Siyaset25 Ağustos 2004 00:00

TÜRKİYE EN SON KALE

TÜRK Ortodoks Patrikhanesi Basın Sorumlusu Sevgi Erenerol, dünyayı köleleştirmek isteyen egemen gücün, Türkiye’nin ulus devlet yapısını yıkmak için çalıştığını söyledi. Erenerol, “Türkiye, egemen güce direnen son kaledir. Toprak alımlarının altında da bu yatıyor. Patrik Bartholomeos da bu oyunun bir parçası” dedi.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciesitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effects

ERENEROL, TOPRAK SATIŞLARI VE MİSYONERLİK FAALİYETLERİNİN YOĞUNLAŞMASININ SEBEBİNİ AÇIKLADI:

Son kale Türkiye

Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Sevgi Erenerol, son zamanlarda yabancıların Türkiye’de büyük miktarlarda toprak alması ve misyonerlik faaliyetlerindeki artışın bir planın parçası olduğunu söyledi. Çete olarak değerlendirdiği egemen bir gücün dünyayı kontrol altına almak için ulus devlet yapılarını yıkmaya çalıştığını söyleyen Erenerol, Türkiye’nin bu güce direnen önemli bir ülke olduğunu söyledi. Erenerol ile, toprak satışlarının altında yatan sebebi, Fener Rum Patrikhanesi’nin Türkiye’ye zarar veren çalışmalarını ve İstanbul’un karşı karşıya olduğu meseleleri konuştuk.

* Türkiye Cumhuriyeti’nin zor bir dönemden geçtiğini söylüyorsunuz. Egemen bir gücün Türkiye’yi tehdit ettiğini ifade ediyorsunuz. Kimdir bu egemen güç?

Bütün dünyada küreselleşme adı altında bir yeni dünya düzeninin kurulacağından bahsediliyor. Peki bu yeni dünya düzeni nedir? Yeni dünya düzeni aslında bir köleleştirme programıdır. Dünyayı belirli bir egemen güç ele geçirerek diğer insanları kendine köle yapmak arzusundadır. Bu gücün devamlı ABD olduğu gösterilmektedir. Halbuki o egemen güç ABD’yi de ele geçirmiştir. Dolayısıyla onun arkasına sığınarak yıllarca sinsi sinsi programını ilerletmiş ve bugün dünyaya son darbeyi vurmaya hazırlanmaktadır. Bunlar kendilerine ‘Allah oğlu’ diyerek belirli bir inancın ve kitabının gerekliliğine yerine getirdiklerini inanan bir azınlıktır. Bu azınlık bulundukları asıl topraklarda paranın gücünün farketmiş ve ona sahip olmayı organize etmişlerdir. İlk önce ticarete el atmışlar para imparatorluğunu kurmuşlardır. Parayı elde ettikten sonra bu sefer bunu siyasî güce dönüştürmüştür. 20’nci yüzyıla kadar imparatorlukları idare edenler artık bunlara gerek olmadığını ve onları yıkarak ulus devletleri oluşturmuşlardır. Bu ulus devletlerde de aynı siyaseti uygulayarak, hem ekonomik gücü hem de siyasî gücü kendi ellerinde toplamışlardır.

İmparatorluklarda ve krallıklarda bir aristokrasi vardı. Bu soydan geliyordu. Aristokrasiyi ortadan kaldırarak, paraya dayalı bir aristokrasi kurdular. Bütün düyaya da paranın gücüyle oluşmuş olan aristokrasiyi bir yaşam tarzı, kültür ve üstünlük olarak gösterdiler. Bugün de, ulus devletlerinin onlar açısından bir getirisi olmadığını görmüşler ve ulus devletleri parçalamanın yolunu aramışlardır.

* Türkiye de bir ulus devlet. Bu varolduğunu söylediğiniz güç, Türkiye’ üzerinde nasıl bir oyun tezgahlıyor?

İşte Türkiye’de Avrupa Birliği adı altında çizilen o tozpembe tablonun gerçekte Avrupa’daki bütün ulus devletleri ortadan kaldırılarak federatif bir yapıda yine o gücün denetimine sokulmasıdır. Bağımsız devletler ortadan kaldırılarak oradaki devletlerin köleleştirilmesidir. Bu açıdan baktığmızda Türkiye direnen son kaledir. Bunların yaptıkları çalışmalardaki en önemli nokta kurmuş oldukları sivil toplum örgütleri vasıtasıyla altyapı hazırladılar. Bu sivil toplum örgütleri vasıtasıyla önce aydın kesimi ele geçirdiler. Ulus devletin aleyhine kamuoyunun beynini yıkadılar. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti direnen son kaledir. Saldırıların artmasının altında yatan gerçek budur. Bu plan aslında Osmanlı İmparatorluğu yıkıldığında yani 20. yüzyılın başında amaçlarını ulaştıklarını düşünmüşlerdi. Mustafa Kemal’in ortaya çıkması onların bütün planlarını bozmuştur. Bu yüzden Türkiye onların gözünde sabıkalıdır. Türkiye’nin vatanperverlik duygusu o çete için en büyük engeldir. Dikkat ederseniz son zamanlarda vatan kavramı üstünde oyunlar tezgâhlanmaktadır. Adım adım planlarını devreye sokmaktalar. Artık son darbeleri olan toprak satışına dönüştürüldü. Şehir devletçikleri yani Atina şehir devleti nasıl kurulmuşsa bu sistemi bütün dünyayı uyguluyorlar. BM’ye üye olan ülke sayısını 2 bine çıkararak küçük lokmalar halinde yutulmasını sağlıyorlar. Bu küçük devletçiklerin tüm kontrolünü ellerinde tutuyorlar. Mesela Bosna’ya bakalım. Bosna’da bir devlet kuruldu ama o devletin her kurumu AB tarafından yönetiliyor. Merkez Bankası’nın başkanını bile AB atamıştır. Bosna’lı olamaz hatta ve hatta Bosna’nın çevresindeki ülkelerden birinin vatandaşı bile olamaz. Böylesine sistemli bir çalışmayla oluşturulmuştur. Türkiye’de de küçük şehir devletleri istiyorlar. İstanbul planları açısından önemli bir nokta. İstanbul bütün dünyanın gözü üzerinde olan bir şehirdir. 1918 senesinde zaten böyle bir proje hayata geçirilmek istendi.

* Yani İstanbul’da bir devletçik mi kurmak istiyorlar?

Bugün o güçler tek bir merkezden idare ediliyor. Azınlık kilisesi olan Fener Rum Patrikhanesi’ni ekümenik bir patrikhane diye Hristiyan alemine kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bu şekilde Hristiyan dünyasından destek alarak İstanbul’da Bizans hayalini canlandırmaya çalışılıyor. Zaten yeryüzündeki bütün savaşlara dikkat ederseniz hep aynı grup tarafından bu savaşlar çıkartılmıştır. Devamlı insanlar arasında düşmanlık yaratılmış, kin tohumları ekilmiş ve devamlı onlar kaşınmıştır. Türkiye bunların içinde en fazla kaşınan bir merkez olmuştur. Nitekim asırlarca bir arada yaşamış olan Türkiye’deki insanlar arasına birdenbire Ermeni sorunu yaratılmış, arkadan bir Rum sorunu oluşturulmuş ve bugünlerde bir Kürt sorunu çıkarılmıştır. Güneydoğu’da gerçekten bizim vatandaşımız olan Kürt kökenli insanlarımız şunu iyi bilmeleri lâzım ki, o yaşadıkları topraklardan onları atıp birileri onların yerine geçecek.

Buradaki oyunu niye farkedemiyorlar? Bu topraklar hiçbir zaman onlara devlet için hazırlanmıyor. O topraklar başka bir güç için hazırlanmaktadır. Çünkü bu cenah için insanların değeri yoktur. Ne Türk’ün ne Fransız’ın.

Dinler arasında diyalog adı altında oluşturdukları ‘Bütün dinler aynı Allah’a tapıyor’ söylemi de tamamen yutturmacadır. Onlar için tek bir din vardı, bütün insanlık bu dine eninde sonunda kabul edecek ve onların şeriatları altında yaşayacaklardır. Dinler arası diyalogla zaten yapılmak istenen bütün insanların beynine onların seçilmiş olduğunu kabul ettirilmesidir. Ve Hristiyanlık burada onun için kullanılıyor.

* Siz Fener Rum Patrikhanesi papazının Ortodoksluğa ihanet ettiğini sık sık tekrarlıyorsunuz. Bunun altında yatan sebep nedir?

Şu an bütün Kkatolik dünyası denetim altındadır. Protestanlık aynı merkezin denetimi altındadır. Bir Ortodoksluk denetim altına alınamadı. O da Rusya’dan dolayıdır. Sovyetlerin dağılmasından sonra Ortodoksları da etki altına almak istediler. Ortodoks cemaatinin nüfusu aşağı yukarı 250 milyondur. Rus devletinin denetimi altında olduğu için o güç ne yapıp edip bir şekilde Rusya’yı da kontrol altında tutması için Ortodoks cemaati denetimi altına alması gerekirdi. Bunun için Fener Rum Patrikhanesi’ni kullanmaya başladılar. Papazın ekümeniklik iddiasının altında da yatan maksat, Fener Rum Kilisesi kuillanılarak Ortodoksların denetim altına alınmasıdır. papaz Bartholomeos bu işleri iyi bilmektedir. Bile bile böyle bir oyunu kabul ettiği için aslında o bütün Ortodoks alemine ihanet etmektedir. Ortodoksları ateşe atmaktadır. Bu yüzden zaten kendisi bütün ortodokslar tarafından affedilmemesi gerekir. Şuan ortodoks Hristiyanlığı dediğimiz Doğu Hristiyanlığı Rusya’nın gücüyle ayakta kalabilirse bu insanlık açısından çok önemlidir. Yani bir gücün tek bir merkezde toplanması insanlığın sonunu getirecektir.

Bizans hayali
kuruyorlar

Fener Rum Patrikhanesi’nin mülk edindiğini rahmetli babam Selçuk Erenerol ortaya çıkarmıştı. O zaman 19 tane ev alınmıştı. Birtakım Rum veya Türk Müslüman vatandaşlar adına bu evler alınıp daha sonra patrikhaneye hibe edilmişti. Patrikhane alınan yerlerin sadece kendi müstahdemlerine alındığını iddia etmişti. Son durumun ne olduğunu ise kimse bilmiyor. Unesco’nun, Dünya Kiliseler Birliği’nin İstanbulla ilgili çalışmaları var. Ayasofya gündeme getiriliyor. Bizans kalıntılarını ortaya çıkarabilmek için çeşitli senaryoları uygulanıyor. Biraz daha güçleri yetse Sultanahmet Camii’ni yıkıp Bizans kalıntıları arayacaklar. Bu ülkede Bizans kültüründen başka hiç mi kültür olmadı da böyle ölmüş bitmiş bir medeniyeti ortaya çıkarmak için çalışılıyor? Türkiye parçalanmak isteniyor. Ölmüş medeniyetler gün yüzüne çıkarılırken Türklükle ilgili herşey unutturulmaya çalışılıyor.

Dinler masaya
yatırılmalıdır

Birtakım insanlara dinî amaçla hizmet verecekleri söylenerek aslında kendi hedeflerine doğru bütün insanlığı yönlendir-mektedirler. Çünkü bu misyoner faaliyetlerini yapan kişiler insanlara birilerinin seçilmiş olduğunu kabul ettirmektedirler. Anlattıkları bütün olaylarda birilerinin seçilmiş oldukları, ‘Allah oğlu’ oldukları beyinlerine kazınmaktadır. Batı toplumu bunu kabul etmiş durumdadır. Doğu toplumunun belirli kesimlerinde halen bu bilinme-mektedir. Dolayısı ile bu misyonerlik faaliyetleri ile bunu kabul edecekleri duruma geleceklerdir. Ne diyorlar ‘Biz aynı Allah’a inanıyoruz İbrahimi dinlerde birleşelim’ niye Hz. İbrahim deniyor da Hz. Âdem denmiyor? Hz. Adem’den geldiysek hepimizin babası Hz. Âdemdir. Burada zaten milletin uyanması gerekiyor. Ben şunu söylüyorum bugün dinler masaya yatırılmalı bütün büyük din adamları toplansınlar ve dinleri tartışmaya başlasınlar. Neyin ne olduğunu artık insanlık görmeye başlasın. Birileri dinleri kendi tekellerine alarak uyutmaktadır.

Ruhban Okulu
Müze olsun

Ruhban Okulu meselesi diye bir mesele kalmadı. Bu saatten sonra Türkiye’nin gündeminde kalmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti devletinde devrim kanunları halen bu ülkenin değiştirilemez kanunlarının başında yer alır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu olduğu müddetçe kimse kalkıp da Heybeliada Ruhban Okulunu papazın keyfi olsun diye açamaz ve açılmaya-caktır. Ancak orası müze olarak kullanılabilir. Okulun çok büyük kütüphanesi var, Ortodoksluk dini ile ilgili birçok bilgi belge orada bulunmaktadır. Papaz madem hizmet etmek istiyor, başka bir niyeti yoksa Ruhban Okulu’nu kütüphaneye çevirsin. Zaten oraya gidecek öğrenci de yok.


Osman TIĞRAKLI   26.08.2004 Yeniçağ