"Hesaplaşma yüzyılı": Yeni Normandiya kimlere karşı? - İbrahim Karagül
Ne kadar reddetsek, ne kadar kaçmaya çalışsak da, 21. yüzyıl bir hesaplaşma yüzyılı olacak. Öyleyse hesaplaşma kaçınılmaz olacak. Yeni gruplar bu endişeyle ortaya çıkıyor. Hepsinin ortak özelliği savaşa kilitlenmiş olmaları. Onlar bu coğrafyada derin izler bırakacaklar... coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscleocin 150 mg read cleocin 300 mgbuscopan link buscopan plusoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Merkezi Londra'da bulunan Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS), 400 sayfalık 2004-2005 "Askeri Dengeler Raporu"nda El Kaide'nin 60 ülkede faal olduğunu açıkladı. Örgütün 30 üst yönetim kadrosunun yarısının ve üyelerinin 2 bin tanesinin öldürüldüğü ancak yaklaşık 18 bin örgüt üyesinin 60 ülkede hareket halinde olduğu öne sürüldü.
Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, dün, ''Türkiye'nin AB'ye girişi, terörle mücadelede dönüm noktası olacaktır" dedi. Fischer, Türkiye'nin üyeliğini, 1944 Normandiya çıkarmasına benzetti ve "Bu, bütün totaliter fikirler ve terörizme meydan okuma anlamına gelecektir'' diye konuştu. Fischer, Türkiye'nin 50 yıl boyunca AB'yi Ortadoğu'dan gelen tehditlere karyşı koruyacağını söyledi. AB üyeliği ile bir "kalkan" olmayı mı amaçlıyoruz. Normandiya çıkarması ile Amerika Avrupa'yı faşizmden kurtardı. Yeni Normandiya çıkarması ile aynı Avrupa bu sefer İslam'dan mı kurtarılacak? Hem de Türkiye eliyle!
Çatışma, hesaplaşma yüzyılı!
ABD seçimlerinin güvenlik, El Kaide hatta nükleer terör saldırıları tartışmalarına endekslenmesi, hem ABD'nin hem de Avrupa'nın gelecek perspektiflerini güvenlik stratejilerine göre şekillendirmeleri, bu iki güç dışındaki bölgesel ve yerel güçlerin 21. yüzyıla yine güvenlik penceresinden bakmamaları gibi, burada sıralayabileceğimiz onlarca gelişme yaşadığımız yüzyılın "çatışmalar yüzyılı" olacağına işaret ediyor. Medeniyetler arası diyalog, barış, hoşgörü gibi arayışlar petrolün, doğal gazın, savaş uçaklarının, füzelerin, güvenlik doktrinlerinin ve hegemonya hayallerinin arasında kaybolup gidiyor.
Türkiye'nin AB üyeliği medeniyetler arası diyalog modeli olarak sunulurken Avrupa tarafından güvenlik projesi olarak algılanıyor, "İslam tehdidi"ne karşı Normandiya çıkarması olarak pazarlanıyor. Gelecek hiç de bizim arzuladığımız gibi olmayacak. Küresel aktörler, 21. yüzyılı bir coğrafya ile, bir din ile, bir kültür ile, bu değerlerin yoğurduğu kitleler ile mücadele yüzyılı ilan etti bile. Ne kadar reddetsek, ne kadar kaçmaya çalışsak da, 21. yüzyıl bir hesaplaşma yüzyılı olacak. İnsanlık Batı'nın doğu ile, İslam ile hesaplaşmasına tanık olacak. Son üç yılda bu yönde o kadar mesafe alındı ki, geri dönüş yolu kapanmak üzere.
Yeni güvenlik doktrinleri yeni bölgesel bloklaşmaların, küresel çatışmaların önünü açarken, Türkiye'nin AB üyeliği gibi, Batı'yı korumak için "kalkan modelleri" geliştirilmesini zorlarken asıl çalkantı İslam coğrafyasında yaşanıyor. Küresel ve bölgesel aktörlerin hedef ilan ettiği bu coğrafya üzerinde yaşayanlar, Soğuk Savaş ürünü söylem ve oluşumların hiçbir çıkış yolu öneremediğinin farkında. Bu gerçekten hareketle İslam dünyası için yeni şeyler söylemenin, yeni yollar bulmanın, yeni oluşumların zamanı.
Bütün siyasal söylemlerin tükendiği bölgede Soğuk Savaş dönemi gerçeklerinden ağır biçimde etkilenen İslami hareketler de etkisini kaybediyor. Bu hareketlerin geliştirdikleri liderlik örnekleri, şu anki sorunlara ve geleceğe ilişkin bir şey üretemedi. Bu nedenle varolan oluşumlar ve liderlik örnekleri güç kaybediyor, edecektir de. Zira onlar bu kriz döneminde yıllardır karşı durdukları yerel iktidarlarla aynı şeyleri söyler oldular.
Yeni örgütler, yeni liderlikler dönemi
Çok fazla değil, birkaç yıl içinde yeni oluşumlardan, liderliklerden, söylemlerden, yöntemlerden söz edeceğiz. Bu anlamda Müslüman coğrafya derin bir sarsıntı geçiriyor. İran'daki devrim ve Afganistan ile beslenen eski yapılar ömrünü doldurdu. Soğuk Savaş mantığına sahip bu grupların yerine Irak işgalinden sonra yeni oluşumlar ortaya çıkmaya başladı. Batı'nın bu coğrafyayı dönüştürmek için iş tuttuğu grupların yerine "hesaplaşma"yı esas alan örgütler, gruplar, liderlikler ortaya çıkıyor. Batı'nın hesaplaşma, terbiye etme ve kontrol altına alma stratejilerine karşı savaşı tercih eden çok sayıda grup...
Fehmi Huveydi, Sark-ul Evsat'taki dünkü yazısında, Irak işgalinin yeni grupları ortaya çıkardığını, bu grupların şiddeti öncelediğini, sadece İslamcı değil, milliyetçi söylemlere sahip olanların da bulunduğunu ve bunun yeni bir durum olduğunu yazdı. Afgan savaşının el Kaide'yi ürettiğini yazan Huveydi, Irak işgalinin kendi örgütlerini üretmekte olduğunu, bunun Arap dünyasına yön verecek yeni bir yapılanma olduğunu belirtti. Mısır'ın Tab'a bölgesindeki saldırılara dikkat çeken Huveydi, en az 10 aylık hazırlık dönemi gerektiren bu çapta bir saldırıyı yapanların Mısır'da şiddeti kullanan eski gruplarla ilgisi bulunmadığını, saldırıyı birden fazla grubun yaptığını, yeni yapılanmanın içinde istihbarat üyelerinden emniyet mensuplarına değişik insanların bulunduğunu, sadece Mısırlı değil bir çok ülkeden katılımın olduğunu vurguladı.
El Kaide, Usame Bin Ladin ya da Ebu Musab Ez-Zerkavi isimlerine takılıp kalanlar yeni gerçekleri izleyemeyecek. Kim ne derse desin, bu coğrafya Batı'nın bugünkü müdahalesini, siyasi, askeri, ekonomik, kültürel ve sosyal dönüşüm projelerini topyekün savaş olarak algılıyor. İslam coğrafyası daha önce böyle bir durumla hiç karşılaşmadı. Her ne kadar resmi söylemler, belli çevreler barış/diyalog arayışlarına yönelik çalışmalar yapıyorsa da bölge içten içe kaynıyor. Şu kanaat güç kazanıyor: ABD ve AB finansmanıyla yürütülen diyalog nutukları, gösterişli tören ve seminerler bir çözüm önermiyor. Öyleyse hesaplaşma kaçınılmaz olacak. Yeni gruplar bu endişeyle ortaya çıkıyor. Hepsinin ortak özelliği savaşa kilitlenmiş olmaları. Onlar bu coğrafyada derin izler bırakacaklar...