Dış Politika31 Ocak 2005 00:00

''İÇERDEN KAN AĞLIRAM / NE BAKISAN YAZIMA'' - Hüseyin MÜMTAZ

İsrail Genelkurmay Başkanı bu gün Ankara’ya geldi. Amerika’nın yeni Dışişleri Bakanı Rice Şubat başı gelecek. Edelman Bornova’daki altın madeni için ilgili şirkete izin verilmesini taleb edebiliyor. Rice İncirlik’in ‘’lojistik üs’’ olarak kullanılmasını taleb edecek. Duyumlara göre ‘’işlem tamam’’, ‘’kılıf’’ hazırlanıyor. Yâni Himi Özkök’ün söylediğine göre ‘’Türkiye’nin etrafında tehdit olan ülke yok’’ ama Türkiye Amerika’ya sağladığı akıl almaz sınırsızlıktaki kolaylıklarla, etrafındaki ülkeler için tehdit oluşturuyor. Amerika ‘’Kerkük Irak’ın iç işidir’’ diyor; Amerika ‘’KKTC’yi tanımayacağız’’ diyor, Amerika İncirlik’i istiyor. Uluslar arası ilişkilerde karşılıklı çıkarlar vardır. İlişkiler karşılıklı alış-verişlerle dengede tutulmaya çalışılır. Türkiye neden ‘’hep veren’’ konumunda? Kerkük’te seçimde sesini çıkarma, Süleymaniye’de çuval giy çıkarma, Kıbrıs’ta çıkarma, İncirlik’te çıkarma…discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisnaproxennatrium go naproxen kruidvat

‘’İÇERDEN KAN AĞLIRAM / NE BAKISAN YAZIMA’’

Hüseyin MÜMTAZ

Okuduğunu anlamamakta ısrar edenler için şu iki dörtlüğü bir kere daha tekrarlayalım:

 

‘’Türkmenem hey Türkmenem

Unutulmuş tek menem

Musul,Kerkük elinde

Unutulmuş Türk menem

 

Din kardaşım düşmanım

Vurur kaldırsam başım

Sahip çıkmaz soydaşım

Avutulmuş Türk menem’’

 

            Yâni Türkmen; ‘’din kardeşim düşmanlık yapıyor, başımı kaldırsam vuruyor; soydaşım sahip çıkmıyor, beni hep avutuyor, uyutuyor’’ diyor.

            Sadece Türkseniz yahut sadece Müslümansanız bu lâfın sizi acıtması lâzım.

            Yok hem Türk ve hem de Müslümansanız, iki misli acıtması lâzım.

            Acıdan, utançtan gözünüzden yaş gelmesi lâzım.

            Ben Kerkük meselesinin; Akepe iktidarının ilk günlerinde Gül’ün Amerikalılara ‘’Bu millete Kerkük ve Kıbrıs’ı, ikisini birden anlatmamız zor gelir’’ dediği zaman mı; yoksa ilk tezkerenin kamuoyunda yoğunlukla tartışıldığı günlerde Genelkurmay tarafından televizyonlarda yorum yapmak üzere görevlendirilen emekli paşalardan birisinin karşısındaki meşhur ve marûf ‘’Belçikalı’’ anchorman’in, ‘’Paşam, Irak’a girmemizin riskli tarafı yok mu?’’ sorusuna ‘’Ne riski? Dünyanın tek süper gücünün refakatinde giriyoruz’’ şeklinde verdiği cevaptaki mantık ve düşünce yapısından sonra mı kaybedildiğine bir türlü karar verememişimdir.

            Yoksa Kerkükle beraber bütün Kuzey Irak’ı, Karabağ, Kıbrıs, Kardak ve Karasu (Mesta)‘yu, Süleymaniye’de başımıza çuval geçirildiği an mı kaybettik?

            Yahut hepsi birden mi?

            Peki biz bu duruma nasıl geldik?

            Irak’ta dün seçimler yapıldı.

            Türkmen köylerine sandık koyulmayan, araç kullanmak yasak olduğu için oy kullanmak üzere en yakın Türk köyüne gidilemeyen, ama İran ve Türkiye’den bile binlerce Kürdün taşınarak kayıtsız-pusulasız oy kullandırıldığı bir seçim.

PKK’nın iki partiyle katıldığı bir seçim..

Çingenenin çalıp Kürdün oynadığı; daha doğrusu Amerikalı ve Yahudilerin çalıp Kürtlerin oynadığı bir seçim.

            Seçimlerden önce sırasıyla Genelkurmay İkinci Başkanı, Dışişleri bakanı ve Başbakan esip gürlediler, kesip biçtiler.

            Seçimler konusunda ABD ve BM’yi ‘’uyardılar’’, olumsuzlukları ‘’not ettiklerini’’ belirttiler.

            Yüreğimize su serpmişler, bayağı bizi rahatlatmışlardı ki Talabani, kıvrık uçlu Kürt-Arap-Yahudi kırması cenbiyeyi ciğerlerimize soktu, gırtlağımızdan çıktı.

            Talabani İskenderun, Antakya, Diyarbakır ve Van’ı istedi.

             Seçimden iki gün önce kabile reisi Talabani, hem de ‘’Türkiyeli bir özel kanal olan’’ NTV'de yayımlanan demecinde, Türkiye'nin Kerkük endişelerine şu yanıtı verdi: "Kerkük Irak'ın iç meselesi, Irak halkının iradesine bırakılmalı. Türk kardeşlerimizden bu gerçeği anlamalarını istiyoruz. Aksi takdirde kargaşa çıkar. Yarın fanatik Araplar İskenderun ve Antakya, fanatik Kürtler Diyarbakır ve Van üzerinde hak iddia etmeye kalkışır."

            Öbür kabile reisi Barzani de geri kalmadı, kendisine bağlı Kürdistan TV'den aynen şunları söyledi:

            ‘’Oy kullanın ki seçim sonrası Kerkük'ü Kürt bölgesine bağlayalım. Bu seçim çok önemli. Kaderimiz belirlenecek. Kerkük'e Kürtlerin geri dönüş meselesine ilişkin onurlu bir anlaşma yapıldı. Kerkük gelecekte, doğal ve yasal olarak Kürdistan'a dönecek. Yoğun katılımımız, bir nüfus sayımı gibi olacak, bizim Kürdistanlı olarak potansiyelimizi gösterecek. Seçimlere katılım, vatani ve dini bir görev. Bu, şehitlerin döktükleri kana, Barzani'nin mücadelesine karşı vefa borcudur. Verilen her oy, şehit mezarına bırakılan güldür".

            Bu aralar Türkiye’de şehit mezarlarına şehit ailelerinden başka gül bırakan var mı yoksa belediyenin tahsisi ettiği araçlarla terörist leşlerine mi tören yapılıyor?

            Barzani’nin ‘’Kerkük'e Kürtlerin geri dönüş meselesine ilişkin onurlu bir anlaşma yapıldı. Kerkük gelecekte, doğal ve yasal olarak Kürdistan'a dönecek’’ sözlerinin altını çizin lütfen.

             Çünkü Talabani de birkaç gün önce Kerkük'ün "Eski statüsüne dönülmesi" konusunda Irak geçici yönetimi, ABD ve İngiltere büyükelçilerinden yazılı güvence aldıklarını söylemişti.

            Meydanı boş bulan daha doğrusu arkalarını yeni efendilerine dayayan Kürtler ağızlarına geleni söylemeye devam ediyorlardı.

            Davos’ta Recep Tayyip’in Sharon Stone ile el sıkışmasının fotoğrafını yayınlamayarak ‘’hassasiyet gösteren’’ Anadolu Ajansı; Nail Kadırhan ve  Hasan Özkal adlı muhabirleri aracılığı ile Barzani’nin,Türk milleti ile alay eden şu sözlerini ‘’Selahaddin’deki karargahı’’ndan aktarma konusunda aynı hassasiyeti göstermiyorlardı:

''Kerkük bir Irak kentidir. Kerkük kimliği Kürt olan bir Kürt kentidir. Ne Türkiye'nin ne de başka bir ülkenin Kerkük ya da Irak'ın başka bir şehriyle ilgili bir şey söylemeye hakkı yoktur. Söyledikleri bizi ilgilendirmiyor. Bu sözler bizi bağlamaz. Tehditlerle bu işler olmaz. Bağımsız bir Kürt devleti kurulacaktır, ancak ne zaman kurulacağını bilmiyorum. Seçimden sonra Kerkük halkının tercihi ortaya çıkacaktır. Halkın isteği doğrultusunda referandum yapılacaktır.''

            Tabii okuyucu bunlar üzerine Türk devletini yönetenlerin ne dediğini merak edecektir..

‘’Ankara-NTV 30 Ocak 2005 — Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AKP Merkez Karar Yürütme Kurulu toplantısına girişte gazetecilerin Irak seçimleriyle ilgili sorularını yanıtladı. Gül, Irak’ta bugün yapılan seçimlerle ilgili olarak ‘Sorunlu olacağı zaten belliydi ama bir takvim var ve biz bu takvimin çalışmasını istiyoruz’ dedi. Gül, seçim sürecinde herhangi bir manipülasyon olup olmayacağına bakacaklarını ifade etti. Seçim sürecinin bir adım olacağını söyleyen Abdullah Gül, katılımın nasıl olduğuna da bakıldıktan sonra bir açıklama yapacaklarını belirtti. Gül, Kürt lider Barzani’nin ‘Oy kullanın Kerkük bizim olsun” şeklindeki açıklamasının sorulmasına üzerine de “bunlar içe dönük şeyler” ifadesini kullandı.

            Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise, “Neticeleri görelim, ondan sonra açıklama yapacağız” demekle yetindi.’’

Talabani’ni Van’ı istemesine, Barzani’nin ‘’Kerkük, kimliği Kürt olan bir Kürt kentidir’’ demesine Türkiye’nin dışişleri bakanı büyük bir ferasetle ‘’içe dönük’’ yorumunu getiriyor.

            Türkiye’nin başbakanı ise ‘’Neticeleri görelim ondan sonra açıklama’’diyor.

            ‘’Netice görüldükten sonra netice görülmüş olacaktır..’’

            Bu lafı Süleyman Demirel değil kıymetli okuyucu, ben söyledim..

            Başka bir şey söylemek gelmedi içimden.

            Seçimlerden bir gün sonra 31 Ocak’ta ise Talabani, CNN televizyonunda katıldığı bir programda, Irak seçimlerini değerlendirdi ve ''Bugün tarihi bir gün. Çok memnunuz. Cesur Amerikan askerlerine teşekkürler'' dedi. Talabani, ''yeni Irak hükümetinde devlet başkanı veya başkan yardımcılarından biri olup olmayacağı'' sorusu üzerine, ''Iraklı Kürtler yeni hükümette iki pozisyonu istiyor. Ya devlet başkanlığı ya da başbakanlık. Ancak buna ulusal meclis karar verecek'' diye konuştu.

ABD'nin ne zaman Irak'tan çekilmesi gerektiği yönündeki soruya karşılık Talabani, bunu ancak yıl sonunda koalisyon güçleriyle müzakere etmenin mümkün olabileceğini kaydetti. Talabani, ''Amerikan askerlerinin Irak'tan çok yakın zamanda ayrılmasını istemiyorum'' dedi.

Recep Tayyip’in Davos’tan söylediği; ‘’Amerikan askerleri Irak’tan vaktinden önce çekilmemelidir’’ sözü ile Talabani’nin aynı düşünceyi hemen hemen aynı kelimelerle ifade eden sözlerine dikkatinizi çekerek filmi geriye, tam 77 yıl önceye çevirelim.

Mondros Mütarekesi sırasında İngilizlerin tam bir üçkağıtla işgal ettiği Musul 1926’da, Milletler Cemiyeti’nin aleyhte karar vermesi üzerine İngiltere ile imzalanan Ankara anlaşması ile Türkiye’den ayrılır.

Irak Kralı Faysal 3 Kasım 1927’de Londra’da Büyükelçi Ahmet Ferit Tek’i çaya davet ederek Türkiye’yi ziyaret etmek istediğini belirtir. (Türk-Irak İlişkilerinde Türkmenler. Bilal Şimşir. Bilgi Yayınevi. Eylül 2004)

Faysal, Lawrence ile Türk askerini arkadan vuran Mekke Şerifi Hüseyin’in oğludur

Atatürk mesafeli davranır.

1928’de Irak Türkiye’ye elçi atar.

1929’da da Türkiye Irak’a elçi atar.

1930’da Faysal tekrar, Ankara’yı ziyaret etmek istediğini, bu defa Türkiye’nin Bağdat Elçisi Tahir Lütfi Bey’e bir sohbet sırasında ‘’duyurur’’.

Dışişleri, Atatürk’ün talimatıyla 4 Ocak 1931 günü Bağdat Elçisine şu mesajı gönderir:

‘’Kral Faysal Ankara’ya gelmek arzusunu sırf kendi tarafından izhar ederse Hükümeti Cumhuriye’nin bu ziyaretten memnun kalacağı yolunda lisan kullanmanız tabiidir. Ancak bu hususta tarafınızdan herhangi bir şekilde teşvikatta bulunulması muvafık değildir.

Eğer Kral, Reisicumhur Hazretlerini ziyaret etmek ve kabul olunmak arzusunda bulunursa kendi tarafından vaki bir teklif olmak üzere keyfiyetin bildirilmesi mercudur.’’ (age. Sayfa 83)

Atatürk elçiye 1) Sen teşvik etme diyor; 2) Kral ‘’kabul buyurulmak istiyorsa’’ diyor, 3) ‘’Kendisi bildirsin’’ diyor.

Bir Atatürk’e bakın, bir şimdi kabile reisi eşkiyaların ‘’kırmızı pasaportla’’ ve özel uçak gönderilerek Ankara’ya kırmızı halılarla davet edilmelerine..

Faysal 1927’de gelmek istemiş, ziyaretini ancak 4 sene sonra 1931’de gerçekleştirebilmiş ve Atatürk tarafından ‘’kabul buyurulmuştur’’.

Barzani veya Talabani’nin seçimden sonra Devlet veya Hükümet Başkanı olarak Ankara’da bando mızıka ile karşılanmaları, Türkiye’yi nereye götürür bilmem ama Akepe’yi götürür.

İsrail Genelkurmay Başkanı bu gün Ankara’ya geldi.

Amerika’nın yeni Dışişleri Bakanı Rice Şubat başı gelecek.

Edelman Bornova’daki altın madeni için ilgili şirkete izin verilmesini taleb edebiliyor.

Rice İncirlik’in ‘’lojistik üs’’ olarak kullanılmasını taleb edecek.

Duyumlara göre ‘’işlem tamam’’, ‘’kılıf’’ hazırlanıyor.

Yâni Özkök’ün söylediğine göre ‘’Türkiye’nin etrafında tehdit olan ülke yok’’ ama Türkiye Amerika’ya sağladığı akıl almaz sınırsızlıktaki kolaylıklarla, etrafındaki ülkeler için tehdit oluşturuyor.

Amerika ‘’Kerkük Irak’ın iç işidir’’ diyor; Amerika ‘’KKTC’yi tanımayacağız’’ diyor, Amerika İncirlik’i istiyor.

Uluslar arası ilişkilerde karşılıklı çıkarlar vardır. İlişkiler karşılıklı alış-verişlerle dengede tutulmaya çalışılır.

Türkiye neden ‘’hep veren’’ konumunda?

Kerkük’te seçimde sesini çıkarma, Süleymaniye’de çuval giy çıkarma, Kıbrıs’ta çıkarma, İncirlik’te çıkarma…

İncirlik’i açıyorsan Kerkük ve Kıbrıs’ta bir şeyler al.

Özal’dan beri Habur ve İncirlik peşmergelerin can damarı idi.

Şimdi anlaşılan o ki kuzey Irak’ta kurulacak Kürt Devleti’nin atar damarı olacak.

Habur ve İncirlik, Irak’taki Amerikan işgal kuvvetlerinin de nefes ve yemek borusu.

Habur ve İncirlik Türkiye’nin elinde ve Türkiye egemen bir ülke.

Yâni Türkiye Habur’u ‘’bir şeyler alabildiği ölçüde’’ ve ‘’gerektiği kadar’’ aralar.

Bas gırtlaklarına, kes can damarlarını…

Teorik olarak böyle..

Peki pratikte?

Pratikte Gül 58’inci ara dönem hükümetinin başı iken ‘’Kırmızı pasaportlarını geçen ay yeniledim’’ der ve 59’uncu da Esenboğa’da yeni devletin veya hükümetin başını karşılar.

Ertesi gün şereflerine Köşk’te yemek verilir.

Konuklar arasında Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları da vardır.

Atatürk’ün 4 sene sonra lütfen ‘’kabul buyurduğu’’ ülkenin 77 sene sonraki devlet başkanı kılığındaki kabile reisleri, sedaret mühürlerinin mühürleri kurumadan ellerini kollarını sallaya sallaya Ankara’da ‘’sancak gösterirler’’.

Biz de Habur’la İncirlik bizim diye geçiniriz.

Talabani ne demişti?

Antakya-İskenderun, Diyarbakır-Van…

Aklıma ilk gelen isimler Muğlalı Mustafa Paşa ile, Fazıl Osman Polat Paşalar..

Allah Rahmet Eylesin.. Anlayan anlar…

Elimiz değmişken Kıbrıs’a da ufak bir ‘’dokundurma’’..

3.5 milyon Türkmen Kerkük’de ‘’devlet’’ olabilmeyi rüyasında bile göremez, sadece kişisel can ve mal güvenliğini sağlamaya çalışırken Kıbrıs’ta 180.000 Türk içinde bulunduğu ‘’devlet’’inin kıymetini bilmiyor, Rum’a yamanmaya çalışıyor.

Hainlere sözünü geçiremiyor.

Yazımızı, Kerkük’lü şair Abdullah Hattat’ın güne son derece denk düşen bir Hoyratıyla bitireceğiz.

‘’Yazıma

Bak yazdığım yazıma

İçerden kan ağlıram

Ne bakısan yazıma’’

 

Yüreği yetene sivrisinek saz.. 31 Ocak 2005