Dış Politika24 Şubat 2005 00:00

5 TÜRK POLİSİNİN KATİLLERİNİ BULMAK VE HESABINI SORMAK GERÇEKTE KİMİN İŞİ?- Mehmet Aça

Artık, devlet, gerçek bir devlet olmak zorundadır. Kendisine ve millete karşı yapılmış olan saldırıların cevabını bir şekilde (bin türlü yolu vardır) vermeli ve bunu Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarına doğrudan ya da dolaylı bir şekilde hissettirmelidir. Aksi taktirde, kendisi için ölecek kişileri bulmakta fena halde zorlanacaktır. Devletin, vatandaşlarımızın kendisine olan güvenini daha fazla yıkmaya, davul zurna eşliğinde asker gönderme arzusunu bütünüyle kırmaya hakkı yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde devleti yönetenler, kendi vatandaşlarının devlete karşı olan güven ve inancını istemeden de olsa yok etmezler, bu yönde adım atmaya yanaşmazlar! Böyle bir tutum, yargılanmayı ve en ağır cezalara çarptırılmayı gerektirir! Unutulmamalıdır ki, Türkleri kendi devletilerine karşı soğutanlar, bunun cezasını tarih önünde er ya da geç en acımas ız bir şekilde vermişlerdir. Bundan sonra da vermek zorunda kalacaklardır! cialis forum cialis prodaja cialis bez receptaclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilo

Irak'ın Musul kentinin Vali Yardımcısı Khasraw Goran, adi bir cinayet hakkında yorum yaparcasına, "Bugüne kadar yakaladıkları hiçbir teröristin, Musul'da 5 Türk polis memurunun şehit edildiği saldırıyı üstlenmediğini" söylemiş. Ardından da "İnşallah 5 Türk polis memurunu öldüren saldırganları buluruz." demiş (Milliyet, 22. 02. 2005).
 
Eminiz ki, konu ile ilgili -varsa eğer-gelişmeler hakkında herhangi bir açıklama yaptığına şahit olamadığımız Türk Hükümeti ile Türk Dışişleri Bakanlığı'nın yüreği, Goran'ın yaptığı sıradan, yasak savma açıklamayla serinlemiştir. Ne de olsa, konuyla Irak'ın Musul kentinin Vali Yardımcısı Khasraw Goran ilgileniyor ve katillerin bulunması için Tanrı'ya yakarıyor: "İnşallah 5 Türk polis memurunu öldüren saldırganları buluruz!"
 
Vali Yardımcısı Goran, yakaladıkları teröristlerden herhangi birisinin olayı üstlenmesini ve olayın faillerinin tespit edilmesini arzuluyor! Bizden de Arap ya da Kürt aksanıyla "İNŞALLAH", "MAŞALLAH" dememizi bekliyor! Zamanlamasından, verdiği mesajdan, istihbarat çalışmalarından ve işleniş biçiminden profesyonel bir suikast timi tarafından gerçekleştirildiği anlaşılan saldırı ve cinayetin herhangi bir gizli istihbarat birimi ya da herhangi bir gizli istihbarat birimi tarafından eğitilen herhangi bir suikat timi tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu herkes biliyor aslında. Onun içindir ki, Goran'ın herhangi bir adi cinayet hakkında bilgi veren bir polis şefi ağzıyla sarfettiği sözleri kaale almak mümkün değildir. Fakat, Türk Hükümeti ile Türk Dışişleri, bu çocuk kandırmayı amaçlayan açıklamaları ciddiye alacaktır ve Türk kamuoyuna Goran üzerinden konunun peşinde olduğu mesajını verecektir.
 
Kafasına çuval geçirten, Telafer'e günlerce kan kusturulmasına seyirci kalan, tapu arşivlerinin Kürtler tarafından Amerikan askerlerinin gözleri önünde yağmalanmasına ses çıkarmayan, bayrağını hançerleyen, ısıran kudurmuş köpeklere "hoşt" bile diyemeyen Türkiye, en son beş özel harekatçısının katledilmesiyle verilen mesajı almış ve zaten kalmak istemediği yerinde hepten çöküp kalmıştır. Aldığı son mesajla yerine çivilenen Türkiye, Irak'taki Kerkük ve diğer Türk yurtlarının Kürtlere teslim edilmesine ses çıkarmamış, yasak savma açıklama ve uyarılarla sürecin işlemesini seyretmiştir.
 
Peki,  Musul'da katledilen beş özel harekatçının hesabını gerçekte kim sormalıdır? Vali Yardımcısı Goran mı, ABD yetkilileri mi, Kürtler mi? Yoksa, Türkiye mi?! Herkes Türkiye diyecektir elbette. Görünen odur ki, Türkiye, işlenen cinayetin faillerinin bulunması ve hesabın sorulması işini Amerikalılara, Irak'taki kukla hükümete ve Kürtlere havale etmiştir.  Kendisinin işin peşine düşmesini, Irak’ın içişlerine karışma olarak da nitelendirmiş olabilir. Belki de vatanı böldürmemek uğruna canını feda eden 30.000 şehidin hesabını bile sor(a)mayan, bölücü başını devlet koruması eşliğinde misafir eden Türkiye’nin beş özel harekatçısının hesabını sormasını beklemek son derece yersiz olacaktır. O, alması gereken mesajı almıştır ve çoktan katledilen beş özel harekatçıyı kayıplar listesine eklemiştir.
 
Oysa, gerçek bir devletin tavrı bu mu olmalı? Gerçek bir devlet, yani, kendisinin, ulusunun yüce çıkarlarını gözeten, bu doğrultuda hazırlıklı olan, beş değil, bir görevlisinin dahi hesabını herhangi bir şekilde sorabilen bir devlet, Musul’da katledilen özel harekatçıların intikamını çoktan alır ve bunu, açık bir şekilde ortaya koymasa bile, herhangi bir gazete ya da televizyondan geçirdiği sıradan bir haber üzerinden konunun takipçilerine hissettirirdi. Ama, maalesef bugüne kadar hesabın görüldüğüne dair en küçük bir işaret bile alamadık. Devlet, bu tür hesapları, kendi vatandaşları da dahil olmak üzere, kimselere hissettirmeden görür diyenler olacaktır. Peki, bundan incinen, yara alan, devlete duyduğu güveni sarsılan vatandaşların nasıl haberi olacaktır? Devlet, hiç mi, dolaylı bir şekilde “bak filanca saldırının hesabını bir şekilde sordu m” demeyecektir? Yoksa, hesabı görülmemiş onca olaya şahit olan bizlerden hala, “devlet bu işlerin hesabını bir şekilde görmüştür” diye düşünmemizi mi beklemektedir devleti yönetenler? Devletin 30.000 şehidin hesabını bölücü başından İmralı Konukevi’nde ne şekilde sorduğunu hepimiz ayan beyan bir şekilde seyretmekteyiz.