Dış Politika20 Kasım 2004 00:00

Komplo değil bunlar! - Necmettin Çakmak

ABD, Afganistan operasyonunun ardından Irak, İran ve Kuzey Kore’yi şer üçgeni olarak tanımlamış, hedef tahtasına yatırmıştı. 2002 yılında gerçekleştirdiği “Millenium Challenge 2002” tatbikatıyla ülkemizi de hedef aldığını göstermişti. Ayrıca, Suriye, Libya gibi ülkeler de sert biçimde uyarılmışlardı. Sonrası malum, 2003 Mart’ında Irak harekatı başlamış, bir ay içinde sonuç alınmış, Saddam devrilmişti. Başlangıçta işler iyi gitmekteydi. discount drug coupons codesamples.in free discount prescription cardcialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon carddiscount drug coupons site printable coupons for cialissitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effects

İlk Körfez Harekatı’nın ardından Kuzey Irak’ta çok önemli kazanımlar elde eden Kürt gruplar önce özerklik, ardından bağımsızlık yolunda önemli adımlar atmışlardı. Bu kez bütün bölgeyi kan gölüne çevirecek bir talepte bulunuyor, Kerkük ve Musul’u, çok daha önemlisi buradaki petrol gelirinin aslan payını istiyorlardı.

Ancak zaman içinde direnişin çok sertleşmesi ABD’yi hem şaşırtmış hem de hayli zorlamaya başlamıştı. Şimdi Amerikan işgal güçlerinin 20 bin askerle kuşattığı ve ölüm kustuğu Felluce’yle birlikte Bakuba ve Ramadi gibi şehirler bu direnişin simge ismiydi, kalesiydi.

*

2003 yılı sonlarında Gürcistan’da ABD destekli karışıklar yaşanmış, devlet başkanlığına ABD’de eğitim görmüş, Yahudi spekülatör Soros’un “manevi evladı” Saakaşvili gelmişti.

Bunun ardından Moskova’da Avrasya Hareketi’nin öncüsü Aleksandar Dudin başkanlığında, içlerinde Almanya ve Fransa’nın da bulunduğu 22 ülkenin toplandığına ve bu toplantıda ABD karşıtı tutum sergilendiğine şahid olmuştuk.

2004 yılının en önemli gelişmesi G-8’ler toplantısında ABD’nin NATO’yu Irak’ta harekete geçirmesinin engellenmesi ve bu nedenle Haziran 2004 NATO Zirvesi’ne, İstanbul’a bu teklifi getirmemesiydi. ABD’nin etkinliğini yitirmeye başladığının ilk belirtileri yavaş yavaş görülüyordu.

*

Şimdi en genel çizgileriyle ABD’nin Ortadoğu tasarımının satır aralarını görmeye çalışalım, işte o zaman taşlar yerli yerine oturacaktır. Öncelikle, şunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekir ki; ABD’nin temel beklentisi ve isteği, Ortadoğu’daki stratejik ortağı İsrail’le başlayan ve Hazar Havzası’na ulaşan bir zinciri oluşturmak.

Bu güçlü halka İsrail’in kuzeyinde limansız, sanayisiz, teknolojisiz, velhasıl herşeyiyle dışa bağımlı bir Kürt devleti ile ikinci halkayı teşkil edecek. Bu devlet batıda Suriye, doğuda İran, kuzeyde Türkiye yönünde yayılarak Karadeniz’in doğusunda Gürcistan ve Ermenistan’la buluşacak, zincir Hazar bölgesinde Afganistan ve Hindistan’la tamamlanacak. İşte Gürcistan’daki ABD yanlısı düzenleme, İsrail’in bu ülkeyle yaptığı anti-terör anlaşması, yine Mossad’ın Gürcü istihbaratını eğitimden geçirmesi bu koşullarda iyice anlaşılır hale geliyor.

*

ABD’nin Ortadoğu’da kafaları karıştıran politikaları kısa ve uzun vadeli beklentilerin birbirleriyle çelişmesinden kaynaklanıyor. ABD, Kürt gruplara devletleşme yolunda her türlü desteği verirken, hedef tahtasına Irak’tan sonra İran’ı yatırıyor.

İran’a karşı Türkiye’nin desteğine ve Türkiye topraklarına ihtiyacı olan ABD, Türkiye ile ilişkilerini olumlu götürmek istiyor. 1 Mart tezkeresinin canını acıttığı her halinden belli olan Bush yönetimi, AKP hükümetine olan desteğini her fırsatta dile getiriyor. AKP’liler de bunun karşılığını vermekten geri kalmıyorlar, tabii ki...

İran’da dilediği düzenlemeleri yapar, Kürt ve Azeri kartlarıyla bu ülkeyi parçalamayı başarabilirse sıra Türkiye’ye gelecek. Bu çok açık ortadadır.