DÜZ ÇİZGİ
ÜMİT ZİLELİ
Koparmak!
Haberi Almanya'da öğrendim...
Tüccarlık yeteneğini hızla geliştiren Tayyip Bey , 36 Airbus uçağın alımı esnasında bir de bedava VIP uçağı istemiş, ancak şirket, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı kibarca reddetmiş... Sonra ne olmuş? Almanya Başbakanı Schröder araya girmiş ve ''Madem uçak veremiyorlar, 1.5 trilyon lira değerinde Maybach otomobil versinler'' demiş!
Bu haberi öğrenip utançtan sarsıldığım pazar günü, Metin Uca ile birlikte Avrupa Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu'nun davetlisi olarak Köln Crown Plaza otelinde Türkiye Cumhuriyeti'nin 81. yılını kutluyorduk! Genel Başkan Dursun Atılgan olayı anlatırken hem sinirden, hem utançtan titriyordu... Salonu dolduran insanların yüzünü al basmıştı! Bizim medyanın, durumu nasıl yansıttığını merak edip araştırdım, şöyle bir başlıkla karşılaştım:
- Uçağı alamadı, Maybach kopardı...
Aferin, çok büyük iş başardı! 81. yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin medyası, tüccar başbakanı, ''Uçak alamadı ama ultra lüks otomobili kopardı'' diye alkışlıyor, şu zillete bakın!!! Bitmedi; iktidarı ve Tayyip Bey'i korumak ve kollamakla görevli ''köşe yazarı'' takımı, her zamanki gibi konuyu rayından çıkarıp ''Ne yani, koskoca Türkiye'nin başbakanı, bakanları tarifeli uçakla mı gitsin?'' kampanyası başlattı. Hele bir tanesi kantarın topuzunu iyice kaçırıp ''diş kirası'' diye nitelediği hediye için şöyle yazdı:
- Helal-i hak olsun ve ''bir lokma bir hırka'' kompleksi haram olsun...
Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genelkurmay Başkanı ve MİT Başkanı'na tahsis edilmiş 4 VIP uçağı bulunduğu da tam bu sıralarda açıklandı. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım , ''iki uzun menzilli VIP uçağı'' daha alınacağını da tam bu sıralarda söyledi. Üstelik buradaki tartışma bazı tetikçilerin saptırmak istediği gibi ''Başbakana bir uçak çok mu?'' meselesi değil, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın bir çokuluslu şirkete avuç açmasıydı... Dördüncü güç medyanın ise durumu ''kopardı'' olarak lanse etmesiydi...
- Utanmak sözcüğü, işte böyle durumlarda çok ama çok yetersiz kalıyor!
Doğruyu uzaktan görmek!
Almanya'ya dönelim... Mannheim'da, Atatürkçü Düşünce Derneği'nin düzenlediği 29 Ekim resepsiyonuna katıldık. Yeni açılan dernek binasını gezdik. Pırıl pırıl insanların yarattığı güzelliklere tanık olduk. Gözlerinin içi gülen gencecik üniversite öğrencileriyle uzun uzun sohbet ettik. Ertesi gün de Köln'de Avrupa ADD'nin düzenlediği ''Avrupa Birliği ve Türkiye'' konulu konferansta konuştuk. Önce bazı gözlemlerimi paylaşayım:
- Almanya'daki aydınlık insanlarımız, hem Türkiye'nin içinde çırpındığı sorunlara hem de Avrupa Birliği'ne adaylığımız konusuna Türkiye'deki yurttaşlardan çok daha vâkıf! Türkiye'yi büyük bir endişeyle izliyorlar ve tutulan yolun süratle bir felakete doğru gittiğini söylüyorlar.
- Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi nasıl aldattığını tüm çıplaklığıyla görüyor ve teker teker sayıyorlar. Çünkü Avrupalı liderlerin ne denli ikiyüzlü olduğunu çok yakından takip edebiliyorlar. Türkiye'nin yüzüne gülüp ardından kendi kamuoylarına neler söylediklerini örnekleriyle anlatıyorlar.
- Umutlarını yitirmemeye çalışıyorlar ancak Almanya'daki yabancı düşmanlığının ulaştığı boyut, ekonominin giderek kötüleşmesi, sosyal devletten hızla uzaklaşılması, yıllarını bu ülkeye vermiş insanlarımızı korkutuyor.
Köln'deki konferansta önce Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu, sonra da Avrupa Birliği aday adaylığımız sorununu anlattım. Metin Uca o kendine has yorumlarıyla hüzünlenen insanların yüzünü güldürmeyi başardı! Ama asıl konuşanlar dinleyiciler, yeni şeyler öğrenenler ise bizlerdik. Türkiye'den binlerce kilometre uzakta yaşayan bu insanlar, başımıza ne çoraplar örüldüğünü Türkiye'de yaşayan milyonlarca insandan çok daha iyi tahlil edebiliyor, üstelik ''Ne yapılmalı'' sorusuna da en yalın haliyle yanıt veriyorlardı:
- Güven verecek, çekim merkezi olacak, dinamik bir oluşum gerek. Ayrıntılarda boğulmadan güç birliği yapmak gerek. Bunun için de yeni yüzler gerek. Eskiler artık çekilmeli!!!
Doğruyu görmek için illa Türkiye'den binlerce kilometre uzakta olmak mı gerek?!
|