Dış Politika29 Ocak 2005 00:00

"ATİLLA OLMAMAK" İÇİN TARİHİ DEĞİŞTİRMEK - Sadi Somuncuoğlu

Dışişleri Bakanı Papandreu da, "TBMM''nin (Yunanistan''ın karasularını genişletmesi savaş nedenidir)kararını değerlendirmesini" istemiş, Erdoğan, bunu "TBMM Başkanı''na ileteceğini" söylemiştir.Papandreu, bu görüşmeyi"Yıllardır ilk kez Atilla ile görüşmedik" sözleriyle değerlendirmiştir.Babası Andreas Papandreu da Başbakanken, 1987''de, "Yunan ırkının, bir gün anavatanı olan Ege sahillerini kurtaracağına olan inancını yitirmemesi gereklidir." demişti.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesescitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena

Bir ateş çemberi ile kuşatılmışken, teyakkuza geçip, "tamamen milli bir siyaset izlenmesi ve bu siyasetin de, iç kuruluşlarımıza tamamen uygun ve dayalı olması", halkın özellikle de gençlerin bilgilendirmesi gerekmez mi? Aksine "herkesle sorunumuzu hallettik, barış çemberindeyiz" gibi toz-pembe bir hava estirilip, gündelik politikalar belirlendiğine şahit oluyoruz. Alın Milli Güvenlik Siyaset Belgesi''nde değişiklik hazırlıklarını.

Yeni belgede, "İrtica, bölücülük, Yunanistan, Ermenistan" gibi konularda "özel belgelere" yer verilmemesi isteniyormuş.

Böylece iktidarın eli rahatlayacakmış.

Tarih kitapları da yeniden yazılıp, AB üyesi ve müttefik ülkelerle ilgili "yendik" gibi küçültücü ifadelere yer verilmeyecekmiş.

Ermeni soykırım iftirası gibi tartışmalı(!) konularda ise tüm belgeler kitaplara konulup, kararı öğrencilerin vermesi sağlanacakmış.

AB-ABD destekli bölücülük faaliyetleri ile Yunanistan ve Ermenistan talepleri almış başını giderken, bunların MGSB''de bulunmasının onları rahatsız etmesi normal de, bize ne oluyor? Keza, tüm değerlerimize saldırıp, yarım kalmış tarihi hesapları görmeye çalışanları memnun etmek gibi bir misyon üstlenip, tarihimizi "yeniden yazmaya" kalkışmanın izahı var mıdır?

TÜRKİYE''NİN Mİ, ERDOĞAN''IN MI İLİŞKİLERİ ÖNEMLİ?

Tabloya Yunanistan örneğinden, hem de son 2-3 yıllık perspektiften bakalım.

Başbakan Erdoğan''ın, "kişisel dostluğa" önem verdiği, "jest"lerde bulunmayı ve "bir adım önde" olmayı sevdiği biliniyor.

Peki kendisi veya Türkiye bunun karşılığını görüyor mu? İlk ziyaretini bu ülkeye yaptığında, "Yunanistan''ı tarihi rakibimiz olarak değil en yakın komşumuz ve yarınlarımızın stratejik ortağı olarak görüyoruz" demiştir.

Başbakan Simitis ise hem de ortak basın toplantısında, Kıbrıs-Ege konularında Türkiye''yi suçlamış, kıta sahanlığında "uluslararası hukuka uymadığımızı" söylemiştir.

Dışişleri Bakanı Papandreu da, "TBMM''nin (Yunanistan''ın karasularını genişletmesi savaş nedenidir)kararını değerlendirmesini" istemiş, Erdoğan, bunu "TBMM Başkanı''na ileteceğini" söylemiştir.

Papandreu, bu görüşmeyi"Yıllardır ilk kez Atilla ile görüşmedik" sözleriyle değerlendirmiştir.

Babası Andreas Papandreu da Başbakanken, 1987''de, "Yunan ırkının, bir gün anavatanı olan Ege sahillerini kurtaracağına olan inancını yitirmemesi gereklidir." demişti.

Yunanistan''la ilgili diğer gerçekleri de hatırlayalım; Hala Türkiye''yi birinci tehdit (en büyük düşman) sayıyor, Lozan''a rağmen adaları silahlandırıyor, Ege''de 12 mil iddiasında bulunuyor, adaları da kıta sahanlığı kapsamına almak, hava sahasını genişletmek istiyor, Lozan ve AB kriterlerine rağmen Batı Trakya Türkleri''nin haklarını tanımıyor.

Bir Türk kurumu olan Fener Rum Patrikhanesi ile ilgili talepleri ise koca bir liste.

Tüm Yunanlı yetkililer gelir gelmez Patrikhaneye koştuğu halde Erdoğan, Batı Trakya''ya adeta izin alarak gitmiş, soydaşlarımızın "yok oluyoruz" feryatları üzerine, bardağın dolu tarafını görmelerini istemiştir.

Yunanistan ise daha birkaç hafta önce "Türk" isminin kullanılmasını yasaklamıştır.

Yunan istekleri ve bunların tarihi temelleri bellidir.

Hele de AB''nin meselesi yaptıktan sonra bunlardan bir milim geri gitmeyeceklerini göstermişlerdir.

Bu şartlarda, "Kapı komşumuzla dostluğu geliştiremezsek bir yere varamayız.

Ege barış gölü olacaksa bunu başarmaya mecburuz.

Türkiye''nin uzun vadeli misyonu budur." demek, sözkonusu isteklerin kabulü misyonunun üstlenilmesi değil midir?

HAZIRLANIYORLAR AMA O PROTOKOL İMZALANAMAZ

AB, Rum kesimi ile Ankara Anlaşmasına ilişkin protokolü Şubat sonuna kadar imzalamamızı isteyerek, Kıbrıs işine yine hız verdi.

Oysa iktidar 3 Ekim''e kadar süresi olduğunu zannediyordu.

AB''nin, iktidarın yumuşak yaklaşımından da istifade, 3 Ekim''de müzakerenin değil taramanın başlayacağı şantajına başvurarak, takvimi öne çektiği görülmektedir.

Erdoğan''ın, "Çözümden yanayız.

Sürecin uzamasını asla istemiyoruz.

Ankara Anlaşmasıyla ilgili kararımızı o zamana kadar verirsek 3 Ekim''de büyük ihtimalle müzakerelere başlayabiliriz." ve Gül''ün, "Protokol bizim bileceğimiz bir dönemde imzalanacaktır." açıklamaları da bunun teyidi gibidir.

Protokolü imzalamanın Rum kesimini tanıma anlamına gelmeyeceği de iddia ediliyor.

Oysa AB, "Bir adayın, bir üye ülkeyi tanımadan müzakereye oturması düşünülemez" diyerek, imzanın anlamını çok önceden duyurmuştu.

Rum-Yunan tarafı da, protokolün Şubat sonuna kadar imzalanması, ardından bunun resmen tanıma anlamına geldiğini ilan etme stratejisini benimsemiş durumda.

Sırada KKTC''yi tanımaktan vazgeçip, askerimizin çekilmesi talepleri var.

AB acele ediyor çünkü Kıbrıs''ı geriye attıktan sonra 3 Ekim''e kadar karşılanmasını istediği Ruhban Okulu ve Ermenistan sınırının açılmasından, terör örgütü ile masaya oturup, teröristbaşının yeniden yargılanmasına kadar uzanan listeye zaman kalmasını istiyor.

Kıskaç daralmış olmalı ki, Genelkurmay, Türk tarafından Kıbrıs için jest beklemeyi düşünmenin bile büyük haksızlık olacağı açıklamasını yapmak zorunda kaldı.

Erdoğan da, asker çekilmesinin sözkonusu olmadığını belirtti ancak "Muhataplarımız gereğini yerine getirmediği sürece" diye ekledi.

Tek beklenti göstermelik paketlerin devreye sokulmasıdır ki, asker çekilmesi, buna bağlanmış olmuyor mu? Erdoğan, "Annan Planı''nda eksiklikler olabileceğini, bunların telafi edilebileceğini" de söylemeye başladı.

Bu ise planın daha da kötüleştirilmesine cevaz verilmesidir.

Özetle Kıbrıs meselesinde "adım"dan, "maratona" geçilecek gibi...Karşımızdakiler alınan her tavizi "Elenizmin zaferi" ilan ederken, Erdoğan; "Bu olaya etnik yaklaşım içinde bakmıyoruz.

Eğer böyle bakarsak işin çözümü söz konusu değil.