Sadakatsizlik - Mahir Kaynak
Türkiye’nin AB üyesi olmak için yaptığı düzenlemeler boşuna mıydı? Hayır, onları ABD de istiyordu ama faturayı AB’ne ödettiler. Ülkede yeni bir söylem gelişti. İçerde ve dışarıda kim ne yapmak istiyorsa söze şöyle başlıyordu: ‘ AB’ne girmek üzere olan Türkiye’de şunlar yapılmalıdır’. Hiç kimse kendisi için bir şey talep etmiyordu. Kutsal ruh AB’nin gazabından korunmak için ona hediyeler vermek gerekiyordu. Hediyeleri aldılar ama kutsal ruha zırnık bile koklatmayacaklar. Bu arada ekonomi öyle bir dengede ki gücü olan birisi bir parça iteklese yuvarlanmak kaçınılmaz. Siyasi iktidar bu gücü elinde tutana sonuna kadar taviz vermek zorunda..cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmacieclaritin mazilo claritin tablete claritin maziloarcoxia 90 mg wikipedia speeddatingmixers.co.uk arcoxia cenacialis walgreen coupon cialis discount cialis couponcialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon
AKP iktidarının AB ile ilişkilerindeki yakınlaşma ve birliğe girişimizin olabilir hale gelmesinin bazı tepkiler yaratması kaçınılmazdı ve gözlenen durum zina konusundaki düzenleme değil Türkiye’nin dünya üzerindeki konumundan kaynaklanıyor. AB’nin Türkiye’ye diğer ülkelerden daha fazla şart koşması, üyelik konusundaki kararlılığımızı ve samimiyetimizi ölçmek amacını taşıyordu. AB açısından soru şöyle özetlenebilir: ‘Türkiye AB’nin bir parçası olmak istiyor mu? İstese bile bunu gerçekleştirebilecek kadar bağımsız davranması mümkün mü?’
Halkımızın AB’ne katılmak istediği doğruydu ama gerekçesi anlamsızdı. Daha iyi ekonomik şartlara kavuşmak, devlet baskısının hafiflemesi onun temel güdüsüydü. Olayı bir alış veriş gibi görüyordu ve bir şeyler kazanmak için AB’nin taleplerini karşılamanın bir bedel olduğu inancındaydı. AB’nin yeni bir dünya gücü oluşturmak ve bu amaçla siyasi ve ekonomik bir bütünleşme sağlamak istemesi onu hiç ilgilendirmiyordu. Daha etkili bir güç oluşturmak için bir bütünün içinde erimek bize tamamen yabancı bir kavramdı ve Türkiye’deki AB yandaşları, bilinçli bir biçimde, AB’ni sadece bir ekmek kapısı olarak gösterdiler ve onun yeni bir dünya projesi olduğunun üstünü örttüler. Türkiye, evlenmek istediği kadınla bir aile kurmak amacında olmayan, sadece çamaşırını yıkatmayı, yemeğini pişirtmeyi düşünen bir erkek konumundaydı. Gönlü de başka bir yerdeydi. Alman Dışişleri Bakanı Fischer ‘ ABD, kendi kız arkadaşını bizimle evlendirmek istiyor’ diyerek durumu özetlemişti. AB, halkımızın büyük çoğunluğunun AB’ne girmek istemesini önemsememekte haklıydı.
Medya ve aydınlar AB üyeliğinin dünya ölçeğinde güç kaymasına neden olabileceğini ve bu nedenle egemenlerin itiraz ve müdahaleleri olabileceğini kesinlikle kabul etmediler. Onlara göre bu siyasi bir proje değildi sadece bir medeniyet projesiydi. Batı bir bütündü ve bunun neresinde olursanız olun fark etmezdi. ABD, kendi nüfuz alanında gördüğü Avrupa’nın farklı bir güç olabileceğinin konuşulmasını bile istemiyordu. Türkiye’deki ABD yandaşları Batıdaki farklılaşma eğilimlerinden söz edenleri hayalcilikle suçladılar. Sonuç olarak Türkiye, bir yanı ABD diğer yanı AB olan bir zincirin orta halkası konumuna geldi. Zincir çekilmezse sorun yoktu ama biri çekmeye başlarsa kopuş orta halkada olacaktı ve kırılmış bir Türkiye bir tarafın kucağına düşecekti.
Halkın AB üyeliğinden yan olması anlamsızdı. Ya yönetenlerin bu konudaki tavrı nasıldı? Siyasi iktidara göre zina konusundaki düzenleme AB üyeliğinden daha önemliydi. Her iki taraf açısından da tartışılmaya bile değmez bir konu ansızın belirleyici hale gelmişti. Gerçekte Türkiye, AB ile bütünleşmesinin şekli olacağını ve bütünün parçası olmak niyetinde olmadığını ilan ediyordu. Egemenliğini kimse ile paylaşmak istemiyordu.
Tarikatların baskısı denen ve dinsel kökenli olduğu söylenen tavrın, iddia edildiği gibi, gericilikle hiçbir ilgisi yoktu. Her köşe başında içki içilen, kadınların göbeği açık gezdiği bir ülkede kimsenin farkına bile varmayacağı bir olayı, zinayı sorun yapmak abesti ama bunun sembolik bir anlamı vardı ve bu siyasilerce açıkça ilan edildi: ‘AB, bizim için olmazsa olmaz değildir.’
Türkiye’nin AB üyesi olmak için yaptığı düzenlemeler boşuna mıydı? Hayır, onları ABD de istiyordu ama faturayı AB’ne ödettiler. Ülkede yeni bir söylem gelişti. İçerde ve dışarıda kim ne yapmak istiyorsa söze şöyle başlıyordu: ‘ AB’ne girmek üzere olan Türkiye’de şunlar yapılmalıdır’. Hiç kimse kendisi için bir şey talep etmiyordu. Kutsal ruh AB’nin gazabından korunmak için ona hediyeler vermek gerekiyordu. Hediyeleri aldılar ama kutsal ruha zırnık bile koklatmayacaklar.
Bu arada ekonomi öyle bir dengede ki gücü olan birisi bir parça iteklese yuvarlanmak kaçınılmaz. Siyasi iktidar bu gücü elinde tutana sonuna kadar taviz vermek zorunda. En iyisi bu tavize dinsel bir elbise giydirmek ve egemenlik gösterisi yapmak. Türkiye bağımsız bir ülkedir ve halkın iradesi tek belirleyicidir demek.