'Çapraz' Okuma - Ergin Yıldızoğlu
Sanırım, artık, dünyanın bir ''güçler-dengesi'' iklimine geri dönmeye başladığını söyleyebiliriz. Bu ''konjonktür'' Türkiye 'nin öneminin, ilgili risklerin ama seçeneklerinin de artmakta olduğunu, manevra alanının genişleyebileceğini düşündürüyor. Ama, ben bu ortama uyum sağlanabileceği konusunda ümitli değilim. Malum ''siyah ten beyaz maske'' sorunu.naproxennatrium go naproxen kruidvatclaritin mazilo claritinekombo claritin maziloarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenacialis walgreen coupon cheap cialis cialis couponcialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon
Kimi zaman bir olayı, başka, ilk anda ilgisiz gibi görünen bir başka olayın merceğiyle okumak aydınlatıcı olabiliyor. Örneğin, bu ''histeri krizine'' , Bush 'un Brüksel ziyaretinin merceğinden bakarsak daha iyi bir görüntü elde edebiliriz. Ama bu merceği kullanabilmek için, Brüksel'in saraylarının altın yaldızlı salonlarını terk ederek mali piyasaların dijital devrelerine kısaca bir girip çıkmak gerekiyor.
Dolar ve petrol
Daha önce de tartışmıştık, ABD'nin uluslararası konumu açısından doların ve petrolün kritik, hatta askeri gücü kadar belirleyici önemi var. Bu yüzden, tüm ABD yönetimleri için doların uluslararası rezerv para olarak kalması, petrolün ABD ekonomisine uygun bir fiyattan akmaya devam etmesi ''yaşamsal ulusal çıkar'' kategorisine girer.
Bush'un Avrupa gezisi başlarken mali piyasalar, Asya bankalarının rezervlerinin bileşimini çeşitlendireceklerine ilişkin bir söylentiyle sarsıldı ( Financial Times 22/02). Spekülatörler söylentiyi, Asya Merkez Bankalarının dolardan uzaklaşma eğiliminin yeni bir göstergesi olarak yorumladılar. O gün dolar, ekimden bu yana, Dow Jones Indeksi de geçen 18 ayın en büyük düşüşlerini yaşadılar, petrolün varil fiyatı da yeniden 50 doların üzerine çıktı. Bu dalgalanma, doların çok kırılgan bir noktaya geldiğini, bir dedikodunun bile piyasaları sallamaya yettiğini, ama daha da önemlisi bu denklem içinde Asya merkez bankalarının (dolayısıyla siyasi otoritenin) karar verici noktaya ulaşmış olduğunu gösterdi. Büyük merkez bankalarının dolardan uzaklaşmaya başlamasıyla ABD Ticaret Bakanlığı eski müsteşarlarından, Yale Üniversitesi profesörlerinden Jaffrey Garten 'in kaygılandığı gibi, ''Dışarıdan bütçe üzerine gelen baskılar, ordunun büyüklüğü ve biçimini etkileyebilir, ABD'nin diğer ülkelerden yardım alma kapasitesini azaltır, iç güvenlikten eğitime kadar birçok alanda gerekli fonların azalmasına yol açabilir'' ( Foreign Affaires Şubat 2005). Sonuç olarak Asya'nın yükselmesi, Çin'in burada çekim merkezi olmaya başlaması, artık ABD ekonomisinin kaderini belirlemeye başladı.
Petrolün yeniden 50 doların üzerine yükselmesiyse özellikle Çin talebinin yarattığı basınçla dünya petrol rezervleri üzerindeki rekabetin keskinleştiğini gösteriyor. Hong-Kong'daki Civic Exchange adlı stratejik araştırma kurumunda, Londra'daki International Institute for Strategic Studies 'de araştırmacı ve New York'taki bir risk yönetimi kurumunda analist olarak çalışan Chietigi Bajpaee 'ye göre bu rekabet ''yeni bir soğuk savaş için sahneyi hazırlıyor'' ( PINR , 24/02)
'Metroseksüel süpergüç'
Robert Kagan gibi ''neo- con'' ideologlar, Rumsfeld gibi ''new macho men'' Avrupa'yı askeri gücü (fallusu) küçük olduğu için aşağılaya dursunlar, Foreign Policy dergisinin temmuz sayısında, Brooking Institution 'dan Parag Khanna imzasıyla çıkan ''The Metrosexuel Superpower'' başlıklı bir yorum, ''Şık giyimli Avrupa'nın, dış politikanın podyumunda, sarsak yürüyüşlü ABD'yi salınarak geçtiğini'' yazıyor, diplomaside, ABD'nin askeri duruşundan daha etkin bir süper gücün yükselmekte olduğunu haber veriyordu. Daha sonra The Washington Post 'un eski Londra büro şefi T.R. Reid 'in The United States of Europe, bu yıl da 21 Ocak'ta yayımlanan, Centre for European Reform bünyesindeki Centre for Foreign Policy 'nin direktörü Mark Lenoard 'ın Why Europe Will Run the 21st Century (Neden 21. Yüzyılı Avrupa Yönetecek) adlı kitapları, dikkatleri, bir süredir gözden kaçan bir gelişmeye çekti; ''neo- conları'' , Bush'un Brüksel seferi sırasında, bu tartışmalara Wall Street Journal 'da kaba ve beceriksiz bir biçimde cevap vermeye zorladı (örn.: Victor David Hanson , 22/05).
Bu çalışmaları burada ayrıntılı bir biçimde tanıtma olanağım yok, ama ekonomik büyüklüğüyle, doların yanı sıra rezerv para olmaya başlayan Euro'yla, yakın çevresinde etkisi altına aldığı, ekonomisine bağlamaya başladığı bölgelerle birlikte, 1 milyardan fazla nüfusuyla benzersiz bir bölge oluşturan Avrupa Birliği, ABD'nin askeri baskıyla rejim değiştirme girişimlerinden farklı ve çok daha başarılı bir yöntemle etki alanını genişletiyor. ABD yakıp yıkıyor, ama yeniden inşa edemiyor, AB'yse kimseyi tehdit etmeden, pazarlarına ve sermayesine erişmek isteyen ülkelerden bir seri siyasi, yasal düzenlemeler talep ediyor. Ülkeler AB'nin nimetlerinden faydalanabilmek için bunları yerine getirmeye başladıkça AB'nin bu ülkelerdeki etkisi, bu ülkeler üzerindeki ''yapışkan gücü'' ( W.R Mead , ''Sticky Power'' , Foreign Policy, Nisan 2004) artıyor. Reid ve Leonard , bu dönüştürücü etkiden ABD'nin de kendini kurtaramadığını, tarımdan elektroniğe, bankacılığa kadar, birçok alanda dev ABD şirketlerinin, AB pazarına girebilmek için AB normlarını benimsemeye başladığını, örneklerle sergiliyorlar. Leonard 'a göre Avrupa'nın tek bir siyasi merkezinin olmaması bir sorun değil, aksine bir avantaj. Bir ülke, örneğin ABD, ''egemenliklerini bir havuzda'' toplamış, bir ''network'' oluşturmuş AB üyeleriyle tek tek ilişkiye geçse bile bir kez bu ''network'' e bulaşınca ister istemez şekillendirilmeye başlıyor (Leonard'ın kitabını özetleyen bir yazısını Prospect dergisinin mart sayısında okuyabilirsiniz).
'Offshore balancing'
Yukarıda kısaca sunduğum görüntü, artık ''çok kutuplu'' bir dünyanın eşiğinden içeri adım attığımızı, böyle bir dünyada, ekonomisi kırılgan bir süper gücün, askeri üstünlüğüne dayanarak konumunu korumasının olanaksızlığını bir kez daha gösteriyor. Peki, bu durumda ABD'nin ''stratejisi'' ne olabilir. Harvard Üniversitesi, John F. Kennedy School of Government 'da Uluslararası İlişkiler Bölümü Dekanı Prof. Stephen M. Walt 'a göre tek bir seçenek var, o da ''offshore balancing'' (denizaşırı dengeleme). Bush'un ilk kez, Brüksel'de dile getirdiği ''Güçlü bir Avrupa'dan yanayım'', ''İyi bir kovboy arıyorum''... ''Bizi kimse ayıramaz'' gibi sözlerine bakınca, bu bağlamda, Avrupa'nın büyük önem kazandığını söyleyebiliriz. ''Dengelenecek'' olan güç ise Çin. İlginç olan şu ki, Çin'de AB'ninkine benzer bir hegemonya stratejisiyle ''çekim gücü'' olmaya çalışıyor ve ABD'ye karşı, Avrupa, Rusya, hatta İran ve Latin Amerika gibi ülkeler yoluyla ''offshore balancing'' stratejisi izliyor. AB de benzer bir ''dengeleme'' stratejisine ilgisiz değil.
Sanırım, artık, dünyanın bir ''güçler-dengesi'' iklimine geri dönmeye başladığını söyleyebiliriz. Bu, yukarıda değindiğim ''histeri krizini'' de açıklar. ''Kıskançlığın'' kaynağında büyük ve onlara yapışmış (kimi küçük- D. Faith + M. Rubin kanalıyla- ) güçlerin bölgedeki ''offshore balancing'' manevralarıyla ilgili basınçlar olabilir. Bu ''konjonktür'' Türkiye 'nin öneminin, ilgili risklerin ama seçeneklerinin de artmakta olduğunu, manevra alanının genişleyebileceğini düşündürüyor. Ama, ben bu ortama uyum sağlanabileceği konusunda ümitli değilim. Malum ''siyah ten beyaz maske'' sorunu...