"Filistin'in Karzaisi..." - İbrahim Karagül
Bağdat'ta da Afganistan'daki gibi yeni bir iktidar eliti oluşturuldu. Bu öyle bir siyasal sınıf ki, bir zamanlar İslam adına ABD çıkarlarına karşı savaş verenlerle aynı dönemde CIA ve İngiliz istihbaratın adına çalışanlar, Irak'ta kendi halkına karşı terör estirenler şimdi Fırat Havzası'nda ABD-İngiliz-İsrail çıkarlarını güvence altına almak için el ele veriyor. Irak'taki yapı oturtulduktan sonra da bu ülkenin de bir daha işgaline gerek duyulmayacak.discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription carddiscount drug coupons site printable coupons for cialisclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilocialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer couponmicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg
Pazar günü bir Müslüman bölgede daha işgal altında seçim yapılacak. İşgal altındaki Afganistan'da yapıldığı gibi. İşgal altındaki Irak'ta 30 Ocak'ta yapılacağı gibi. Oy pusulalarının, seçim mevzuatının, aday listesinin, oy sayımının yabancı güçler tarafından belirlendiği, en azından denetim altında tutulduğu seçimler, Müslüman dünyaya demokrasi zaferi olarak sunulacak. Afganistan modeli rejim değişikliği ve Irak modeli rejim değişikliğinden sonra Filistin modeli rejim değişikliğinin nasıl yapıldığını göreceğiz.
Üç örnek de, Müslümanların ancak dışarıdan yapılan bir dayatma ile demokrasiye ulaşabileceğinin göstergesi olacak. Demokrasiyi seçimlere indirgeyen bir süreç bu. Sonucu da, tahmin ettiğimiz gibi, bölge insanlarının değil, işgal güçlerinin iradesi doğrultusunda oluyor, olacak. Gürcistan'da, Ukrayna'da kadife devrim olarak nitelenen ve silahlı güç görevi yapan sivil toplum örgütleri öncülüğünde gerçekleştirilen "demokrasi devrimleri", Müslüman ülkelerde işgallerle yapılıyor.
Afganistan ABD ve çevresindeki güçlerin kontrolü altında. Irak ABD işgali altında. Filistin, ABD destekli İsrail işgali altında. Afganistan da demokrasi adına işgal edildi. Demokrasi adına binlerce insan katledildi. Demokrasi adına savaş esirleri kurşuna dizildi. Demokrasi adına toplu mezarlar kazıldı. Demokrasi adına Guantanamo örnekleri sergilendi. Irak demokrasi adına işgal edildi. Onbinlerce insan demokrasi adına katledildi. Ebu Gureyb ve diğer on esir kampındaki işkence ve tecavüzler demokrasi adına yapıldı. Demokrasi adına Felluce haritadan silindi. Demokrasi adına kimyasal silahlar kullanıldı. Demokrasi adına Fırat Nehri cesetlerle doldu.
Afganistan'daki işgal seçimle meşrulaştırıldı. Bir çoğu CIA'da hizmet gören yeni bir iktidar eliti oluşturuldu. Dünya "Karzai Modeli"ni tanıdı. Artık Afganistan bir daha işgal edilmeyecek. Çünkü buna ihtiyaç kalmayacak. Irak'taki işgal de 30 Ocak'ta seçimle meşrulaştırılacak. İşgale karşı olan birçok ülke demokrasi adına ABD'ye yardıma koşacak. Irak sistemin içine çekilmiş olacak. Bağdat'ta da Afganistan'daki gibi yeni bir iktidar eliti oluşturuldu. Bu öyle bir siyasal sınıf ki, bir zamanlar İslam adına ABD çıkarlarına karşı savaş verenlerle aynı dönemde CIA ve İngiliz istihbaratın adına çalışanlar, Irak'ta kendi halkına karşı terör estirenler şimdi Fırat Havzası'nda ABD-İngiliz-İsrail çıkarlarını güvence altına almak için el ele veriyor. Irak'taki yapı oturtulduktan sonra da bu ülkenin de bir daha işgaline gerek duyulmayacak. 20. yüzyıl da Ortadoğu'da böyle geçti. Bu dönemde de dışarıdan destekli iktidarlar, kendi halklarının iradesine rağmen ayakta tutuldu. Tek hedefleri kendi iktidarları ve Batı'nın çıkarlarıydı. O zaman bunlar istikrar adına yapıldı, şimdi demokrasi adına yapılıyor.
Haksızlık yapmayalım. Filistin'de farklı bir durum var. Filistin liderleri yıllarca kendi halkları için mücadele verdi. Ama yeni süreç, Afganistan ve Irak'a çok benziyor. Afganistan ve Irak'ta olduğu gibi Filistin'de de bir "rejim değişikliği" uygulanıyor. Filistin'de de yeni bir iktidar eliti, yeni bir siyasal sınıf oluşturuluyor. Filistin halkının iradesini değil, İsrail ve ABD'nin çıkarlarını öne alan bir süreç uygulanıyor. Afganistan ve Irak'ta demokrasi adına, terörle mücadele adına uygulanan süreç, Filistin'de "barış adına" yürütülüyor. Filistin halkı için barış nedir? Kimin barışı, nasıl bir barış söz konusu. "İsrail'in güvenliği, Filistin'in terörü" ön kabulüyle yürütülen süreç, kime özgürlük getirecek?
Neden bütün dünya Abbas'ı istiyor?
Devlet başkanlığı adayını bile onlar belirledi. Bazıları sindirildi, bazıları tehdit edildi, bazıları da bu süreçte Filistin halkının iradesinin kontrol altına alındığını düşünerek uzak durdu. Şimdi Amerika da, İsrail de, bazı Arap ülkeleri de, Avrupa Birliği de Mahmut Abbas'ı istiyor. Neden Abbas? Barış adına mı? Filistin'e bir müdahale söz konusu ve bu müdahale nitelik olarak Afganistan ve Irak'a müdahaleden farklı değil.
Yaser Arafat'ı devreden çıkarmayı, Filistin halkının özgürlük/bağımsızlık ruhunu yok etmeyi, direnen güçleri dağıtarak Filistin'i savunmasız bırakmayı isteyenler bu projeyi Arafat'ın sağlığında da denediler. Ne çabuk unutuldu. Abbas'ı başbakan yaptılar. Ancak ne Arafat ne de direniş grupları bu dayatmayı kabullendi. ABD-İsrail ataması hükümet 4 ay iktidarda kalabildi. Arafat bile Abbas hükümetinin yetkilerini sınırladı. Abbas iktidara gelir gelmez, kendisinden istendiği gibi, direniş örgütlerini tasfiye etmeye yönelik girişimler başlattı.
"Abbas formülü"nün Filistin için intihar anlamına geldiğine inanan gruplar, bu devrede İsrail'e ve Abbas'a barış adına bir seçenek sundu. Hamas, İslami Cihad ve El Fetih, tek taraflı ve şartlı ateşkes ilan etti. İsrail bu ateşkesi de boşa çıkarmayı bildi. ABD'nin desteğine rağmen proje başarısız oldu. Arafat öldü. Tabii bu süre içinde Şeyh Ahmet Yasin, Abdülaziz Rantisi gibi Hamas'ın lider kadrosu katledildi. Amaç Arafat sonrası oluşturulacak Abbas modelinin önünü açmaktı. Şimdi proje yeniden deneniyor. Arafat'ın zehirlenmesine ilişkin tartışmalar neden ciddiye alınmadı?
Başarılı olacak mı? Elbette olamayacak. Güçlü siyasi ve ekonomik desteğe rağmen başarısız olacak. Çünkü Filistin halkının iradesini temsil etmeyecek. Ancak, belki ilk kez, Filistin halkı parçalanmanın eşiğine gelecek. Silahlı güçleri terörist örgüt görenler Filistin'in geleceğini inşa edemez. Bir zamanlar Arafat da teröristti. Şimdi Lübnan yönetiminde olan Hizbullah da.
AB ile ilişkileri güvenceye alan Türkiye, 2005'te Ortadoğu'ya açılmayı düşünüyor. Tabii Kafkaslar'a ve Orta Asya'ya da. Buna imkanı var. Bu yönde bölgesel bir beklenti de var. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün İsrail ve Filistin ziyaretinin zamanlaması mükemmel. Filistin Parlamentosu'nda konuşan Gül, Filistin halkının duymak isteyeceği her şeyi söyledi. Türkiye ilk kez Filistin'e bu kadar güçlü bir destek verdi. Vehbi Dinçerler'in Filistin özel temsilcisi olarak atanması ve TİKA'nın Ramallah'ta büro açması bunun göstergesi.
Ancak Türkiye'nin açılımı kısa zaman içinde İsrail duvarlarına çarpacak gibi. Türkiye, Ortadoğu inisiyatifini İsrail'e endekslediği anda kaybeder. İsrail'in anladığı tarzda bir "barış" mümkün değil. Bölgede, planlananın dışında bir süreç gelişiyor. Bunu görmeyenler kaybeder. Afganistan'da, Irak'ta oluşturulan yeni iktidarsınıfının bir geleceği olmayacak. Tabi Abbas Modeli'nin de... Türkiye, Flistin'de ortaya çıkacak iktidar parçalanmasının önüne geçecek çözümler önermeli. Geleceğe yatırım yapmak zorundayız…