Teslim mi olalalım? - Muharrem Bayraktar
Amerikan işgalinin insanlık dışı görüntüleri ekranlara yansıdıkça, adeta bir yerlerden düğmeye basılmışçasına “ABD’nin karşı koyulmaz bir süper güç olduğu” şeklindeki yorumlar da ivme kazanıyor.Bu “ivme merkezleri” adeta AKP hükümetinin Amerika’ya tam teslimiyetinin makul gerekçelerini de kamuoyuna kabul ettirmek için, sürekli olarak “bu muhteşem süper güce asla karşı konulmaması gerektiğini, böyle bir şeyin hayal bile edilmemesi gerektiğini” söylüyorlar.coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholcleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgrenovation vejle renovation skive renovaarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenadiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cards
ABD’ye karşı koymak, itiraz etmek mi, asla!
Bu düşünce AKP tarafından profesyonel bir şekilde kamuoyuna empoze ediliyor. Böylece AKP’nin, yanıbaşımızda meydana gelen katliamlara “sessiz kalmasının” aslında çok doğal bir mecburiyet olduğu teması işleniyor.
ABD’yi “olağanüstü, karşı koyulamaz bir süper güç” olarak görenlerin başında gelen Cengiz Çandar, bu güce olan hayranlığını şöyle ifade ediyor:
“Dünya tarihinde hiç bir ülke, Amerika’nın bugün güçlü olduğu kadar güçlü olmadı. Buna Roma İmparatorluğu da, Cengin Han’ın Moğol İmparatorluğu da, Osmanlı İmparatorluğu da, Fransız sömürge imparatorluğu da, ‘Güneşin batmadığı imparatorluk’ Büyük Britanya da, termonükleer ve ideolojik bir güç olan Sovyetler Birliği de dahil. Amerikan küresel gücü, askeri, ekonomik, teknolojik, kültürel ve siyasi. Tarihte hiçbir ülkenin bugünkü Amerika kadar gücü olmamış olması bir yana, bugünkü Amerika kadar rakipsiz de kalmadı (...)
Durum böyle olunca Amerika’nın karşısında konvansiyonel anlamda, 19. yüzyıl türü ‘güçler dengesi’ sistemine uygun ‘kargı dengeler’ ve ittifaklara bel bağlamak –bir zamanlar MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç’ın gayri ciddi fantezisi ‘AB’ye karşı İran ve Rusya ile ittifaka yönelmek ya da ‘Şanghay Beşlisi’nden dem vurmak gibisinden– anlamsızdır” (C. Çandar, 23 Kasım 2004).
Cengiz Çandar, Amerika’nın gücünü anlatırken, objektif bir yazardan çok Amerika adına psikolojik savaş yürüten bir psikolojik savaş merkezi görevlisi gibi hareket ediyor.
Çünkü ancak Amerika’ya direkt bağlı bir psikolojik savaş merkezi böyle bir analize imza atabilir.
Ne gariptir, Sayın Çandar, Amerika’yı gelmiş geçmiş en büyük güç olarak ilan edip bu güce karşı başka ittifaklar aramanın ne kadar komik ve yanlış olduğunu anlatırken, Amerika’da aklı başında aydınlar “mevcut mekanizmanın Amerika’yı çöküşe doğru götürdüğünü” yazıyordu.
Büyük bütçe açığı veren, nüfusunun yüzde % 80’i normal bir eğitim dahi alamamış kalitesiz insanlar topluluğuna dönüşmüş, iç kokuşmuşluğunu askeri gücünü sürekli gündemde tutarak kamufle etmeye çalışan Amerika’yı böylesine büyük ve derin bir hayranlıkla ancak Cengiz Çandar ifade edebilirdi.
Bu görüşlere “aman, boş ver!” deyip geçmememizin sebebi; AKP’nin bu küresel katile tam teslim olmasının ardından, kamuoyunun da tedricen “Amerika’ya asla direnç gösterilemez, göstermemeliyiz” düşüncesine doğru itildiği tehlikesinin başgöstermesidir.
Bu mantalite başlıbaşına bir psikolojik harp taktiğidir ve bu düşünceye kendinizi kaptırdığınız an Türkiye’yi de kaptırdınız demektir.
Milli Mücadele yıllarında “Dünyanın en büyük gücü İngilizlere direnilir miymiş, Fransızlara kafa tutulur muymuş, Amerika’nın mandasına girmekten başka çare mi varmış” şeklinde çok yönlü mandacı teslimiyet fitnelerini yaşamış bir milletin çocukları olarak bu uyarıyı yapmak bir tarihi görev.
Her işgal öncesinde mutlaka böylesine “süper, dev, muhteşem, büyük, en büyük” bir devlete kul olmanın gereğini anlatanlar çıkar: Dikkat!