Dış Politika23 Eylül 2004 00:00
Zor günler - Mahir Kaynak
ABD, sorununun terör olduğunu, bunun kendisini doğrudan tehdit ettiğini söylemekte ve tek amacının terör odaklarını kurutmak olduğunu iddia etmektedir. Hemen şu soruyu sormamız gerekir: İlahi bir güç bir anda tüm terör odaklarını ortadan kaldırsa ABD rahatlayacak mı?cialis forum cialis prodaja cialis bez receptaescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effects
Olağan üstü günlerde insan davranışları büyük ölçüde değişir. Açlık,en pis sayılan şeyleri yedirir, insanlar canlarını kurtarmak için başkasını siper olarak kullanabilir. Her şey bir anda değişir ve herkes adeta başka bir varlığa dönüşür.
Eğer böyle bir alt üst oluşun öncesindeysek normal zamanların kural ve alışkanlıklarıyla hareket edemeyiz. Kaosun yarattığı şartlarda içgüdüsel ve tepkisel davranışlar sergilemek, olayları yönlendirmek yerine suyun akıntısına kapılmak istemiyorsak zihnen ve maddi olarak hazırlıklı olmamız gerekir.
Dünyada hiçbir şey gizli değildir. Kapalı kapılar ardında alınan kararlar bir eyleme dönüşmüyorsa zaten bir anlamı yoktur. Onu bilmemekle bir şey kaybetmezsiniz. Ama uygulanıyorsa, bu uygulamaları değerlendirerek neyin amaçlandığını, bundan sonra hangi aşamaya geçileceğini tahmin edebilirsiniz. Sonuçlar, bunları yaratan sebep ve düşünceleri bulmanıza yeterlidir. Tek ihtiyacınız bilgi, deneyim ve akıldır.
Sonuçlara bakarak sebepleri ve bunların bizi nereye götüreceğini anlamaya çalışıyorum. Elimdeki verilerin yetersizliği ya da aklımın sınırları doğruları tam olarak bulamama izin vermeyebilir. Ancak herkes önündekilerle yetinmeyip geleceğe yönelik senaryolar hazırlamak zorundadır. Aksi halde açlıktan birbirinin cesedini yiyen kazazedelere dönüşebiliriz.
Dünyanın büyük bir dönüşüm sürecinde olduğunu düşünüyorum. Ekonomik şartlar ve teknolojideki gelişmeler yeni bir çağa işaret ediyor ve dünya bu dönüşüme uygun olarak yeniden şekillenecektir. Bu yeni yapı kendiliğinden, sistemin iç dinamiklerinin sonucu olarak oluşmayacaktır. Yenilik ihtiyacı kendini bir sorun olarak belli eder ve insanlar karşılaştıkları sorunu çözerken gerekli düzenlemeleri de yapmış olurlar.
Her değişim ihtiyacı ve sorunun karşılığı yoktur. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, açlık, yaygın hastalıklar çözümsüz kalabilir çünkü bu sorunlarla karşılaşanların çözüm getirecek gücü yoktur. Ama eğer bir büyük güç sorunla karşılaşırsa bu sorun hem çözülür hem de yeni bir yapının kurulmasıyla sonuçlanır.
Sorun ırk ve din mi?
ABD, sorununun terör olduğunu, bunun kendisini doğrudan tehdit ettiğini söylemekte ve tek amacının terör odaklarını kurutmak olduğunu iddia etmektedir. Hemen şu soruyu sormamız gerekir: İlahi bir güç bir anda tüm terör odaklarını ortadan kaldırsa ABD rahatlayacak mı? Dünya üzerinde İkinci Dünya Savaşından beri var olan ekonomik yapı sürdürülebilir mi? Diğer ülkelerin ABD’ne yaptığı kaynak transferleri devam etmeli mi veya edebilir mi? Bunun kesilmesinin ABD ekonomisine etkisi ne olur? ABD enerji kaynaklarının kontrolünden vazgeçebilir mi? Böyle bir durumda enerji güvenliğini sağlayabilir mi? Dünyadaki fosil yakıt rezervleri bitince mi yeni enerji kaynakları kullanılacak yoksa bunlar yerin altında dururken mi yenilerine geçilecek?
Bunlar tartışılmıyor. Sorunlar dini ve etnik kisvelere bürünmüş olarak sunuluyor. Biz ya din uğruna ya da etnik kimliğimiz aşkına savaşıyoruz. Savaşın sonunda şüphesiz bunların birileri kazanmış görünecek diğerleri yenilgisinin bedelini ödeyecek ama sonuç yeni bir yapının ortaya çıkması olacak.
Biz bir sarayın inşaatında çalışan kişiler gibiyiz. Her birimizin görevi ve konumu farklı. Kimimiz mühendis kimimiz işçiyiz ama bina bittikten sonra bununla hiçbir ilgimiz kalmayacak. Burada başkaları oturacak. Fazla ücret alanlar Boğaz kıyısındaki yalısında oturduğu için kendisini başarmış sayacak.
Hem güç hem de sınır
İnançlarımız bizim hem gücümüz hem de sınırımızdır. İnancımızı bilenler bizim hangi etkilere nasıl tepki vereceğimizi de bilirler. Bir soydaşımızı öldürüp bizi onu savunmak zorunda bırakabilir veya bir kutsalımıza saldırıp bizim tepkimizi beklerler. Bu nedenle en az korktukları kişiler inananlardır. Düşünenler sevilmez.
Şöyle bir manzara hayal ediyorum: Simge konumundaki kişilerden bazısı baş örtüsünü çıkarmış, Çankaya köşkünde tarikat liderleri, yüksek bürokratlar, her soydan insanlarımız ülkenin geleceğini tartışıyorlar. Hiçbiri ne dine ne de ırka atıfta bulunmuyor sadece somut meselelerin çözümü için uğraşıyorlar.Bunun fiilen gerçekleşmesi gerekmez. Zihninizde oluşturun yeter
Eğer böyle bir alt üst oluşun öncesindeysek normal zamanların kural ve alışkanlıklarıyla hareket edemeyiz. Kaosun yarattığı şartlarda içgüdüsel ve tepkisel davranışlar sergilemek, olayları yönlendirmek yerine suyun akıntısına kapılmak istemiyorsak zihnen ve maddi olarak hazırlıklı olmamız gerekir.
Dünyada hiçbir şey gizli değildir. Kapalı kapılar ardında alınan kararlar bir eyleme dönüşmüyorsa zaten bir anlamı yoktur. Onu bilmemekle bir şey kaybetmezsiniz. Ama uygulanıyorsa, bu uygulamaları değerlendirerek neyin amaçlandığını, bundan sonra hangi aşamaya geçileceğini tahmin edebilirsiniz. Sonuçlar, bunları yaratan sebep ve düşünceleri bulmanıza yeterlidir. Tek ihtiyacınız bilgi, deneyim ve akıldır.
Sonuçlara bakarak sebepleri ve bunların bizi nereye götüreceğini anlamaya çalışıyorum. Elimdeki verilerin yetersizliği ya da aklımın sınırları doğruları tam olarak bulamama izin vermeyebilir. Ancak herkes önündekilerle yetinmeyip geleceğe yönelik senaryolar hazırlamak zorundadır. Aksi halde açlıktan birbirinin cesedini yiyen kazazedelere dönüşebiliriz.
Dünyanın büyük bir dönüşüm sürecinde olduğunu düşünüyorum. Ekonomik şartlar ve teknolojideki gelişmeler yeni bir çağa işaret ediyor ve dünya bu dönüşüme uygun olarak yeniden şekillenecektir. Bu yeni yapı kendiliğinden, sistemin iç dinamiklerinin sonucu olarak oluşmayacaktır. Yenilik ihtiyacı kendini bir sorun olarak belli eder ve insanlar karşılaştıkları sorunu çözerken gerekli düzenlemeleri de yapmış olurlar.
Her değişim ihtiyacı ve sorunun karşılığı yoktur. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, açlık, yaygın hastalıklar çözümsüz kalabilir çünkü bu sorunlarla karşılaşanların çözüm getirecek gücü yoktur. Ama eğer bir büyük güç sorunla karşılaşırsa bu sorun hem çözülür hem de yeni bir yapının kurulmasıyla sonuçlanır.
Sorun ırk ve din mi?
ABD, sorununun terör olduğunu, bunun kendisini doğrudan tehdit ettiğini söylemekte ve tek amacının terör odaklarını kurutmak olduğunu iddia etmektedir. Hemen şu soruyu sormamız gerekir: İlahi bir güç bir anda tüm terör odaklarını ortadan kaldırsa ABD rahatlayacak mı? Dünya üzerinde İkinci Dünya Savaşından beri var olan ekonomik yapı sürdürülebilir mi? Diğer ülkelerin ABD’ne yaptığı kaynak transferleri devam etmeli mi veya edebilir mi? Bunun kesilmesinin ABD ekonomisine etkisi ne olur? ABD enerji kaynaklarının kontrolünden vazgeçebilir mi? Böyle bir durumda enerji güvenliğini sağlayabilir mi? Dünyadaki fosil yakıt rezervleri bitince mi yeni enerji kaynakları kullanılacak yoksa bunlar yerin altında dururken mi yenilerine geçilecek?
Bunlar tartışılmıyor. Sorunlar dini ve etnik kisvelere bürünmüş olarak sunuluyor. Biz ya din uğruna ya da etnik kimliğimiz aşkına savaşıyoruz. Savaşın sonunda şüphesiz bunların birileri kazanmış görünecek diğerleri yenilgisinin bedelini ödeyecek ama sonuç yeni bir yapının ortaya çıkması olacak.
Biz bir sarayın inşaatında çalışan kişiler gibiyiz. Her birimizin görevi ve konumu farklı. Kimimiz mühendis kimimiz işçiyiz ama bina bittikten sonra bununla hiçbir ilgimiz kalmayacak. Burada başkaları oturacak. Fazla ücret alanlar Boğaz kıyısındaki yalısında oturduğu için kendisini başarmış sayacak.
Hem güç hem de sınır
İnançlarımız bizim hem gücümüz hem de sınırımızdır. İnancımızı bilenler bizim hangi etkilere nasıl tepki vereceğimizi de bilirler. Bir soydaşımızı öldürüp bizi onu savunmak zorunda bırakabilir veya bir kutsalımıza saldırıp bizim tepkimizi beklerler. Bu nedenle en az korktukları kişiler inananlardır. Düşünenler sevilmez.
Şöyle bir manzara hayal ediyorum: Simge konumundaki kişilerden bazısı baş örtüsünü çıkarmış, Çankaya köşkünde tarikat liderleri, yüksek bürokratlar, her soydan insanlarımız ülkenin geleceğini tartışıyorlar. Hiçbiri ne dine ne de ırka atıfta bulunmuyor sadece somut meselelerin çözümü için uğraşıyorlar.Bunun fiilen gerçekleşmesi gerekmez. Zihninizde oluşturun yeter