Yeni Sömürgeciliğin ‘Demokrasi’ Yalanları - Tarik Bahri Özmen
Eski Doğu Bloku ülkelerinde başarılı sonuçlar veren “sivil darbe” girişimleri, Yeni Sömürgeciliğin alet kutusunda müstesna bir yere sahip. Nitekim, Balkanlar ve Gürcistan’daki başarılı uygulamalardan edinilen tecrübe, Ukrayna’daki devlet başkanlığı seçimlerine de taşındı. Bir Amerikan vatandaşıyla evli olan ‘Batıcı’ aday Viktor Yüşenko’nun seçimi kaybettiğinin açıklanmasıyla birlikte, “demokrasi eylemcisi” olarak eğitilen organize kadroların eşliğinde muhalefet sokaklara döküldü. Gösteriler günlerdir devam ediyor. discount drug coupons codesamples.in free discount prescription cardcialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilocialis walgreen coupon site cialis couponoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
İlk andan itibaren eylemciler, arkalarını yasladıkları Batılı ülkeleri yanlarında buldular. Seçimlere hile karıştırıldığının uluslararası gözlemciler tarafından ilan edilmesinin ardından ABD ve AB’den gelen sert açıklamalar ve Rusya devlet başkanı Putin’in Viktor Yanukoviç’i arayarak tebrik etmesi, Ukrayna seçimlerine adeta bir uluslararası “kriz” niteliği kazandırdı.
Oysa, Ukrayna ve Gürcistan’dan başka, eski Sovyetler Birliği coğrafyasında seçimlere hile karıştırılan birçok ülke var. Azerbaycan’daki son devlet başkanlığı seçimlerini hatırlayın. Haydar Aliyev Amerika’da ruhunu teslim ettiğinde, oğlu için ‘demokratik motifli’ bir saltanatın alt yapısı, bugün Ukrayna’da seçimlere hile karıştırıldığından şikayet eden küresel aktörlerin desteğiyle hazırlanmıştı.
Uluslararası gözlemciler Azebaycan seçimlerde hile yapıldığını ilan ettiklerinde, Ukrayna’da destekledikleri aday için sesleri “gür” çıkan ABD ve AB’nin fısıltıları bile işitilmedi. Azatlık meydanına toplanan binlerce gösterici, polis tarafından vahşice dövüldü. Kucağında çocuğuyla kan revan içinde sağa-sola kaçışan insanların görüntüleri, kulaklara ulaşmayan sessiz birer çığlık olarak tarihe kayıt düşüldü.
ABD, AB ve Rusya açısından bu tavrın çok bariz bir gerekçesi vardı: Azerbaycan’da seçimleri kazanan muhalefet, ‘Türk milliyetçisi’ydi. Yeni sömürgeciliğin ‘kırmızı çizgisi’nin ihlâl edilmesine ve Azerbaycan’da milliyetçi bir iktidarın kurulmasına izin verilmedi. Demokrasi, ilkel bir faşizmin ayakları altında ezilirken, şimdilerde Ukrayna’da karşı karşıya gelen ABD, AB ve Rusya, Tükiye’nin ‘etkisiz eleman’ kabul edildiği pazarlıkları mutabakatla sonuçlandırmanın keyfini yaşıyorlardı.
Bugün ise pazarlık masasında Ukrayna var. “Turuncu devrim” teşebbüsünün ortaya çıkardığı kriz, birçok fay hattının tam ortasında arz-ı endâm etti. Transatlantik yarığı, eski/yeni Avrupa, Avrupa-Rusya, Rusya-ABD ilişkilerini kesen bu fay hattı, küresel denklemleri gözler önüne sermesi açısından da önemli.
Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle birlikte kapitalizmin doğuya doğru ilk genişlemesi, ABD ve AB arasındaki nisbeten istikrarlı bir mutabakatın sonunda gerçekleşti. ABD, sözkonusu bölgeyi askeri ve siyasî nüfuz alanı olarak görürken, AB iktisadi anlamda pastadan ciddi bir pay aldı. Ancak, AB siyasi kimliğini belirginleştirme ve ABD’den bağımsızlaşma sürecinde ilerledikçe ‘uyum’ yerini değişik düzeylerde ‘çatışmaya’ bıraktı.
Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin önemli bir kısmı için Rusya, bir tehdit unsuru niteliğini koruyordu. AB üyeliğini, ABD’nin güvenlik garantilerinin ‘tamamlayıcısı’ olarak kabul ettiler. Rusya’dan kaçış, eşzamanlı olarak işleyen her iki süreçte de temel motivasyon kaynaklarından birini teşkil ediyordu. Bu dönemde Ukrayna, Rusya’yla Avrupa arasında önemli bir tampon bölge olarak görüldü. ABD’nin desteğiyle kurulan ancak işlevsellik kazanamayan GUUAM, bir anlamda Rusya’yı çevreleyen ‘tampon’ ülkeleri bir araya getiriyordu. Geçtiğimiz on beş yılda Avrupa Güvenliği üzerine yapılan çalışmalarda Ukrayna’nın yöneleceği güzergâh hem bir bilinmeyen hem de dengeleri etkileyecek temel bir parametre olarak ele alınageldi.
Irak’ın işgali sırasında sergilenen Alman-Fransız-Rus dayanışması, AB kapısındaki Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini ürküttü ve ABD’nin Birlik içinde çatlak yaratmasına imkan hazırladı.
Son seçimler, Rusya ile AB ve ABD’yi karşı karşıya getirirken, Avrupa’da en fazla feryad edenler yine Orta ve Doğu Avrupalılar. Depreşen Rus korkusu yüzünden, Almanya ve Polonya’ya AB’nin ağır işleyen mekanizmalarını bir kenara bırakıp doğrudan müdahil olmaları için çağrı yapıyorlar. AB’den değil, ‘millî devletler’den medet umulması, ‘siyasî cüce’nin şifa bulması zor zayıflığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu arada AB’den talepler de eksik değil elbette. Ukrayna’ya üyelik perspektifi verilmesini savunanlar, böylece Rus nüfuzunun kolaylıkla kırılacağını söylerken ‘Türkiye örneği’nden bahsetmeden geçemiyorlar!
Ukrayna krizinde AB-ABD’nin birlikte Rusya’yla karşı karşıya gelmeleri, son birkaç yılda serpilen uluslararası arenadaki ‘yeni saflaşmalar’ın test edilmesine de imkan veriyor. Soğuk Savaş dönemindeki ‘blok politikaları’nın yerini, tek tek meselelere odaklanan ittifak ve çatışmalar almış durumda. Irak’ta çıkarları uyuşan ‘eski’ Avrupa ve Rusya, Doğu Avrupa’da karşı karşıyalar. Ancak yine de Almanya ve Fransa’nın nisbî sessizliği, ABD’yi dengeleme arayışının stratejik vizyonlarında daha ağır basışının göstergesi olarak okunabilir. Bütün bu ‘stratejik hesaplar’, ‘demokrasi havariliği’ ile ambalajlanırken, örneğin Kırım Türkleri’nin dramına nasıl son verilebileceği gibi Ukrayna’nın ‘demokrasi parametresi’ niteliğindeki ‘sahih’ sorular, gündemin yüzüncü sırasında bile değil elbette!
Ukrayna’daki ‘turuncu devrim’ teşebbüsü, ABD’deki iki farklı ‘emperyalist tarz-ı siyaset’i savunan guruplar arasındaki ilişkileri gözlemlemek açısından da önemli. ‘Sivil darbe’lerin meşhur mimarı George Soros’un vakıfları, NED ve altındaki vakıflarla birlikte Ukrayna’da yıllardır faaliyet gösteriyor. Irak Savaşı tipindeki eylemlerin Amerikan imparatorluk projesine zarar verdiğini düşünen Soros, Bush yönetimine muhalefetiyle tanınıyor. Seçimler öncesinde, Gürcistan’da kazanılan ‘başarı’yla Irak ‘bataklığını’ karşılaştırarak eleştiriyordu yeni muhafazakarları. Dünyada birkaç milyon dolarla ‘kotarılabilecek’ sürüyle ülke varken Amerika niçin elini ateşe sokuyordu?
İçerdeki bütün siyasî sürtüşmelere rağmen Amerikan yönetimi, Ukrayna’daki gelişmelere en üst düzeyde müdahil olmaktan çekinmedi. Bush’un Ukrayna temsilcisi, seçimlere hile karıştırılmasından sorumlu olanları, göstericilere saldıranları ‘kişisel’ olarak hedef alan yaptırımların gündeme geleceğini beyan etti. ABD’ye seyahat yasağı yaptırımlar listesinin başında geliyor, kimbilir belki de bunları ‘uluslararası terörist’ ilan ederler!
Bağımsız bir ülkenin vatandaşlarının, kendi ülkelerindeki fiilleri yüzünden bir başka ülke tarafından cezalandırılmak istenmesi, küresel faşizmin tasarlamakta olduğu ‘hegemonik hukuk(suzluk)’ anlayışı hakkında fikir veriyor.
Demokrasi’nin seçimlere indirgenmesi, seçimlerin de farklı ‘imparatorluk projeleri’ arasındaki rekabetin payandası haline dönüştürülmesi de, ‘hegemonik hukuk(suzluk)’un ‘(gayrı)meşruluk’ kriterlerini net bir biçimde ortaya koyuyor: Batı’ya tam teslimiyet! Bu yüzden ‘içerde’ iktidara ulaşmak için ‘dışardan’ destekçi arayanlar, son tahlilde kendilerini kukla, milletlerini de paryalaştırıyorlar. Aksini iddia etmek, küresel faşizme teslimiyeti ‘demokrasi maskesi’yle savunmaya çalışmaktır. ‘Teslimiyet Cumhuriyeti’nde yapılan da bu değil mi?