Dış Politika11 Eylül 2004 00:00

Üç yıllık şoktan uyanma zamanı - İbrahim Karagül

11 Eylül saldırılarının üzerinden üç yıl geçti. Üç yıl içinde dünya, otuz yılda bile yaşanması zor gelişmelere sahne oldu, korku ve paranoyaya teslim edildi. Afganistan ve Irak işgal edildi. ABD'nin bu işgallere yönelik gerekçelerinin hepsi yalan çıktı. Buna rağmen Suriye, İran, Lübnan, Sudan, Suudi Arabistan gibi ülkelerin çözülmesine, Orta Afrika ve Ortadoğu, Kafkaslar'da istila, etnik çatışma, mezhep kavgalarına endeksli yeni senaryolar uygulanmaya başlandı. 11 Eylül saldırılarının niteliği bile hala bir sır. Soruşturmalar hala gizleniyor. Bu kadar büyük bir saldırı sonrası kim yakalanıp ceza aldı? cialis forum link cialis bez receptafusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnebuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus

Hepsi de küresel karakterli iç içe geçen birden fazla savaş başladı: "Yeni Haçlılar"ın İslam'la savaşı, İslam coğrafyasındaki yabancı güçlere karşı verilen bağımsızlık savaşları, terör üzerinden yürütülen küresel iktidar savaşı, ABD'nin küresel hegemonya ihtirasının doğurduğu çılgınlık, İsrail'in yeni Ortadoğu hayali, özgürlük mücadelesi verenlerle istihbarat örgütleri arasındaki boşlukta barınan kişi ve grupların başıboş hareketleri gibi...

Ne yazık ki, bu savaşların hepsi de "uluslararası terör" ve "terörizmle uluslararası mücadele" gibi son derece aldatıcı bir söyleme sıkıştırılmış halde ele alınıyor. Oysa ortada son derece karmaşık, bir çok tarafı olan, yeryüzünün büyük bölümünü cepheye dönüştüren bir dünya savaşı var ve bu savaş şiddetlenerek etki alanını genişletecek.

Üç yıl içinde Amerika'nın nasıl vahşet estirdiğini, iktidarı eline geçiren marjinal bir kadronun küresel güvenliği nasıl tehdit ettiğini, emperyal amaçları için ülkeleri nasıl işgal ettiğini, ırkçı söylemleri ve uygulamalarıyla insanlığa karşı nasıl bir savaş yürüttüğünü, bu gücün yönlendirdiği hukuksuzluğun, yağmacılığın, sınırsız şiddetin ve kaosun dünya için en büyük terör girişimi olduğu gerçeğini gördük.

Üç yıl içinde temel insan hakları ve bireysel özgürlükler yok edildi, özgürlük alanları daraltıldı, uluslararası hukuk rafa kaldırıldı, uluslararası kurumlar devre dışı bırakıldı, sivil toplum örgütleri baskı altına alındı, uluslararası sözleşmeler unutuldu, dünyanın her köşesinde insanlar gözaltına alınıp aylarca sorgusuz-sualsiz hapislerde tutuldu, hemen her Amerikan askeri üssü esir kampları haline geldi, katliamlar/toplu mezarlar dönemi başlatıldı, diktatörler güç kazandı, devlet terörü meşrulaştı, işkence ve tecavüzler bir savaş yöntemi haline getirildi, ABD ordusu katliam yapma hakkını elde etti, ABD, İngiltere ve İsrail'in ekonomik-siyasi ve askeri önceliklerine ters düşen ülkeler düşman ilan edildi. Her türlü muhalif söylem ve harekete şiddetle karşılık verildi. ABD dış politikası uluslararası hukuk normu haline geldi. İnsanlık, Guantanamo'dan sonra Ebu Gureyb utancıyla yüzleşti.

Yine üç yıldır usandırıcı ve ezberletilmiş resmi söylemlerle yönlendirilen bir terör tartışması izliyoruz. ABD, İngiltere ve İsrail çıkarlarına göre hareket etmeyen her ülke "terörle terbiye" ediliyor. Saldırı ve sabotajlara maruz kalıyor. İstila, yağma, katliam, hızla yayılan Anglo-Sakson ırkçılık, yeni sömürgecilik dalgası, kültürel soykırım bu terör tartışmasıyla kamufle ediliyor. Gerçeğin gizlenmesi için olağanüstü bir zihinsel kuşatma harekatı yürütülüyor.

Hangi terörizmden söz ediyoruz biz?

Artık uyanma zamanı. Üç yıllık şoktan kurtulmamız gerekiyor. Ortada çok yönlü bir savaş var ve hiçbir ülke bu savaşın dışında değil. Hristiyan-Yahudi ittifakından beslenen bir ırkçı hareket dünyayı fethetmeye çalışıyor. İslam'a düşmanlığını ve İslam coğrafyasını ele geçirme stratejisini gizlemiyor.

Küresel yağma çetesi, nereye gözünü dikse derhal karışıklıklar başlıyor. Suikastler, sabotajlar, katliamlar birbirini izliyor, etnik çatışmalar ve mezhep krizleri başlıyor. Irak'ta bir yandan bağımsızlık savaşı verilirken diğer yandan kadın ve çocuklar ABD savaş uçakları tarafından katlediliyor. Necef'te, Felluce'de, Telafer'de, Ramadi'de tam bir kıyım yaşanıyor.

İngiliz "Royal Institute of International Affairs"in son raporunda, işgal öncesi İsrail tezlerini doğrular biçimde, "Irak'ın üç parçaya bölünme ihtimalinin giderek gerçeklik kazandığı, bu ülkenin üç parçaya bölüneceği" belirtiliyor. Kuzey Irak'taki son katliamın bu projeyle hiç mi ilgisi yok?

Bush yönetimi, 2 Kasım seçimlerini kazanırsa "altı ülke"yi daha "Şer Ekseni"ne katacak. Bu ülkeler parçalanacak, saldırıya maruz bırakılacak, binlerce insan daha ölecek, Müslümanların her şeyi yağmalanacak. Sudan petrolünü Çinliler işletiyor diye bu ülkeyi hedef listesine koydular. Hazar çevresini kana bulayacak bir senaryo uyguluyorlar. Kafkaslar'da çıkacak etnik savaşın boyutlarını kim kestirebilir?

Filistin trajedisini bize unutturdular. Füzelerle parçalanan ceset resimlerini görünce bile hiçbir şey hissetmez hale geldik. Bütün bunlara karşı çıkanlar terör kapsamına alınıyor. Hangi terörizmden söz ediyoruz biz? Terörün kaynağı, terörizmle mücadele ettiklerini söyleyen güçler değil mi?

Ama umut verici gelişmeler de var. Dünya artık ABD ve İsrail'in terör palavrasını ciddiye almıyor. Dünya devlet terörizmini, küresel hegemonya mücadelesi yürüten güçlerin kanlı senaryolarını konuşmaya başladı. Bu tehdide dikkat çekenlerin sayısı arttı. İnsanlık korkunç bir komplo ile karşı karşıya olduğunu anlıyor ve terörün kaynağının hangi güçler olduğuna ilişkin ortak kanaat güç kazanıyor.

Üç yılda dünyayı kaosa sürükleyeler, yakında Türkiye'yi de içine alacak yeni senaryolar uygulayıp bir çok ülkeyi savaş alanına çevirecek. Ama artık karşılarında koca bir dünya var. Başaramayacaklar...