Dış Politika22 Ocak 2005 00:00

IRAK'TA ALLAVİ OLMAK...

Irak'ta bugün bir Iraklı(!) Amerikan işgal gücü tarafından Irak'ın başına getirilmiş durumdadır.Ama bu bile bütün dünyanın hatta bizzat Amerikanın kendisinin de "işgal" olarak nitelediği bir "hukuksuz" durumun hem dünya hem de ülkemiz kamuoyunda nedense tam bir "kabulenmişlik" olarak görülmesidir. Bugün dünya bir "evangelist" maceraperestin sadist emelleri üzerinde hareket etmektedir.Elbette bu bir kadro işidir. Evangelizmin ne demek olduğunu canım ülkemin medyası en ufak bir şekilde irdelemediği,her zaman olduğu gibi Amerikan ve Avrupa basınından kopyala yapıştır yapmakta olduğundan bir türlü tam manasıyla öğrenemedik. buscopan link buscopan plus

Biliyorum bu ne başlık bu ne yazı diyeceksiniz.Haklısınız.Burada anlatmak istediğim herhangi bir kişi ya da kurumdan ziyade bir "anlayış" tarzı...Irak'ta bugün bir Iraklı(!) Amerikan işgal gücü tarafından Irak'ın başına getirilmiş durumdadır.Ama bu bile bütün dünyanın hatta bizzat Amerikanın kendisinin de "işgal" olarak nitelediği bir "hukuksuz" durumun hem dünya hem de ülkemiz kamuoyunda nedense tam bir "kabulenmişlik" olarak görülmesidir.
bugün dünya bir "evangelist" maceraperestin sadist emelleri üzerinde hareket etmektedir.Elbette bu bir kadro işidir.Evangelizmin ne demek olduğunu canım ülkemin medyası en ufak bir şekilde irdelemediği,her zaman olduğu gibi Amerikan ve Avrupa basınından kopyala yapıştır yapmakta olduğundan bir türlü tam manasıyla öğrenemedik.Tıpkı,"Büyük Ortadoğu Planı(BOP)'ta Türkiye'nin yeri" diye şaşkaloz tartışma programları,paneller,açık oturumlar düzenledikleri gibi...Hiçbir akıl izan sahibi vatandaşımız da çıkıp "kardeşim bize ne BOP'tan POP'tan,bu Amerika'nın kendi planı projesidir,bize ne" demedi,belki de diyemedi.
Kaba bir tarifle evangelizmi bir tür Kıyameti kendileri getirmek isteyen Hristiyan tarikatı olarak tanımlayabiliriz. Bu aklı evveller,inançları gereğince (HZ)İsa mesih'in ortaya çıkacağı,dünyaya yeniden geleceği günün şartlarını hazırlayarak bu bir anlamda "kehaneti" kendileri yaratmaya gerçekleştirmeye çalışıyorlar.Şahsen bendeniz kıyamete ve kıyamet gününe iman etmiş bir Müslüman kardeşiniz,ağabeyiniz olarak Kıyamet konusunu elbette Yüce Allah'ın kendisine bırakmayı yeğlerim.Burada soru şu:İnsanoğlu,kıyamet alametlerinin gerçekleşmesini sağlayarak kıyameti (dolayısıyla evangelist inancına göre Hz.İsa 'nın dünyaya dönüşünü sağlayabilir mi?Çok fazla kafa karışıklığına gerek olmadığını şu şekilde açıklayarak ortaya koyabiliriz:
İnancımıza göre ölüm de "hak"tır.O halde diğer tarafa bir an evvel gidebilirsek elbette daha temiz kalmaz mıyız?O halde neden daha fazla şu fani dünyanın kahrını çekelim?Neden daha fazla ruhen bedenen kirlenelim?,diye sorarsak konunun özü karşımıza bütün heybetiyle çıkmaktadır.Nedir o öz?İnancımıza göre intihar etmek de günahtır!
Öyleyse,akıp giden bir yaşam süreci içerisinde bir insanın her ne kadar masum sebeplerle olsa da kendi hayatına son vermesi inancımız gereği yasaklanmışsa,evangelistlerin inancını,bu sapkın görüşü ülkemize bir şekilde dayatanlar,müslümanı yahudisi hatta hristiyanı bütün dünya geneline bu inancı bir şekilde yaymaya çalışanlar da aynı şekilde yanılmaktadırlar.Zira bu bir "zorunlu" süreçtir.Herkes yaşayacak ve her nefs bir gün ölümü tadacaktır.Hak olan budur,gerçek olan budur.
Bu yanlış inanca kapılanlar elbette Amerika'daki bir avuç kendini kaybetmiş insandan değil elbette.Bir dünya devleti olmanın ötesinde hem kendi içinde hem de dışında devasa bir "baskı" unsuru olarak da kendi görüşünü,kendi doğrularını hem kendi halkına hem de dünya uluslarına kolayca "benimsetebilme" yeteneğine sahip ABD,kendi açısından hayli başarılı olarak uyguladığı sistemli politikalarla bugün bu anlayışını da diğer ülkelere benimsetmek eğilimindedir.
Bugün her nasılsa ister "kadife devrim" ister bir başka adla anılsın bir şekilde "iktidarı" öyle veya böyle değiştirilen ülkelere haklı olarak "kondurduğumuz" nişaneleri her nedense kendi ülkemize kimbilir belki de yüksek egomuzdan kendimize asla yediremiyoruz.
Ama kişisel olarak kanaatim odur ki,bugün dünyayı yeniden kendi doğruları çerçevesinde şekillendirmeye yeminli olanlar, elbette ki Türkiye'ye de bir rol vermiş bulunmaktadırlar ve o rolün de başrol olmadığı kesindir. Kendimize "konduramadığımız" acı gerçekle yüzleşmeye hazır mıyız? Bugün bir Türk olarak,Türkiye Cumhuriyeti hükümeti nezdinde değerimiz nedir?Bir Türk olarak hayatımızın değeri nedir?80 yıllık Cumhuriyet tarihinde yaşattığımız,uğruna savaştığımız,öldüğümüz o ortak amaç,o ortak bilinç, o MİLLET OLMA bilinci neden yaklaşık 3 yıldır hem de kendi iktidarımızca kendi seçtiklerimizce kendi atadıklarımızca ve nihayet kendi insanlarımızca bir anda paçavra gibi bir kenara buruşturulup atılmak istenmekte ve 80 yıllık Cumhuriyetimizin olmazsa olmaz değeri,ana taşı,temeli ve ruhu olan LAİK VE SOSYAL BİR HUKUK DEVLETİ olma hedefi bir anda ORTADOĞU PLANINDA TAŞERON MODEL OLMA-MÜSLÜMAN ÜLKELERE ÖNDERLİK ETME hedefine dönüştürülmüştür.
Bir Cumhuriyet çocuğu olarak,bir Atatürk çocuğu olarak elbette az gelişmiş ve içsel sorunlarla boğuşmakta olan Müslüman coğrafyasına önderlik etmek şahsen benim de arzu ettiğim bir şey olabilir.Ancak cumhuriyetimizin üzerine inşa edildiği o ruh, o öz bundan çok daha fazlasıdır.80 yıllık ulusal hedefimiz olan Laik ve Sosyal Hukuk Devleti sadece islam coğrafyasına değil,tüm dünyanın sosyal barışına ve kardeşliğine götürecek bir hedef iken,bugün dışarıdan hem de kıtalar ötesinden ülkemize dayatılan görevin sadece ve sadece islam coğrafyasına bir şekilde Örnek-Model Ülke olmak hedefi bana gerçekten çok uzak geliyor.Zannımca hepsinden ötesi,bu biçilen görev bana ve ülkeme 2 beden küçük geliyor...
Yüce Önderimizin hasta yatağında söylediği şu sözler aklıma takılıyor:"Olacak,olur!Ne korkuyorsunuz???" Yaşamı mücadelelerle geçmiş, yaşamı boyunca Türkiye dışından belki de daha fazla olarak içimizdekilerle,hatta bazen  kendi silah arkadaşlarıyla dahi karşı karşıya gelmek zorunda kalmış ve belki hayatı boyunca düşmandan yemediği o "kalleş" hançerini kendisini feda ettiği ülkesinden bazı insanlardan yemiş bir hikayedir Atamızın hikayesi.Ne büyük acıdır ki, onun binbir emek ile, acı ile, ayaklarına çakıl taşları bata bata çizdiği aydınlık yoldan bugün son model ithal arabalarla tozu dumana katarcasına hızla ve güvenle geçip gidenler geçmişi unutmayan ve unuttturmayan bu ülke aydınlarını,bu ülkenin kendi insanını statükoculukla ve dinazorlukla suçlamak eğilimine girmişlerdir. "Bir insanın büyüklüğü kendisine duyulan öfkeyle ölçülür" demiş bir yazar.Atatürk! Sen ne büyüksün ki,sana kin güdenler,öfke duyanlar 80 yıldır aynı kinin,aynı öfkenin çukurunda hala bulunuyorlar.80 yıl beyler,hanımlar...80 yıl!
Ama madalyonun bir diğer yüzü de var.80 yıldır dinmeyen bir öfke ve kinle ayakta kalanlar,Cumhuriyetin fazilet ve nimetlerinden yararlana yararlana bugünlere dek gelebildiler.Ama içlerindeki kini ve öfkeyi herdaim muhafaza ederek!Aslında bu insanları sisteme karşı gibi görmekle tarihi bir hata yapanlar bizleriz.Çünkü biraz konuşmalarını dinlediğinizde,biraz içlerine girdiğinizde istediklerinin sandığımız gibi ülkeyi bölmek,cumhuriyeti yok etmek gibi şeyler olmadığını,sadece ve sadece daha İSLAMCI bir devleti olsun istediklerini görebilirsiniz.Devleti veya cumhuriyeti yıkmak gibi bir anlayışa sahip olanları da elbette ki var aralarında ve hala aktif ve canlı hücreler bunlar.Ancak, bir "düzenin kurulabilmesi için öncelikle varolan düzenin yıkılması" gerekliliği onları da korkutuyor.Çünkü,büyük bir deha örneği olarak biliyorlar ki "düzen yıkıldığında" onların üzerinde yeni bir düzen inşa edebilecekleri bir toprak kalmayacak.Bu nedenlerle,şimdilik,belki de yeni dünya düzeninin etkisiyle ya da sırf bu korku nedeniyle,sistemi tamemen yıkmak yerine sadece ülke geneline hakim olmak,politika ve siyaset yolu ile iktidarı ve yerel yönetimleri tek tek ele geçirerek ülkeyi yıkmadan ama aynı zamanda da ÇAKTIRMADAN,ama adım adım,ama koşarak ve tüm sivil toplum örgüt seçimlerine de bir şekilde etki ederek İSLAMLAŞTIRMAK!
Bu bakımdan AKP'nin şu anki durumu kadar,kuruluş aşaması da hafızalarda yer etmeli.28 Şubat süreci sonrası özellikle ordunun bir daha Erbakan'ı iktidara yaklaştırmayacağını öngören islamcı hareket,geçiş sürecinde ve özellikle hareketi yeniden topluma sunma sürecinde lider kadrosunda değişiklik ister ve başlarına daha "uyumlu" bir liderin geçmesini talep ederler.Elbette bu hareket tarafından uygun karşılanmaz ancak özellikle yasaklı Erbakan'ın bir şekilde "emrivaki" tasarrufları da harekette azımsanmayacak bir tepki bulur.Bu tepkilerin sonucu olarak doğan harekete "yenilikçiler",Erbakan cenahında kalanlara ise "aksaçlılar" denilmeye başlanır.Sonuçta gerilim tırmanır ve yenilikçiler,partiden koparak yeni bir parti kurma çalışmalarına başlar.Bugün Sarıgül olayında olduğu gibi,geçmişte Derviş'i kamuoyuna bir halk adamı olarak sunma çabalarında olduğu gibi o günler medyası da sık sık yenilikçi kanatla öğle yemeklerinde özel röpörtajlarda buluşur ve kamuoyuna bir şekilde BUNLAR DEĞİŞTİ izlenimi verilmeye çalışılır.Ne var ki tüm bunlar,şimdi rahatlıkla görülebildiği üzere tıpkı Kemal Derviş,Sarıgül,hatta Cem Uzan'ın bir şekilde lehte ya da aleyhte olarak topluma sunulmasından ya da yutturulmasından farklı değildir...Bugünün iktidarının yanlışları ve "vurgunları" da maalesef ancak iktidardan düştükleri ve medyadaki hakimiyetlerini kaybettikleri anda ortaya çıkmaya başlayabilecektir.Bunu zaman gösterecek.
28 Şubat sürecini hazırlayan 4 etken vardır.
1.Türk Silahlı Kuvvetleri
2.Medya
3.Sivil Toplum Kuruluşları
4.Halk
Bu 4 unsurdan 3'ünün kendi insiyatifi ile harekete geçtiğini söylemek ASLA ama ASLA mümkün değildir.(hangileri olduğununu elbette biliyorsunuz)
Bugün gelinen noktada ise AKP,geçmişin derslerini,hasmının nelerden yararlandığını iyi tahlil etmiş olarak karşımıza çıkmaktadır.Görünen o ki,artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti sadece basit bir radikal-dinci oluşumla karşı karşıya değildir.Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti,kendisini günün koşullarına en iyi şekilde adapte edebilen,kendi özel istihbarat birimlerini oluşturabilen ve böylelikle siyasi hasımlarını ve rakip partileri dahi sindirebilen,aleyhte propaganda yaptırabilen,sürekli yön değiştirme yeteneği olan ve asla eylemlerinden hesap sorulmayacağı garantisi verilmiş üst kurullar ve özel birimler gibi hızlı hareket edebilen ve yargı kararlarına uymamayı dahi kendisi için bir hak olarak görebilen hatta yargı kararlarına uymamayı bir politika olarak benimseyen güçlü,hızlı ve en önemlisi içeriden ve dışarıdan aldığı önemli destekle AKILLI hareket edebilen bir HASIMla karşı karşıyadır.
Mücadele çetin ve kaçınılmazdır.
Fikirlerimizi,düşüncelerimizi bir kez daha tartmak adına bazı noktaların altını çizmek gerekir sanıyorum:
1.Hem kazanana hem de kaybetmeyene oynarak asla kaybetmeyen ABD'nin Irak'a saldırmasına Bülent Ecevit hükümetinin en azından iyi bakmayacağı biliniyorken,hem lojistik destek olarak hem de bir şekilde meclisten geçirilecek bir kararla hatta bazen buna da gerek kalmadan gizli Bakanlar Kurulu Kararnameleriyle İslamcı bir AKP iktidarında halkın islamcı bir hükümete karşı çıkmayacağı ve böylece ABD'nin daha rahat hareket ederek Irak'a rahatça girebileceği ve orada istediği gibi at koşturup aynı zamanda uzun zamandır hazırlıklarını yaptığı KÜRDİSTAN projesini yaşama geçirme düşüncesi acaba ABD'NİN AKP'Yİ DESTEKLEME NEDENİ OLABİLİR Mİ?Çünkü islamcı bir hükümette,"büyük çoğunluğu müslüman" halkın tepkilerinin yumuşatılabileceği vs. sebepler öne çıkmış olabilir. Bugün Ukrayna'da yapılan kadife devrimin bir benzeri,hatta belki de Ecevit'in bir şekilde hasta olmasına yol açılarak iktidardan indirilmesi,her ne kadar kendimize yakıştıramasak da yapılmış olabilir mi?
2. Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesi için iptal edilen Siirt seçimleri sonrası genel seçimlerin iptali de gerekmiş olmasına ve bu yolda yargı kararları olmasına rağmen Yüksek Seçim Kurulu Başkanı neden "seçimler iptal olursa kaos olur" demiştir? Hukukun ve kuralların yerine getirilmesi hangi ülkede kaos oluşturmuştur?O günden bugüne karar aşamasına müdahele eden bu hakim hakkında "kararını açıkladığı suçlamasıyla" herhangi bir soruşturma açılmamıştır.Acaba kastedilen kaos gelmekte olan Irak savaşı mıdır ve ABD,iç tartışmalara gömülmüş bir Türkiye'de tek parti hükümetinin iktidarda kalmasını Irak'taki çıkarları bakımından daha mı yararlı görmüştür?
3.İktidara geldiği günden bu yana herdaim Cumhuriyetçi kesimin,Atatürkçü kesimin hedefi olan AB hedefine kilitlenmiş bir görünüm veren AKP, böylece hem orduyu "pasifize etmiş" hem de kendilerine güven duymayan kesimlerin de sempatilerini kaznmıştır.
4.1 Mart tezkeresinin Chp'nin özellikle Baykal'ın kişisel gayretleriyle reddedilmiş olmasının ardından kime ait olduğu bile meçhul olan,parasını Aydın Doğan'ın verdiği ama her nasılsa Ilıcaklara ait olduğu söylenen tercüman gazetesinin CIA, BAYKAL'IN KIZININ İSVİÇRE'DE MİLYON DOLARLIK BANKA HESAPLARI OLDUĞUNU ORTAYA ÇIKARDI haberinin ardından neden Baykal dolayısıyla CHP meclisteki tek muhalefet partisi olmasına rağmen MUHALEFETİ KESMİŞTİR?
5.Her an elinin altında bir bomba olmasını istemeyen, ilerideki çıkarları için daha ILIMLI bir CHP isteyen ABD,Sarıgül'ü neden yüreklendirmiştir ve neden desteklemektedir?ABD dönüşü Sarıgül'ün ABD ARKAMDA demesi sizce dürüstlük örneği midir yoksa artık milletçe kaybettiğimiz tüm değerler gibi utanma duygusunu da kaybettiğimizi gösterir?Zira artık kimse halk arkamda demiyor,doğru da olsa ABD arkamda diyebiliyor?hem de rahatça!
6.En büyük siyasi rakibim dediği Genç Parti'nin önünü kesmek için yapılan yasal ve yasal olmayan operasyonlar hangileridir?Tüm dikkatler üzerindeyken bir insanın "yapmış olsa bile "bankasını gözler önünde soymayacağına göre İmar Bankası gerçekten kendiliğinden mi batmıştır?Herhangi bir ödeyememe durumu vs. yokken ve herkes dilediğinde parasını çekebiliyorken bir bankaya el konulması ve özel yasa çıkarılarak geçmişe uygulanması ve siyasi hasımının da malına mülküne el konulması,yargı kararlarının hiçe sayılması,dahası mahkemelere hükümet görüşü doğrultusunda karar verilmesi için baskı yapılması ne demektir?Hürriyet gazetesinde hemen her gün yayınlanan ve çoğunlukla aleyhte Cem Uzan haberlerinin yazarı kimdir?Nedim Şener kimdir?Gerçekte böyle bir kişi var mıdır?Hayrullah Mahmud'un dediği gibi bu kişi aslında RTE'nin özel istihbarat birimi başkanı Hanefi Avcı mıdır?Nasıl oluyor da,Cem Uzan ile ilgili haberler ve resimler farklı gazetelerde farklı kişiler tarafından ama her nasılsa aynı cümlelerle  yer alıyor?Gazeteler acaba birbirlerinin haberlerini mi çalıyorlar?Eğer böyleyse nasıl oluyor da hiçbiri birbirini suçlamıyor?yoksa bu haberler-resimler "özel" bir birim tarafından mı özellikle yayınlanması için veriliyor?GAzeteleri kimler hazırlıyor?başlıkları başbakan beğenmez diye önce başbakanın danışmanına hesap verenler kimler?Nasıl oluyor da Cem Uzan'ın kendi çiftliğine girdiği tüm basın tarafından BASKIN olarak yazılıyor da Cumhuriyet Savcısı "ihkakı hak" olarak değerlendiriyor?İhkak-ı hak:Bir kimsenin hakkını kendiliğinden almaya çalışması olarak nitelendirildiğine göre acaba basın mı yalan söylüyor?Tüm medya aynı anda nasıl aynı BASKIN deyimini kullanıyor?Nasıl oluyor da o olaydan sonra Cem Uzan henüz gözaltına alınmadığı ve hatta evinde tv izlediği bir zamanda SHOW TV'de bir altyazıyla CEM UZAN GÖZALTINA ALINDI yazıyor?Acaba SHOW TV gaipten haber mi alıyor?Yoksa acele davranıp kendisine yayınlaması için verilen yazıyı mı erken yayına alıyor?Bütün bunlar bir oyunun parçası mı?İfade vermedikleri için "ihzaren celbine" karar verilen (yani hakimin ifadelerinin alınması için gelmedikleri için zorla getirilsin dediği) Cem Uzan'ın babası ve kardeşi nasıl daha mahkeme bile başlamadan suçlu ilan edilerek,kırmızı bültenle aranıyor?Ne oluyor?
7.Uzan grubuna el konulurken neden 1000 polis silahla baskın yapıyor?Çukurova grubuna neden el konulmuyor?Turkcell,neden milyonda bir bile izlenmeyen Erbakan'ın TV5'ine,RTE'nin dünürü Albayraklar'ın Kanal 7'sine reklam pompalıyor?Sınırsız süreyle Show tarafından yayın hakkı satın alınan Kemal Sunal filmleri şimdi nasıl Kanal 7'de,Samanyolu'nda yayınlanıyor?El konulan Star'ın sahip olduğu filmler de aynı şekilde İSLAMCI medyaya ücretsiz-cüz'i ücretle nasıl veriliyor?Maç yayın ihalesinde sürekli zarar eden Digiturk nasıl yeniden ihaleye girip 4 yıl daha maç yayınlarını kazanıyor?Aydın Doğan maçları alacağız derken RTE'den korkarak mı ihalede kuruş bile teklif etmeden çekiliyor?Acaba PETKİM ihalesinde de Uzanlara GİRMEYİN DENİLDİĞİ HALDE GİRİP DE KAZANDIKLARI İÇİN Mİ CEZA VERİLİYOR?
8.Batık ARIA'yı kurtarmak için devletin AYCELL'i neden feda edilmiştir?Şirketleri batmaktan kurtarmak TC HÜKÜMETİNİN GÖREVİYSE neden Amerikada ENRON,İtalyada PARMALAT kurtarılmamıştır?Aria neden RTE'nin Ankara-Tandoğan konserinde(pardon mitinginde) dev ekran göndermiştir?Bunu soruşturacak bir Allah'ın kulu olmuş mudur?
9.TMSF'nin görevi sadece alacakları tahsil etmek ise nasıl oluyor da 1 yıldır el koyduğu TVleri Gazetelere hem kadro olarak hem de yayın politikası olarak etki etmektedir?TMSF'nin böyle birşey yapabilmesi HUKUKEN MÜMKÜN OLMADIĞINA GÖRE TMSF yöneticileri hakkında herhangi bir soruşturma yapılmış mıdır?ACABA TVLERİ GAZETELERİ BİR MUHALİF GRUBUN ALMASINDAN VE YÜCE HÜKÜMETİMİZİ Mİ ELEŞTİRMELERİNDEN,YOLSUZLUKLARINI ORTAYA DÖKMELERİNDEN KORKULMAKTADIR?Acaba Korkunun Ecele Faydası Var mıdır?
10.RTE'nin kişisel serveti 28 şubat süreci sonrasında 1 milyar dolardı! Acaba bugün üzerine ne kadar konulmuş ya da eksilmiştir?Aradan geçen zamanda 3 düğün yapan RTE'nin serveti 3 milyar doları bulmuş mudur?Geçmişte Ülker'in "bu işten bu kadar para kazanılmasına imkan yok" demesine rağmen (bknz:Tuncay Özkan-Milliyet) RTE acaba topraktan mı bulmuştur?Gözü doyacak mıdır?Bugün özellikle el koydukları şirketlerde egemen olan "BUNDAN SONRA DA BİZ YİYECEĞİZ" anlayışı balığın en başından yani RTE'den mi gelmektedir?
Şimdi başlığa dönelim:Irak'ta Allavi olmak...Siz "direnişçi" olmayı mı tercih ederdiniz?
saygılar_
Murat türk
22 Ocak 2005
www.kuvayimilliye.cjb.net