Dış Politika9 Eylül 2004 00:00

Yeni düşman - Özcan Yeniçeri

Milletlerin bağımsızlık ve özgürlüğünden sorumlu olanlar; düşmanın maksatlarını saklamak için kullandığı maske ve stratejileri süratle çözümleyebilme yeteneğine sahip mekanizmaları kurmalıdırlar. Bu mekanizmaların yapacakları analizler ne denli isabetli olursa düşmanın Tuna’yı atlamadan durdurulması o denli mümkün olur.cialis forum cialis bez recepta cialis bez recepta

Milletlerin büyüklüğü düşmanlarının büyüklüğüyle ölçülür. Büyük milletlerin düşmanları da büyüktür. Tarihte milletlerin düşmansız kaldığı anlar çoğu zaman çöküş sürecine girdiği anlar olmaktadır. İmparatorluklar sanıldığının aksine düşmanlarının güçlü ya da onların faaliyetleri yüzünden değil, kendilerinin güçsüz üretimsiz, faaliyetsiz olmaları yüzünden yıkılmışlardır. Düşmanının farkında olan milletler onun yapması muhtemel kötülüklerinden kendilerini korumak için var gücüyle çalışmak zorunluluğunu duyarlar. Düşmanın faaliyetleri toplumları milli varlıklarını dikkatli kullanmaya ve milli uyanıklıklarını en üst seviyede tutmaya zorlar. “Su uyur düşman uyumaz” bilincinde olan bir milletin, gaflet ve dalalet için gark olmasını kimse beklememelidir. Düşmanlarının zeki, çalışkan ve üretken olduğunun farkında olanlar kendilerini en az onlar kadar nitelikli kılmak zorunda olduğunu hissederler. Bu nedenledir ki Schıller, “Dostu severim; ama düşmanı da. Dost gücümü, düşman ödevimi gösterir” der. Demek ki düşman ve düşmanlık bir halkın neler yapması gerektiğini ortaya koyan önemli bir faktördür.
Düşmanın, düşmanlık yani kötülük yapması, doğasının gereğidir. İnsanlar, geleneksel düşmanlarının dost görünmeye ya da iyilik yapar görünmeğe başladıklarında geleceklerinden kuşku duymaya başlamaları yararlı olur. Düşmanı durup dururken uysal davranmaya ya da dost görünmeye iten neden nedir? Sorusunun cevabı mutlaka bulunmalıdır. Asabiye şuuruna sahip milletler düşmanlarının bırakın eylemlerini, hayallerine dahi müdahale edici basireti gösterirler. Milletlerin bağımsızlık ve özgürlüğünden sorumlu olanlar; düşmanın maksatlarını saklamak için kullandığı maske ve stratejileri süratle çözümleyebilme yeteneğine sahip mekanizmaları kurmalıdırlar. Bu mekanizmaların yapacakları analizler ne denli isabetli olursa düşmanın Tuna’yı atlamadan durdurulması o denli mümkün olur. Düşmanın emellerini gerçekleştirmek için kullandığı yöntem ve stratejiler ne kadar hızlı çözümlenirse tehdidi bertaraf etmekte o denli kolay olur. Düşmanın dost, dostun düşman gibi davranması durumunda karar vericilere büyük işler düşer. Bu durumlarda konjonktür, şartlar, ortamlar ve durumların tepeden tırnağa gözden geçirilmesi gerekir. Görünümü dostça olan davranışların uzun vadede hangi düşmanca emele hizmet ettiğinin bu anlamda iyice irdelenmesi gerekir.
Bir de görünüşü düşmanca olan dostlar vardır. Gerçekte dost olan bir güç kullandığı yöntem, esas aldığı yaklaşım biçimi ve uyguladığı strateji kendisinin düşman olarak algılanmasına neden olabilir. Hatta çıkarları benzer olanların birlikteliğinden rahatsızlık duyan odaklar sanal yanılgılar üreterek dostu düşman, düşmanı dost olarak gösterebilirler. Bu tür sanal yanılgılardan korunmak için toplumların, stratejik düşünme melekelerini geliştirmeleri gerekmektedir. Meydana gelen olguları dün, bugün ve yarın sarmalı içinde ve uzun vadeli düşünerek anlamaya çalışmak lazımdır. Bu anlamda milli varlıkları düşman çıkarlarının aracı olmaktan büyük ölçüde milli filtreler kullanılarak önlenebilir. Ancak böyle davranarak yabancı emellerin ürettiği ya da yönlendirdiği bilgilerden korunmak mümkün olabilir.
Düşman ve düşmanlıktan bahsederken Annıbal’ın söylediklerini de göz ardı etmemek gerekir. O, şöyle bir uyarı yapmaktadır: “Dikkat... en tehlikeli düşman, kalenin içindekidir. Zira, dışarıdaki düşmanı başarıya götürecek ortamı içerideki hazırlar, bu sebeple ilk hedef içerdeki düşmanı bertaraf etmek olmalıdır”. En tehlikeli düşmanın iç düşman olduğu doğrudur. Zira iç düşman, kendisini sureti haktan değerlerle techiz ettiğinden onun düşmanlığı dolaylıdır, onun içinde her defasında hedef olmaktan rahatça kurtulabilir. Bir yerde bakarsınız demokrasi savunucusudur, bir diğer yerde insan hakları mücadelesi veren kahraman (!) bir başka yerde de barış ve kardeşlik ilkelerinden dem vuran bir demegok olarak karşınıza çıkabilir. Onu fark etmek ve fehmeylemek sanıldığı kadar kolay değildir (?).
Düşmanın ya da düşmanlığın en kötüsü kendileriyle kader birliği ya da ittifak yapılmış olanların yaptığı kötülüklerdir. Kişiler ya da toplumlar genellikle ittifak yaptıkları unsurların ya da güven besledikleri kuruluşların yaptıkları ya da yapacaklarına karşı tedbirsiz, hazırlıksız ve donanımsız halde bulunurlar. Hazırlıksız olunan an ise yenilgiye en uygun olan zamandır. Türk toplumunda dostun gülünün düşmanın silahından daha tesirli olduğunu da bu anlamda unutmamak gerekir. O bakımdan düşmana karşı alınan tedbirler kadar olmasa da dostlara karşı da benzer ihtiyat tedbirleri alınması gerekir. Güvenmek iyidir ama ihtiyatlı olmak iki defa daha iyidir. Dost ya da düşman ayrımı yapmadan milletler kendi kaderlerini asla başkalarının iki dudağı arasına yerleştirmemelidirler. İstiklal ve özgürlük; ne ihale edilmeye ve ne de ihmale gelir!
İnsanların ya da milletlerin en mutsuzu düşmanlarını yanlış seçenler arasından çıkar. Dostun düşman, düşmanını dost olarak seçildiği yerde yenilgi için başka hata yapmaya gerek yoktur! Ne dersiniz, başta ABD olmak üzere bir takım dost güçlerin dostluğunu ya da düşmanlığını bir de bu zaviyeden değerlendirmek isabetli olmaz mı?

Yeniçağ