coupons click free discount prescription cardcialis manufacturer coupon open drug coupon cardescitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholrenovation vejle link renova
- Rusya ile ABD arasında 11 Eylül’ün ardından oluşan “zoraki balayı dönemi” sona ermek üzeredir. Rusya yönetiminde, 11 Eylül sonucunda ABD ile yaptığı işbirliğinin tek taraflı bir tavize dönüştüğü ve sürekli geri çekilmeyi beraberinde getirdiği yargısı ağırlık kazanmış durumdadır. ABD’nin Afganistan’ı bahane ederek Orta Asya’ya yerleşmesi, Gürcistan ve Ukrayna’daki rejim değişiklikleri, Rus siyasal sistemine ilişkin dozu artan ABD eleştirisi gibi gelişmeler bu yargıya güç kazandıran olaylar olarak öne çıkmaktadır. Putin’in 2004 Yazında yaptığı Hindistan, Çin ve Güney Amerika ziyaretlerinde ABD karşıtı retoriği ve çok kutuplu dünya söylemini daha çok dillendirir hale getirmesi de ikili ilişkilerdeki kötüleşmenin diğer bir işareti gibi değerlendirilmelidir.
- ABD’nin uluslararası sistemi yeniden dizayn etmesinde Orta Doğu bölgesi merkezi konumu, çok kutuplu dünya tezinin daha fazla zafiyete uğramaması Rusya’nın bu bölgede aktifleşmesini gerektirmiştir. Bu aktifleşme bir bakıma BDT coğrafyasında artan Amerikan etkinliğine karşı bir cevap niteliği de taşımaktadır.
- Rusya’nın Orta Doğu’daki etkinliğinin artırmasındaki bir diğer önemli unsur enerji faktörüdür. Her şeyden önce, Orta Doğu petrol kaynaklarının dünya pazarındaki enerji fiyatları üzerindeki etkisi, (silah satışıyla beraber) en temel ihracat kaynağı enerji olan Rusya’nın ekonomik dinamikler açısından hayati öneme haizdir. Irak’taki müdahaleye karşı çıkış nedenlerinden biri de olan bu hususun, Rusya için halen Orta Doğu’da aktifleşme nedeni olduğu, bizzat Başkan Putin tarafından 31 Ocak 2005’de Filistin Lideri Mahmut Abbas’la görüş zamanı dile getirilmiştir. İran’a yönelik muhtemel bir Amerikan müdahalesine karşı çıkış nedenlerinden biri de bu ülke enerji kaynaklarının ABD kontrolü altına geçmesi endişesidir. (Bu noktada Iran’ın hedefte olması durumunun petrol fiyatları artımı nedeniyle Rusya’ya para kazandırdığını da unutmama gerekir.) Ayrıca, Rusya’nın enerji hassasiyeti, bu kozun başta BDT coğrafyası olmak üzere ikili ilişkilerde stratejik baskı aracı olarak görmesi ve Rus şirketlerinin Orta Doğu enerji kaynaklarına olan ilgisi nedeniyle de önem kazanmaktadır.
- Orta Doğu’daki yeni kriz alanları da sadece küresel anlamda Rusya’nın çok kutuplu sistem söylemine zarar vermemekte, aynı zamanda Rusya’nın bölgesel çıkarlarını da doğrudan tehdit etmektedir. Rusya’nın ABD’den sonra Orta Doğu’daki ikinci büyük silah satıcısı konumundadır ve kriz alanlarından biri olan İran ise Çin ve Hindistan’dan sonra Rusya’nın en önemli üçüncü silah pazarıdır. ABD’nin karşı çıktığı nükleer programında İran’ın ortağının Rusya olduğu ve Moskova’nın bu işbirliğinden ciddi ekonomik kazançlar elde ettiği bilinmektedir. Bu bakımdan Rusya’nın ABD’nin İran üzerinde baskı kurma ve hatta olası bir müdahale girişimine karşı Irak’tan daha dirençli bir tavır geliştireceği beklenebilir. Nitekim, ABD yönetiminin itirazlarına rağmen, Rusya yönetiminin 16-17 Şubat 2005 tarihlerinde İran Güvenlik Konseyi Sekreteri Hasan Ruhani’yle yaptığı görüşmelerde açıkça nükleer alanda işbirliğine devam edeceği mesajlarını vermesi bu tavrın en yeni göstergesi sayılabilir. 26 Şubat’ta Rusya Nukeel Enerji Bakanı Aleksandr Rumyantsev’in İran’a giderek Busher santralının çalışmasına izin verecek yeni bir anlaşmanı imzalayacağını belirtilmesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Öte yandan, Rusya’nın bu mesajlarının 24 Şubat’ta Bratislava’da yapılacak Putin-Bush zirvesi arifesinde vermesi bir anlamda sıkıntılı konuların konuşulacağı görüşmede masaya eli daha güçlü biçimde oturması anlamına gelmektedir.
- Rusya’nın Ortadoğu’da etkinlik sağlamak için Suriye faktörü üzerine de eğildiği görülmektedir. Sovyet döneminden kalan ilişkileri ve Tartus limanındaki Rus deniz üssü, ABD’nin “şer eksenin” içinde bulunan Suriye’yi “Irak’ı da kaybeden” Rusya’nın Orta Doğu politikasında önemli hale getirmektedir. ABD baskısı karşısında AB’den de gerekli desteği alamayan Beşar Esad’ın yeni bir himayedar bulma amacıyla 25 Ocak’ta yaptığı Moskova ziyareti sırasında yaklaşık 10 milyar dolar borcun Putin yönetimi tarafından kolayca silinmesini, ABD’nin itirazına ve Rusya-İsrail ilişkilerini germesine rağmen Suriye’ye “İgla” ve “İskender-E” füzeleri satma girişimini de bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir. Ukrayna’da Yuşenko yanlısı tavrı nedeniyle Moskova’nın tepkisi ile karşılaşan İsrail’in, son yıllarda sıkı bir askeri işbirliği içine girdiği Gürcistan’la bu ilişkisini askıya alması ise ikili ilişkilerdeki gerginliği azaltma ve Rusya-Suriye yakınlaşmasını önleme amacını gütmektedir. Putin’in Suriye’ye silah satışına ilişkin verdiği “bölgede dengeleri koruma ihtiyacının farkında olduklarını ve bunun korunmasını istedikleri” demecinin İsrail’in endişelerine gidermekten ziyade ABD’ye mesaj anlamı taşımaktadır.
- Öte yandan Rusya, Afganistan örneğinde olduğu gibi, ABD’nin “İran tehdidini” gerekçe göstererek siyasal alanda iyice yerleşmeye başladığı Güney Kafkasya’ya askeri anlamda tamamen yerleşeceğinden endişe etmektedir. Nitekim, ABD’nin Gürcistan’daki askeri uzmanları, Hazar’ın güvenliği için Azerbaycan’a destek söylemi ve muhtemel bir İran operasyonunda cephe ülkesi durumuna gelebilecek Azerbaycan’a üs kurma çabaları Rusya tarafından ciddi endişe kaynağı olarak görülmektedir. Rusya bu tür endişe verici hususları bertaraf etmek için Gürcistan’da terk edeceği üslerin üçüncü ülkelerin kullanımına açık olmamasını istemekte, kıyısı olmayan üçüncü bir ülkenin güvenlik sağlama gerekçesi ile Hazar’da bulunamayacağını ilan etmekte ve Azerbaycan’da ABD askeri üs kurulmasını engellemeye çalışmaktadır. Şubat ayı içerisinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ı ziyaret etmesini Rusya’nın geleneksel “yakın çevre” politikasının yanısıra, Orta Doğu denklemi bağlamında da değerlendirmek gerektirmektedir.
- Putin’in Aralık 2004’deki Ankara ziyareti ile Rusya-Türkiye ilişkileri derinleştirilmiş çok boyutlu işbirliği sürecine girerken Orta Doğu da işbirliği yapılacak bölgelerden biri olarak öne çıkmıştır. Irak’a Amerikan müdahalesine karşı Türkiye’nin de kendisiyle örtüşen bir tavır içinde olduğunu gören Rusya, İran ve Suriye konusunda Türkiye’ye ile işbirliği yapmak istemektedir. Şubat başında ABD’li meslektaşı Condalezze Rice’la görüşme için Türkiye’ye gelen Dışişleri Bakanı Lavrov İran konusunda Türkiye ile benzer yaklaşımı paylaştıklarını belirtmiştir. Son olarak Orta Doğu ve Afrika’dan sorumlu Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Saltanov, 20-22 Şubat 2005 tarihlerinde Ankara’yı ziyaret ederek İran ve Suriye konularında işbirliği yapmayı önermiştir.
Sonuç olarak, küresel dinamikler, bölgesel dengeler ve hatta iç dinamikler Rusya’yı Orta Doğu’ya ilgisini artırmaya itmektedir. Rusya’nın Orta Doğu politikasının önümüzdeki dönemdeki en sıkıntılı boyutunu ise İran ve Suriye oluşturacaktır.