Dış Politika14 Eylül 2004 00:00

Belirleyici Olmalıyız - Mahir Kaynak

Irak’taki direnişçiler bir ülke için değil, bir inanç veya etnik kimlik için savaşmaktadır. Şii direnişçiler, Sünni militanlar veya Kürt peşmergelerinden söz edilmektedir. Olayın dünya çapında yansımaları da aynı biçimdedir ve bütün çatışmalar adını bir dinden veya etnik kökenden almaktadır. cialis coupons printable link discount prescription drug carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialiscialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer couponmicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg

Bir mücadelede silahlı güçler önemli olmakla birlikte tek belirleyici değildir. Bu mücadelenin hangi düşünceye dayalı olarak yürütüleceğin tespiti en az askeri güç kadar önemlidir.

ABD’nin temelde siyasi, ekonomik ve stratejik ihtiyaçları nedeniyle yürüttüğü ve kendisi için hayati olan mücadelesinin görünür sebebi tamamen farklıdır. Bölgeye demokrasi getirmek ve terörizmi önlemek onun amacı olarak ilan edilmektedir. Bunun dışında kitleleri direnişe iten sebepler de siyasi kavramlarla ifade edilmemektedir. Din ve etnik temelli bir savaş yürütülmektedir.

Irak’taki direnişçiler bir ülke için değil, bir inanç veya etnik kimlik için savaşmaktadır. Şii direnişçiler, Sünni militanlar veya Kürt peşmergelerinden söz edilmektedir. Olayın dünya çapında yansımaları da aynı biçimdedir ve bütün çatışmalar adını bir dinden veya etnik kökenden almaktadır.

Geçmişte mücadeleler daha çok bir ideoloji veya ülke adına yapılırken bugün neden farklı bir gerekçe ortaya çıkmıştır? Bu, savaşı başlatanların bilinçli bir seçimi midir yoksa işin doğasından kaynaklanan bir durum mudur? Medeniyetler çatışması tezi, zaten var olan bir çatışmayı anlatmak için mi ileri sürülmüştür yoksa çatışmanın bu temelde olması istendiği içino böyle bir akım başlatılmıştır?

İnandığımız doğru mu?

İnanmamız istenen görüş şudur: Büyük güçler hiçbir çatışmanın tahrikçisi ve sebebi değildir. Onlar kendiliğinden ortaya çıkan, barış ve güvenliği tehdit eden oluşumları engellemeye çalışırlar. Terör, etnik başkaldırılar, dinsel kökenli oluşumlar bir projenin ürünü değildir. Bunlar bir hastalık gibidir ve sorumlular tedaviye çalışmaktadır.

Biz bu görüşe katılmıyoruz. Bütün çatışmalar dünyevi ve önemli ihtiyaçların bir ürünü olarak ortaya çıkar. Bugün ABD hiçbir ideolojik veya dini amacı olmayan ama kendisi için çok gerekli saydığı bir mücadeleyi yürütmektedir. Bir çok boyutunu atlayarak bu ihtiyacın bir parçasını şöyle ifade edebiliriz: Dünyada üretilen petrolün dörtte biri ABD’de tüketilmektedir ve bunun önemli bir bölümü ülke dışından sağlanmaktadır. Bunun herhangi bir sebeple kesilmesi ABD’ni ekonomik olarak çökertir. Enerji güvenliği hayati bir sorundur ve ABD bunu gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Terör bahanesiyle dünya ölçeğindeki askeri yapılanma bunun sonucudur ve askeri üsler terörle mücadelede herhangi bir anlam taşımaz. Mücadelenin dini ve etnik boyutta sürdürülmesi bilinçli bir seçimdir. Bölgedeki yaygın inancın İslam olması, buraya müdahale için, İslamcı bir tehdidin varlığını gerekli kılmıştır. Etnik farklılığın tahriki, dini temelde bütünleşmeyi engellemek için kullanılacaktır.

Irak’ta bu strateji denenmektedir ve ilk sonuçlar, yaygın kanaatin aksine, başarılıdır. Burada alınan sonuçlar daha sonraki operasyonlarda yol gösterici olacaktır.

Çatışma sürecek mi?

Çatışmanın devam etmemesi ve bir noktada uzlaşmaya varılması muhtemeldir ama bu anlaşma, beklendiği gibi, operasyon konusu olan ülkelerle olmayacaktır. Yani kimse Irak ve benzeri ülkelerle ve onların yöneticileriyle konuşmayacaktır bile. Rusya devlet başkanı Putin’in sözleri bir ipucu verebilir. Putin ülkesine yönelik terör saldırısından nükleer gücü olan bir ülkeyi sorumlu tuttuktan sonra ABD’nin terörden kaynaklanan acısını yüreğinde hissettiğini ve işbirliğine hazır olduğunu ifade eden sözler söyledi. Bu çelişkili görünen sözlerin anlamı şuydu: ‘Bu işi senin yaptığını biliyorum ve El-Kaideyi kullandığının farkındayım. Bununla dünya ölçeğinde mücadeleye hazır ve kararlıyım Ama istersen anlaşırız.’

Şüphesiz anlaşma sözde terörün engellenmesi konusunda olmayacaktı. Söz konusu olan dünyadaki nüfuz bölgelerinin yeniden belirlenmesi ve istikrarın sağlanmasıydı. Usta bir satranç oyuncusuna yakışır bir hamle yapmıştı, hiçbir bedel ödemeden çok şey talep ediyordu.

Türkiye her paylaşım sürecinin en önemli maddesini oluşturur. Abarttığımın düşünülmeyeceğini bilsem Almanya’dan bile önemli derim. Böyle bir paylaşımın etrafında dolaşmamız ve etkilenmememiz çok zor ama yapılacak şeyler var. İlk iş belirlenen çatışma modelinin bir parçası olmamak yani dini ve etnik bir iddiada bulunmamak ve sadece siyasi analizler yapmaktır. Bir pazarlığın konusu değil tarafı olmanın ilk şartı aynı dili konuşmaktır. Bazen bu bile yetmeyebilir.