Dış Politika1 Kasım 2004 00:00

Kıbrıs'ta Neler Oldu? - Erol Manisalı

Kıbrıs konusunda ''Rum baskısına AB ödün verdi'' yalanı gazeteleri ve televizyonları dolduruyor. Meğerse Rumlar ne kadar şirretmiş; AB de bu şirretliğe boyun eğmiş: Vah vah! Bütün bunlar diplomatik mizah tarihine ''kara mizah'' olarak geçebilecek komiklikler. Ya da Hitler veya Stalin 'in propaganda kalemlerinin yazabileceği türden saçmalıklar.

Ancak bugün Türkiye'de ''vahşi kapitalizmin ve emperyalizmin maşalarının'' yani örtülü faşizmin olağan iletişim araçları durumuna gelmiş insanlar, yazarlar ve kurumlar var.

- AKP hükümeti 13 Şubat'ta New York'ta Annan Planı'nı kabul ettikten sonra ''Kıbrıs verilmiş oluyordu'' . Annan 'a, ''Sen artık istediğini yapabilirsin, bizim söyleyecek bir sözümüz yok'' denmiş oldu bu kabul ile.

Bu gerçeği, aklı biraz başında olan herkes bilir. 20 Şubat'ta Cumhuriyet'te ''Satılmış Kıbrıs'ın Davası'' başlığı ile yazmıştım, iş 13 Şubat'ta bitirilmişti.

- 24 Nisan KKTC referandumunda AKP hükümeti, Brüksel, Washington, Atina, ABD Lefkoşa büyükelçisi, İngilizlerin Dikelya Askeri Üssü komutanı general, İstanbul'daki patronlar kulübü ve M.A Talat aynı cephede yer alarak işi tescil ettirdiler.

- Üstelik Rumların kabul etmediği belge M. Ali Talat hükümeti ve adı geçen çevreler tarafından ''bastırılarak kabul ettirildi''.

- Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası anlaşmalardan doğan ''garantörlük ve diğer hakları'' , TBMM'den bile geçmeden AKP hükümetinin evet demesi ile ortadan kalkmış oldu. Şubat 2004'te ''Son kararı Meclis verir'' diyen Abdullah Gül , tövbe etmişçesine, bir daha bu ifadeyi ağzına bile almadı! Meclis devre dışı kaldı. Öyle ya, Brüksel ve Washington bastırmıştı: ''Tezkere'' işindeki kepazelik bir daha yaşanmamalıydı.

- Artık bir Türk devleti Ankara için de yoktu; ortada sadece Rumların egemen olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti vardı. M. Ali Talat bile KKTC ifadesini artık telaffuz edemez hale gelmişti. Zaten kendisi en baştan buna karşıydı; Brüksel ve Washington gibi düşünüyordu. Kuzey Kıbrıs'tan veya Ankara'dan bakacak hali yoktu ki. Her şeyi ''Batı'nın ve gayri milli sermaye çevrelerinin gözü ile gördü''.

- Bu arada De Soto ve ABD'nin temsilcisi Weston , ''Artık Türklerin egemenlik hakkı da, devleti de kalmadı, iş kapandı'' biçiminde açıklamalar yaptılar. Ankara'dan tepki gelmedi. Dolayısıyla hükümet egemenlik hakkının ve Türk devletinin ortadan kalktığını kabul ediyordu. Zaten pazarlıklar en baştan buna göre yapılmamış mıydı?

Batı'ya kimin diyeti

- Bu arada 1 Mayıs 2004'te Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, AB'nin tam üyesi oluyor ve Türkiye'nin adadan tamamen tasfiyesi süreci başlatılıyordu. AKP hükümetinin buna da bir itirazı olmadı. Hatta öncesinde, hükümet olarak Selanik'te kutlamalara bile katıldık.

- Bu arada İKÖ'de Kıbrıs Türk Devleti olarak katılımın kabul edildiği haberleri çıktı. Çok garip; Ankara 13 Şubat, 24 Nisan, 1 Mayıs'ı kabul etmiş, iş çoktan bitmiş: AB, artık adada bir tek Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti var, Türklerin bir işi varsa onlara başvursunlar demiş. Peki, Rumların hayır dediği Annan Planı'nda Türk cemaatinin adı ayıp olmasın diye değiştirildiği için bu yalan söylenir mi? Kıbrıs'ı Kıbrıs dışında sadece Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti temsil edebilir. Zaten Ankara Rumlarla Gümrük Birliği'ni kabul etmedi mi? Kıbrıs'ın verilişini örtmek için Türk Devleti lafı niye? Kim kimi kandırıyor? Hiçbir şeye itiraz etmeyen AKP hükümeti ''işin bittiğini'' örtmeye çalışıyor. 3-4 yıl sonra Girit durumuna gelecek Kıbrıs adasının bu kaderi kamuoyundan saklanmak isteniyor. Kıbrıs'ı kimin verdiği halk tarafından anlaşılsın istenmiyor.

27 Eylül'de İnönü Üniversitesi'nin (Malatya) açılışında Denktaş da bir konuşma yaptı. ''Ankara'dan De Soto ve Weston'a yanıt bekliyorum'' dedi. Arkasından ben söz aldım ve ''Boşuna beklemeyin Sayın Denktaş, siz 13 Şubat'ta New York'ta sırtınızdan bıçaklandınız , şimdi beklediğiniz yanıt size zaten o tarihte fiilen verilmişti" dedim. Aslında bıçaklanan Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan doğan haklarıydı. Denktaş sadece günah keçisi oldu.

- Evet, haberlerde şimdi Hatay var; Kıbrıs'ı bitiren AB şimdi ''Hatay sorununu'' , Kıbrıs'ın yerine alıyor. Yeni raporlara ve koşullara artık Hatay da eklenecektir.

Güneydoğu Anadolu'nun koparılmasına, Fener'deki yeni Haçlı Seferi'ne, Ermeni tasarılarına şimdi de Hatay sorunu eklendi. Türkiye'yi Yugoslavyalaştırma süreci fiilen başlatılmış bulunuyor.

Tabii bu arada, Aralık 2004'ün üçüncü haftasında, hiçbir anlam taşımayan ''Görüşmelere başlama tarihi koşullarla verilecek'' ve Türkiye'de bazı çevreler büyük kutlamalar yapacaklar: Türkiye demokratikleşiyor, Türkiye Avrupa'ya giriyor diyecekler. Aynen 6 Mart 1995'teki gibi yalan söyleyecekler. Türkiye AB'nin kıskacına tamamen alınmış olacak.

Türkiye Yugoslavyalaşırken, Türkiye parçalanırken, emperyalizm Türkiye'de egemen olurken... Bombasız, sessiz sedasız bir işgal... Yugoslavya daha şanslıydı, düşmanı gördü.