Dış Politika17 Ekim 2004 00:00

Güzel(!) yeni dünya düzeni - Eduardo GALEANO

"Güzel Yeni Dünya Düzeni" teorisi tutmuş görünüyor. Artık daha az insan, daha çok insanın kaderini elinde bulundurma olanağına sahip ve basının yeni görevi bu "Güzel Yeni Dünya Düzeni" teorisini insanlığa kabullendirmek... Dünya, hiçbir zaman bugünkü kadar eşitsizlik içinde olmamıştı, ama hiçbir zaman da bu eşitsizlik, sanki her şey, dengeliymiş gibi gösterilmeye çalışılmamıştı.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis coupons printable link discount prescription drug card

Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu'nun başını çektiği Yeni Dünya Düzeni tehlikeli bir totaliterizme giderken, tekellerin dışında kalan insanlığa, bu totaliterizmin kabul edilmesi empoze ediliyor. Artık halk yok pazar var, vatandaş yok müşteri var, ulus yok şirket var, şehir yok şubeler var, insani ilişkiler yok rekabet ve pazar kavgası var. Ekonomi hiçbir zaman bugünkü gibi antidemokratik olmamıştı ve dünya hiçbir zaman bugünkü gibi skandalları günlük olağan olaylara dönüştürmemişti.

ABD ve Dünya Bankası, haksız kazançlarını son 30 yılda iki kat artırdılar. 1960'ta zenginlerin beşte birinin zenginlik oranı fakirlerin 30 katı kadardı. 1990'larda ise bu 60 kata çıkmış durumda. Zenginlerle fakirlerin arasındaki uçurum hiçbir dönemde bugünkü kadar derinleşmemişti. Finans basınından Fortune ve Forbes'teki yıl yıl utanmazca yayımlanan yılın zenginleri listesine baktığımızda dünyanın en zengin 100 insanının gelirinin dünyadaki bir buçuk milyar insanın gelirine denk düştüğünü görüyoruz.

Dünyadaki ekonomik kalkınma ile ilgili her yıl düzenli araştırmalar yapılır ve raporlar hazırlanır. Bu raporlarda Dünya Bankası, ABD'yi Birleşmiş Milletler de her iki kurumu destekleyerek, bir nevi paslaşarak, haksız ve korkunç sömürüyü haklıymış gibi gösterirler. Kültürel alanda ise kalkınma raporu ve gelişmelerin ölçümü yapılmaz. Çünkü elektroniğin böylesine geliştiği bir dönemde komunikasyonun baş döndürücülüğü ile insani ilişkilerin kökü kurutulmaya çalışılmaktadır. Artık bu gezegende insan değil tek tek yaşayan varlıklardan bahsedilebilir. Teknolojideki bu korkunç gelişme, tekellerin elinde olduğundan artık "insan"a ihtiyaç kalmamaktadır. Tekeller, insanlık adına her şeyi yazıp, gösterip düşüncelerini yönlendirebilme ve eleştirileri görmezden gelme hakkını elektronikteki tekelcilik sayesinde ellerine almış durumdalar. Bu bir anlamda tek parti sistemine benziyor. Model robot, insan tipleri yaratıp sadece müşteri fonksiyonu olan pasif seyircilerle ABD patentli serileri yaşamımıza sokarak, Kan Valium ve reklamdan oluşan bir kokteyli bize günlük süt olarak içiriyorlar.

 

ZORAKİ KÜLTÜR MONOPOLÜ NASIL İŞLİYOR?

Dünyanın en büyük paradokslarından biri, insana ihtiyaç duymayan bir gelişmeye giderken insana ihtiyaç duyulması. Çünkü tekellerin kar hırsı her şeyden daha önde gelir. Ama yine de bir yığın ayrıntıda ve satışta "müşteri"ye ihtiyaç vardır. İkinci çelişki ise zengin Kuzey'in Güney'i yok etmeye çalışmasına rağmen Güney'e ciddi bir şekilde ihtiyaç duyması. Medya burada da Kuzey empozeli rolünü iyi oynayarak Güney'i gelişmeleri kanıksamaya zorlayarak sömürü ve haksızlığın dolu dizgin devam etmesini ve Güney'in yeraltı ve yerüstü kaynakları ve ucuz işgücünü Kuzey'in hizmetine sunmasını kafalara sokuyor. Borçlanma, işsizlik gibi sorunları olan Güney insanlarının kendi sorunlarına çözüm arama olanaklarını ortadan kaldırmak için onların kafasını boş şeylerle doldurup şişirme görevi medyanın. Ama bu medyanın yayınlarındaki metacı yaklaşım, arabası olmayan insanın hiç olması ya da şu marka ayakkabısı olmayanın hiç olması türünden insanları objeleştiren bombardımanında. İşi gücü olmayan Güneyli'nin hiç(!)likten kurtulması için elinden tek gelen şeyin onu zorla alması. Yani hırsızlık ve soygunculuğun yaygınlaşması da kaçınılmaz oluyor ve burada kurban saldırgan olabildiği gibi tam tersi de olabiliyor. TV bu marka ayakkabın yoksa hiçsin dediğinde parasız Güneyli'nin o marka ayakkabısı olan TV yapımcısını öldürüp ayakkabılarını aldığında, kurban ve soyguncu kavramları birbirlerine karışabilir. Bilgisayar oyunlarına bakıldığında, o seni yok etmeden sen onu yok edi empoze eden tekeller, katilleri aslında kendileri yaratmıyor mu?

Dünya ekmeğin ve şarabın bu kadar eşitsiz dağıtıldığı bir dönemi hiç yaşamamıştı, haksızlığın cezasız bırakıldığı ve fakirliği kadermiş gibi gösterme pervasızlığını hiç bu kadar ciddi olarak görmemişti. Haksızlık kelimesi artık sözlüklerden silinir hale geldi. Fakirlik de öyle...

Ahlak kavramının anlamı da değiştirilerek, hırsızlığa başarılı insan, fakirliğe de başarısız yaratık anlamı verildi. Vietnam Savaşı'nın sorumlularından Robert McNamara geçenlerde bir kitap yazarak savaşın büyük bir yanılgı olduğunu açıklıyor. 3 milyon Vietnamlı ve 58 bin Amerikan askerinin öldüğü savaş bir yanılgı mı yoksa haksızlık mı?

 

CIA’NIN CİNAYETLERİ UNUTULUYOR

1965'te ABD kendi hazırladığı bir raporda savaşı kazanamayacaklarının kesin olduğunu bildiği halde onca insanı öldürüp doğayı kirletmek sadece yanılgı ile açıklanabilir mi?

Sistem öylesi bir işleyişe sahip ki bütün insanlık birkaç insan için ödüllendiriliyor. Cezalandırma da aynı şekilde. Herkes sadece birileri için. Hatta piyango ve loto gibi kumar çeşitlerine baktığımızda da milyonlarca insanın sadece birkaç kişiyi zengin etmek için oynadığını görürüz.

Haksızlık Kuzeyli'lerin sisteminin öteki adıdır. Örneğin McNamara'nın kitabını yayımladığı dönemde basında patlayan bir skandalda, Guatemalalı ve aynı zamanda CIA ajanı olan generalin iki Amerikan vatandaşını işkence ile öldürmesi bomba gibi patladı. Herkes bu işin üzerine gitti ama hiçkimse CIA'nın rolü üzerine tek kelime edip örgütün bir cinayet şebekesi olduğundan ve dünyanın her yerinde öldürdüğü ve öldürttüğü binlerce insanın bulunduğundan söz etmedi. Sanki hiçbir şey olmuyordu, olmamıştı.

Etkili parfüm, muhteşem traş bıçağı, harika arabaların gösterildiği TV'lerimizde bazen dünyanın çeşitli yerlerinden korkunç görüntüler de evlerimize konuk oluyor. Savaş, açlık, soğuk v.s. Bu görüntüler gelirken zavallı siyahlar, kuraklık, doğal felaket gibi açıklamalar yeterlidir. Hiçkimse sömürgecilikten Kuzey'in Güney'i kanına iliğine sömürdüğünden söz edemez, medya yazamaz; lanetli pis bir oyun dezenformasyon sürer gider.

Emperyalizmin yeni teknolojisiyle, medyasıyla insanlığa karşı sürdürdüğü savaş her ne kadar dengesiz ve haksız (güçler dengesi) ise ona karşı savaşmak da insanlık için o kadar önemli ve zorunludur...