Artık taviz istemiyorlar, Kıbrıs’ı istiyorlar
Gazi Magosa milletvekili ve Yeni Parti Genel Başkanı Doç. Dr. Nuri Çevikel 16-17 Aralık'ta Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenen zirvenin sonucu Türkiye'de bayram havasında kutlandı. Öyle ki, hükümetten bile kutlamaların çok abartıldığı ifade edildi. Türk medyası zirveyi, Türkiye'nin büyük kazanımlar elde ettiği, tarihi bir başarıya imza atıldığı şeklinde verdi. Siz, KKTC'nin penceresinden zirveyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Zirvede tam bir İngiliz siyaseti denen şeyin yaşandığını görüyoruz. Türkiye'ye herhangi bir şey vermedikleri halde, vermiş gibi gösterdiler. Yani, Türkiye'nin gözünü boyadılar, illüzyon yaptılar. Belirsizliğin hakim olduğu bu noktada gelişmelere baktığımızda, Avrupa'nın tüm bu senaryolarını özetlemek gerekirse, ortada "Kıbrıs'ı Türkiye'den nasıl koparabiliriz?" düşüncesinin yattığını görüyoruz. sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilocialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer couponkamagra kamagra 100mg kamagra gel
Papadapulos bir beyanatında, "AB ile müzakerelere başlamış olan bir Türkiye'den isteklerimizi elde etmek daha kolay" dedi. Bu çok acı bir gerçek. Karamanlis de aynı şeyi söylemişti: "Türkiye müzakerelere başladığı zaman, isteklerimizi almak daha kolay olacak"
Zirvede alınan karara göre, 3 Ekim'de bütün adanın sahibi Rumlar olacak. Türkiye de bunu kabul etmek zorunda kalacak. Avrupa, Türkiye'den 3 Ekim'e kadar, Kıbrıs meselesini çözüme kavuşturması istiyor. Bu durumda Avrupa tüm adaya sahip olduğunu iddia eden Rumları tanımayı taahhüt ettikten sonra, Papadopulos neden kalkıp kendiliğinden seninle masaya oturmak istesin ki? Rum yönetimi, 3 Ekim'e kadar anlaşma masasına oturmamak, somut bir neticeye varmamak için elinden gelen her şeyi yapacak. Kıbrıs açısından, 3 Ekim'e kadar çok önemli bir süreç yaşanacak. Dolayısıyla Türk hükümeti bu tehlikeler karşısında çok dikkatli olmalıdır, diye düşünüyorum.
Taviz değil, resmen Kıbrıs’ı istiyorlar
Bir zamanlar Türkiye'den üstü kapalı bir şekilde istenen tavizler şimdi açıkça isteniyor...
İstenen şeyler taviz falan değil. Kıbrıs'ı resmen istiyorlar. Annan Planı'nda istedikleri şeyler bizim için bir küçük kıyamettir. Rum tarafı hiçbir hakkından feragat etmeyeceğine göre, ABD ve Avrupa, Rum kesimi ne isterse, Türkiye'ye baskı yapıp bunu sağlamak isteyecektir. Rumların küçük şeylerle yetineceğini de düşünmemek lazım...
Kıbrıs'taki referandumun ardından Türk ve dünya basınında KKTC lehine önemli gelişmeler yaşanacağı şeklinde yayınlar yapıldı. Ancak gelinen noktada bırakın KKTC lehine bir gelişmeyi, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin buharlaştırılıp uçurulmasının istendiğini gördük. Adadaki referandum ve Brüksel zirvesi sonrası yapılan yayın ve açıklamalar arasındaki benzerlik konusunda neler söyleyeceksiniz?
Referandum sırasında ve sonrasında AB'nin sergilediği tutum, bugünküyle aynı. Olumlu gelişmeler olmuş gibi gösteriliyor, ama verilen vaatler gerçekleşmedi. Gunter Werhaugen "Kıbrıs Türkleri ortada bırakılmayacak dediler, Rumlar bizi kandırdı" demişti. Annan da Rumlara tepkisini ortaya koymuş ve Türklerin mağdur edilmeyeceğini söylemişti. Ama ondan sonra yavaş yavaş görüldü ki, yine muteber olarak Rumların sözü dinleniyor. Yine Türkler kâle alınmıyor. Çok kısa süre içerisinde davranış ve tutum değişiklikleri gösteriyorlar.
Bu iki yüzlülüğü herhalde Türk yetkililer de görüyordu. Avrupalılar sözlerini tutmuyorlar. Vaatlerini gerçekleştirmeyeceklerini gizlemiyorlar da, açıkça söylüyorlar bunu. Onun için de, şimdiden bir bayram havası estirmenin hiçbir anlamı yok.
"Para alan gazeteciler var"
Peki her şey ortadayken medyanın gelişmeleri veriş biçimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
AB ve ABD'nin referandum sürecinde Rum kesiminden istediği sonucu çıkarmak için bir çok kurum ve kuruluşa yardım ettiğine dair referandumdan sonra Kıbrıs'ta bir tartışma oldu. Önce Rum tarafında tartışıldı, sonra KKTC'yi de sardı bu tartışma. Hatta KKTC Meclisi, bir araştırma komisyonu kurma kararı bile almıştı. Konuyla alakalı olarak ABD; "Biz şahıslara da yardım ettik. Ama ABD çıkarları gereği, bunları açıklayamayız" şeklinde bir açıklama yaptı.
Kıbrıs'taki kurum ve kuruluşlar destek aldı da, Türkiye'dekiler almadı mı? Türkiye basını ve bir çok sivil toplum örgütü de kendi propagandalarını yapmaları için para aldı. Bunu açıklayamıyorlar. Bu her devlette ve toplumda olmuştur. Basın büyük bir güçtür, onu elde ederseniz istediğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Avrupa ve Amerika yanlısı basın bizde de mevcuttur ve görevlerini yerine getiriyorlar.
"Brüksel’de niçin KKTC’li bir yetkili yoktu?"
- Gündemin ana maddesi Kıbrıs olmasına rağmen toplantılara KKTC'yi temsilen herhangi bir yetkilinin katılmaması konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Tabii, bu küçük düşürücü bir durum. Türkiye Cumhuriyeti yönetiminin Kıbrıs'la kişilikli bir ilişki kurma niyeti yok gibi gözüküyor. "Bizim sayemizde orada rahat yaşıyorsunuz, bizim paramızı yiyorsunuz" gibi bir tavır var. "Asker bizim, para bizim..." Eski hükümetler de aynı tutumu sergiliyordu. Şimdikilerin de eski hükümetlerden pek bir farkı yok. Kıbrıs'taki hükümet yanlısı köşe yazarları bu durumu çok eleştirdiler, yorumlarda 'bu bizim için bir hakarettir' düşüncesi hakimdi. "Şu anda Brüksel'de, neden KKTC'den bir kişi bile yok?" sorusu gündemdeydi. Hatta bir kişi değil, Başbakan, Yardımcısı ve hatta meclisteki parti başkanları da bu toplantıya katılmalıydı. Orada bulunup, en azından dünyaya şu mesajı verebilirlerdi: "Önümüze Annan Planı adı altında çözüm planı diye bir şey koydunuz. Biz onu da kabul etmemize rağmen, hâlâ Rumları meşru hükümet tanıyorsunuz. Çözümden kaçan, çözümü reddeden Rumlara itibar ediyorsunuz. Hani bize söz vermiştiniz? Nerede kaldı o vaatleriniz?"
Türkiye bunu söyleyemez, çünkü Ankara kendi derdine düşmüş durumda. AB'den neler koparabileceklerinin arayışı içerisindeler. Bu arada da KKTC'yi ihmal ediyorlar. Kıbrıs'ı bir araç olarak görüyorlar. Kıbrıs'ta bazı kesimler Kuzey Kıbrıs'ın rehin gibi görüldüğünü düşünüyorlar. Maalesef Talat ve Başbakanın partisinin ileri gelenleri, yazarlar böyle düşünüyorlar. Yani, Kıbrıs'ın koz olarak kullanıldığı görüşü hakim.
“TÜRK HÜKÜMETİ STRATEJİK HATA YAPTI”
KKTC'li yetkililerin Brüksel'e gitme yönünde herhangi bir talepleri oldu mu?
-Mehmet Ali Talat, Serdar Denktaş ve yardımcıları da toplantılara gitmek istemişler. Ama Türkiye, Kıbrıs'tan temsilci gönderilmesine sıcak bakmamış. Bu büyük bir eksiklik, büyük bir hata. Dünyaya karşı mücadelede KKTC'li yetkililerin orada bulunması kendi işlerine de yarardı. Ancak Türkiye hükümeti bu kadarını bile farkedemedi.
Ama tabii, "alan da biziz, satan da" şeklinde düşünürseniz, hiçbir şeye gerek duymazsınız. Kısacası Ankara, bu konuda stratejik bir hata yapmıştır.
Fakat şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, Rumlar kendi aralarında bu birliği sağlayabiliyorlar. Milli bir konuda, iktidar-muhalefet toplanıp görüşüyor, ortak bir karara varıyor. Biz ise bunu başaramıyoruz. Biz yapamıyoruz ya da yaptırmıyorlar.
Zirve sırasında KKTC'li yetkililerin görüşlerinin alınıp alınmadığı konusunda bir bilginiz var mı?
KKTC'li yetkililerin bir süre sonra, sadece Abdullah Gül tarafından telefonla gelişmelerden haberdar edildiği konusunda duyumum var. Bu son derece ilginç ve bizim açımızdan üzücü bir durum.
Tayyip Erdoğan, Suriye'ye gitmeden önce havaalanında yaptığı açıklamada, çok kısa sürede bir çözüme ulaşabiliriz şeklinde bir açıklama yaptı. Bu açıklamayı nasıl değerlendireceksiniz?
Siz tuttuğunuz şeyi bırakırsanız, sorun hemen çözülür. "Ben bütün hukukumdan vazgeçtim" derseniz, bugün bile çözülür sorun. Bu tür bir çözüme ulaşmak kolay. Demek ki Tayyip Bey bir şeyler düşünüyor.
- Avrupa Birliği ve ABD, Kıbrıs'ta çözüm adı altında Annan Planı'nı dikte ediyor. Bugün gelinen noktada sizce adada çözüme nasıl ulaşılabilir?
- KKTC'nin tanınması Türkiye'ye bağlı... Türkiye'nin AB politikasına bağlı... Avrupa ve Amerika ile ilişkilerine bağlı... İşte burada samimiyet çok önemli. Artık, her şey olduğu gibi kalsın deseniz bu mümkün değil. KKTC şimdiye değin kendini BM'ye tanıttıramadıktan ve de Türkiye kendisini Avrupa'ya mahkum gördükten sonra, dünyanın kendisini devlet olarak tanıma meselesi bitmiştir. Türkiye, AB macerasından vazgeçmediği sürece, KKTC'nin tanınması diye bir şey imkan dahilinde değildir.
Kıbrıs meselesinde, bu şartlarda, bundan sonra ne yapılacağını düşünmek gerekiyor. Konfederasyon veya federasyon ama federal ortaklık şeklinde, iki bölgenin de güçlendirildiği bir siyasi çözüme ulaşmak gerekiyor. Ama sorun da burada. İki taraf, bu noktada uzlaşamıyor. AB, adanın bölünmüşlüğünü kaldırmak istediğini söylüyor. Ancak Avrupa'dan güç alan Rumlar, türlü türlü entrikayla bölge üzerindeki tarihi emellerini gerçekleştirmek istiyor.