Dış Politika6 Ocak 2005 00:00

Vasiyet - Mahir Kaynak

Bölgede egemen güçlerin politikası şöyle özetlenebilir: Bağımsız olan ya da olma potansiyeli olan, ekonomik ve siyasi açıdan kontrol altına alınır, ekonomik potansiyeli olan ise bağımsız olamaz. Bu formül hem Türkiye’nin hem de bölgedeki diğer ülkelerin konumunu açıklar. Türkiye bağımsız olma potansiyeline sahiptir bu nedenle ekonomik açıdan kontrol edilmelidir. Irak ve benzerleri yeraltı zenginidir öyleyse bağımsız olamaz. abilify link abilifycialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer couponmicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

Yetmiş yıl kadar önce yapılmış olması gereken bir vasiyet şimdi dillendiriliyor. Atatürk, İnönü’ye Musul alınması gerektiğini söylemiş. Olayın bugün ortaya çıkması ve bunun günümüzle ilintili olması önemini artırıyor.

Aslında istenen Türkiye’nin Irak’a askeri müdahalede bulunmasıdır ve bu eski bir vasiyetin yerine getirilmesinden daha çok günümüzün ihtiyaçlarına bir cevap niteliği taşımaktadır. Türkiye’nin ABD’nin Ortadoğu politikasına uyum göstermemesinin ve yapılan harekatta onun yanında yer almamasının yarattığı sıkıntılar böyle bir vasiyetin yerine getirilmesiyle aşılmak isteniyor.

Bir eylemin yapılması iki türlü gerekçeye bağlanabilir. Birincisi böyle bir eylem gereklidir ve yapılmasının yaratacağı sakıncalar yapılmamasından daha azdır. Böyle bir eylem, politikanız için vazgeçilmez ve bedeli ödenmeye değer bulunur. Şüphesiz hesaplarınız hatalı olabilir ama gerekçeleriniz akla dayanmaktadır. İkinci gerekçe herhangi bir hesabın sonucu değildir. Eylemi kutsal saydığınız bir görevi yerine getirmek için yaparsınız. Bir büyüğün vasiyeti, dinin emri veya bir idealin gerçekleştirilmesi gerekçeniz olur. Burada hesap yapmak gerekmez çünkü kutsal olan aynı zamanda akla uygun sayılır.

Bugün dünyada gelişen olayların tümü bir kutsala bağlanmaktadır. ABD’nin dindar başkanının dinin emrettiklerini yaptığı varsayılmakta, Yahudilerin tüm davranışları dinleriyle ve onun amaçlarıyla açıklanmaktadır. Karşı koyuş İslamcı motifler taşımaktadır. Binlerce yıl sonra din yeniden dünya üzerindeki egemenliğini sürdürmeye başlamış ve din dışında hiçbir sebebin önemli sayılmadığı büyük bir mücadele başlamıştır.

Asıl sorgulanması gereken bu görünümün ne kadar gerçekçi olduğudur. Ansızın yaratılan bu uhrevi ve mitolojik dünya birilerinin kurgusu mudur? Bu sanal dünya gerçek savaşın üstünü örten bir şaldan mı ibarettir? Eğer böyleyse gerçek çatışmanın konusu ve amacı nedir?

Böyle bir soruyu sormak bile son derece risklidir. Sizin amacınız gerçeği aramak olabilir ama bu çabanızı kutsal olana saldırı olarak kamuoyuna sunarlar. Size hemen şu soruyu sorarlar. Kutsal olanın gerçekliğinden şüphen mi var? Aslında amacınız kutsalı tartışmak değildir. Gerçeği arama çabası, kutsalı sorgulamak olarak sunulur.

Bölgede egemen güçlerin politikası şöyle özetlenebilir: Bağımsız olan ya da olma potansiyeli olan, ekonomik ve siyasi açıdan kontrol altına alınır, ekonomik potansiyeli olan ise bağımsız olamaz. Bu formül hem Türkiye’nin hem de bölgedeki diğer ülkelerin konumunu açıklar. Türkiye bağımsız olma potansiyeline sahiptir bu nedenle ekonomik açıdan kontrol edilmelidir. Irak ve benzerleri yeraltı zenginidir öyleyse bağımsız olamaz.

Bu zinciri kırmamız ekonomik açıdan başarılı olmamıza bağlıydı. Bu engeli aşamamışken bize Musul veya bir başka yeraltı zenginliğini vermezler. Eğer verirlerse üzerimizde tam bir kontrol sağlamış olmaları gerekir. Yapılacak pazarlığın biçimi bellidir. Güç ve zenginlik istiyorsanız bedeli egemenlikten vazgeçmektir.

Türkiye, askeri güç kullanarak siyasi ve ekonomik güç elde edecek aşamada değildir. Böyle bir konuma gelmek için ekonomik olarak en azından göreceli bir kendine yeterliliğimiz olmalıydı. Küçük bir ekonomik operasyonla dağılacak bir ekonomik yapıyla bağımsız bir harekata girişmek mümkün olamaz. Bir ittifak içinde bu amaca ulaşmak için ise müttefikiniz rakibiniz olamamalı ve sizinle bir şeyleri paylaşmasının onun da çıkarına olması gerekir. Irak’a askeri müdahalede bulunacaksak ABD ile neyi paylaşacağımız açıkça belirlenmelidir. Sadece almak üzerine yapıldığı söylenen bir hesabın altından çok büyük bir verecek çıkabilir.

Bu vasiyetin tercümesi şudur: ABD, Türkiye’nin Irak’a müdahale etmesini istiyor ama bunun dış görünüşü Türkiye’nin kendi adına yaptığı biçiminde olmalıdır. Kuzey Irak’ta yer edinmek veya Kürt oluşumunu engellemek böyle bir görüntünün yaratılması için uygundur. Böylece bir ön uzlaşmaya dayanmayan müdahale Türkiye’ye karşı da kullanılabilir ve sonuç Türkiye dışında belirlenir. İstenirse Türkiye hiçbir şey almadan sadece bedel ödeyerek çekilebilir veya aldığını sandığı şeyler karşılığında yüklü bir bedel öder.

Şu sırada kutsalların tuzak olma ihtimali çok yüksektir.

06.01.2005