Dış Politika1 Mart 2005 00:00

NATO, Ortadoğu’yu kana bulayacak

Kuzey Atlantik Asamblesi (NATO), Amerika’dan sonra adım adım İsrail’in de güdümüne giriyor SSCB ile birlikte “Varşova Paktı”nın 1989 yılında çöküşü sonrası NATO’nun varlık sebebi olarak gösterilen düşman( komünizm tehlikesi) ortadan kalktı. Artık ittifakın var olması için hiçbir sebep kalmamıştı. Ancak tüm dünyaya demokrasi, insan hakları ve özgürlük getirme vaatleriyle küresel emperyalist görüşlerini dayatmak, uluslar arası şirketlerine yeni pazarlar bulmak için NATO’nun varlığını devam ettirmesi gerekiyordu.claritin mazilo claritin tablete claritin mazilooxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

-Dünya devletleri arasında çok yakın geçmişe sahip olan ve devlet geleneği olmayan ABD, imparatorlukların çatışmalarından ve 20. yüzyıldaki devletler oyunundan istifade ederek ön plana çıktı. I. Dünya Savaşı’nda Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu’na karşı, İngiliz, Japon ve Çarlık Rusya imparatorlukları safında arka planda yer almıştı. 1945 Yalta Konferansı’nda (ABD, İngiltere, Rusya) dünya yeniden paylaşılırken, ABD; Rusya’yı düşman safına iterek, İngiltere’yi de oyun dışına çıkarmış oldu. Bu oyunun devamı olarak 12 üyeli Kuzey Atlantik Asamblesi (NATO) 24 Ağustos 1949’da kurulmuş oldu. ABD’deki Yahudi lobilerinin etkin kuruluşlarından CFR bu sürecin önemli mimarları arasında yer alırken, NATO, zulüm imparatorluğu ABD’nin öncü birliklerine dönüştü.

SSCB ile birlikte “Varşova Paktı”nın 1989 yılında çöküşü sonrası NATO’nun varlık sebebi olarak gösterilen düşman (komünizm tehlikesi) ortadan kalktı. Artık ittifakın var olması için hiçbir sebep kalmamıştı. Ancak tüm dünyaya demokrasi, insan hakları ve özgürlük getirme vaatleriyle küresel emperyalist görüşlerini dayatmak, uluslar arası şirketlerine yeni pazarlar bulmak için NATO’nun varlığını devam ettirmesi gerekiyordu. İttifak’ın önde gelenleri bu yönde arayışlara girdiler.

NATO’nun düşman konsepti değiştirildi

Ve çok geçmeden NATO’nun düşman konseptini değiştirdiler. ABD ve Batı, ititfakın yeni düşmanının İslam ve Müslümanlar olduğunu açıkladı. İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, 1990 yılında İskoçya’daki NATO Zirvesi’nde yeni düşmanın “İslam” olarak belirlendiğini açıklamaktan kaçınmadı. Yine NATO eski Genel Sekreteri ve ABD Başkan adaylarından Willy Claes, defalarca “komünizmin çöküşünün ardından en büyük tehdidin İslam” olduğunu ifade etti. Müslüman düşmanlığına yönelik açıklamalar, Batılı üst düzey yetkililerce bir çok kez dile getirildi.

ABD Başkanı Bush, NATO’nun yeni düşman konsepti doğrultusunda harekete geçerek 11 Eylül saldırılarını gerekçe gösterip Müslümanlara karşı savaş başlattı. Bush, sahip olduğu evangelizm inancının gereği olarak Büyük Ortadoğu Projesi adı altındaki Büyük İsrail Projesi’nin gerçekleştirilmesi için düğmeye bastı. Aynı görüşü paylaştığı yöneticileri de bu inanç doğrultusunda engel olarak gördükleri İslam ülkelerine doğrudan ya da imalı tehditler yöneltmekten kaçınmadı.

İslam’a savaş açan Amerikan yönetimi, bir yandan da enerji kaynaklarına ve bunların ulaştırma hatlarına egemen olarak küresel ekonomileri kontrol etmek istemektedir. Dünyadaki son gelişmelere bakıldığında, ABD’nin müdahale ettiği, kaos ve gerginlik çıkardığı bölgelerin tümünün enerji kaynaklarına sahip olduğunu ya da enerji koridorlarının geçtiği bölgeler olduğunu görürüz. Enerji koridorları üzerinde bulunan Afganistan’a saldıran ABD, Gürcistan ve Ukrayna’da provokasyonlarla halkı sokaklara dökerek kendi adamlarını işbaşına getirdi.

ABD, Irak harbi ve BOP adı altında sürdürmeyi planladığı savaşta taşeron güç arayışına girdi. Ve, İstanbul Zirvesi’nde kendini yeniden tanımladı. Türkiye’yi emperyalizmin merkez üssü haline getiren zirvede; ülkemizi ve bölgemizi yakından ilgilendiren kararlar alındı.

NATO, İstanbul Zirvesi’nde yeniden yapılandırıldı

NATO İstanbul Zirvesi( 28-29 Haziran 2004), İttifak’ın Soğuk savaş dönemi sonrası en önemli toplantısı oldu. İstanbul Zirvesi’nde görünürdeki, kuruluş yasalarını ve gerekçelerini yok sayarak Irak’a uluslararası hukuku çiğneyerek yaptığı müdahale gibi ABD, NATO’ya da müdahale etti.

NATO, İstanbul Zirvesi’nde Batı’nın çıkarlarına yönelik tehditlere dünyanın neresinden gelirse gelsin müdahale edebileceğini açıkladı. Avrupa merkezli savunma gücü olan İttifak’ın tehdit tanımlaması değişti. Zirve öncesi tahmin edildiği gibi NATO müdahale için temel unsur olarak “terörü “ tehdit” gerekçesi sayarak NATO’yu “savunma gücü” olmaktan çıkarıp “ saldırı ya da müdahale gücü” ne dönüştürdü. Kısacası, savunma gücü olarak kurulan NATO, ABD tarafından İstanbul Zirvesi’nde savaş örgütüne dönüştürüldü.

Büyük Ortadoğu Projesi’nin yürütücüsü haline dönüştürülen NATO, G-8 Zirvesi’nde tartışıldı. Ardından İrlanda’nın başkenti Dublin’de gerçekleştirilen AB-ABD zirvesinde pürüzler giderildi. ABD’nin Irak savaşına karşı çıkan Almanya ve Fransa’nın iştahını kabartacak bazı tavizler vermesi sonucu, pastanın paylaşımı konusunda anlaşma sağlandı. İstanbul’daki zirvede de son rütuşları yapıldı. Dünyayı yeni çatışma ve gerilimlere sokacak döneme girildiği bir bildiriyle kamuoyuna açıklandı.

İttifak, işgal gücüne dönüştürüldü

NATO’yu, dünyanın en büyük işgal gücüne ve Ortadoğu’nun göbeğinde açık tehdide dönüştürmeyi hedefleyen zirvenin ardından ortaya çıkan sonuçları şöyle özetleyebiliriz:

1- Akdeniz ülkelerini diyaloğa zorlayan NATO, İstanbul zirvesi ile başta Körfez ülkeleri olmak üzere bütün Ortadoğu’yu da ‘’diyalog” ve “demokrasi”ye zorlayarak BOP’u somutlaştırma yönünde adımlar atıldı. Formüller ve telaffuz şekilleri farklı olsa da ABD ve İngiltere’nin Büyük Ortadoğu projesinin ‘’savunma ayağı’’ İstanbul’da oluşturuldu. NATO bundan sonra, “terör” tehtidi saydığı her “tehlike” için bölgede jandarma edasıyla açık tehdit unsuru haline getirildi.

2- NATO bünyesindeki ‘’istihbarat teşkilatı’’nın günün koşullarına uyarlanması, ‘’yüksek teknoloji’’ kullanımı, müttefikler arası istihbarat alışverişi, terör eylemleri karşısında dayanışmanın somutlaştırılması, Akdeniz’deki NATO denetleme operasyonunun (Aktif Gayret-Active Endeavour) kapsamının ve yetenek gücünün genişletilmesi gibi konularda atılan ciddi adımlar da NATO’nun bölge için açık tehdit olmasını pekiştirdi. Bunu, Gladio’nun yeni yapılanması olarak yorumlayabiliriz.

3- NATO’nun siyasi kanadı, Kafkasya ve Orta Asya ülkeleriyle “diyaloğu” geliştirmek yönünde de yeni adımlar attı. NATO, Ortadoğu’nun enerji havzası olan bölge ülkelerine ‘’ilgisini yoğunlaştırdığını’’ bu bölgelere özel temsilciler atayarak deklare etti.

4- İstanbul zirvesi, NATO’nun askeri kanadının bir ‘’gövde gösterisi’’ yapmasına da zemin oluşturdu. İstanbul zirvesinden çıkan kararlar çerçevesinde NATO’nun ‘’Acil Mukabele Kuvveti’’ (NATO Response Force-NRF) bünyesinde ilk komuta devir teslimi İstanbul’da yapıldı. Askeri temsilciler, NRF’nin ‘’mukabele’’ gücü, etki ve yetki alanı, sürati, yetenekleri üzerinde dururken, ‘’terörizme karşı mücadele’’ unsurunun askeri açıdan önemi özellikle vurgulandı.

 

26 Üyeli NATO

- NATO (Kuzey Atlantik Asamblesi Örgütü) II. Dünya Savaşı’nın ardından görünürde Sosyalist ülkeleri kuşatmak için kuruldu. “Washington Antlaşması” olarak da anılan antlaşma, 12 devletin katılımı ile 24 Ağustos 1949’da yürürlüğe girdi. Antlaşmayı imzalayan 12 ülke şunlar: ABD, Kanada, Norveç, Danimarka, Hollanda, Belçika, Lüksenburg, İngiltere, Fransa, Portekiz, İzlanda ve İtalya. Sovyet Bloku ise NATO’ya karşı Varşova Paktı’nı oluşturdu. Türkiye ve Yunanistan 1952 yılında NATO’ya üye oldu. Türkiye üyeliğe kabul edilmek için Kore Savaşı’na asker göndermek zorunda kalmış ve emperyalizmin çıkarları uğruna yüzlerce kayıp vermişti. NATO’nun üye sayısı, Almanya (1955) ve İspanya’nın (1982) katılımı ile 16’ya yükseldi.

16 üyeli ittifaka 1999 yılında Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan katıldı. 29 Mart 2004’te ise Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’nın katılımıyla NATO’nun üye sayısı 26’ya çıktı.

 

Kuzey Atlantik Antlaşması

- Washington DC, 4 Nisan 1949

Bu Antlaşma'nın Tarafları, Birleşmiş Milletler Yasası'nın amaçları ve ilkelerine olan inançlarını ve bütün halklar ve bütün hükümetlerle barış içinde bir arada yaşama arzularını teyid ederler.

Kuzey Atlantik bölgesinde istikrar ve refahın geliştirilmesini amaçlarlar.

Toplu savunma ve barış ile güvenliğin korunması için çabalarını birleştirmekte kararlıdırlar.

Bundan dolayı bu Kuzey Atlantik Antlaşması'nı kabul etmişlerdir.

Anlaşmanın bazı maddeleri özetle şöyledir:

MADDE 1-Taraflar, BM Yasası'nda ortaya konduğu üzere, karışmış olabilecekleri herhangi bir uluslararası anlaşmazlığı, uluslararası barış ve güvenlik ve adaleti tehlikeye sokmadan barışçıl yollarla çözmeyi ve uluslararası ilişkilerinde BM'in amaçlarına aykırı olacak şekilde güç kullanımı ya da tehdidinden sakınmayı taahhüt etmektedirler.

MADDE 2-Uluslararası ekonomi politikalarında çatışmayı ortadan kaldırmaya yönelecekler ve taraflardan herhangi biri ya da hepsi ile ekonomik işbirliğini teşvik edeceklerdir.

MADDE 3- Silahlı bir saldırıya karşı bireysel ve toplu direnme kapasitelerini koruyacaklar ve geliştireceklerdir.

MADDE 7- Antlaşma, BM üyesi olan Tarafların BM Yasası uyarınca sahip oldukları hak ve yükümlülüklerini veya Güvenlik Konseyi'nin uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması konusundaki temel sorumluluğunu herhangi bir şekilde etkilemez ve etkilediği şeklinde yorumlanamaz.

MADDE 13- Antlaşma 20 yıl boyunca yürürlükte kaldıktan sonra herhangi bir Taraf, ayrılma bildirimini Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti'ne vermesinden bir yıl sonra Taraf olmaktan çıkabilir. ABD Hükümeti aldığı her ayrılma bildiriminden tüm tarafları haberdar edecektir.

 

Schmidth: NATO kuruluş amacının dışına çıkıyor

-Almanya’nın eski başbakanlarından Helmut Schmidt, ABD’nin, NATO’yu Ortadoğu’da kendi stratejisinin aracı haline getirmeye çalıştığını söylemişti.

Schmidt, Die Zeit gazetesinde yayımlanan makalesinde, ‘’Amerika NATO’yu Ortadoğu’da kendi stratejisinin aracı haline getirme yolunda. Böyle bir şey İttifak’ın bünyesinde öngörülmemiştir’’ ifadelerine yer vermişti.

NATO’nun görevi kapsamına girmeyen alanlarda kullanıldığına dikkat çeken Schmidt, ‘’NATO’nun, kendi sınırları dışında özgürlüğü ve demokrasiyi yaymak gibi bir görevi yok. Üye ülkelerin de böyle bir göreve katılma gibi sorumlulukları yok’’ demişti.

ABD’nin dış politikasında temel değişiklikler beklemediğini belirten Schmidt, makalesinde, ‘’ABD Dışişleri Bakanı Condeleezza Rice’ın yaptığı Avrupa gezisi ‘Kurt ve 7 Kuzucuk’ masalına benziyor. Bu masalda kurt, tebeşir yutarak dostça bir ses çıkarıyor, ancak her zaman kurt kalıyor’’ diye yazmıştı.