Ekonomi7 Temmuz 2005 00:00

Cari Açık 18 Milyar Dolar - Selim Somçağ

Mayıs ayı cari işlemler açığı 2.4 milyar dolar olarak açıklandı.   Geçen yılın Mayıs ayına göre % 78’lik ya da 1 milyar dolarlık bir artış söz konusu.   Buna bağlı olarak Türkiye’nin 12 aylık cari açığı da 17 milyar dolardan 18.1 milyar dolara yükseldi.   Böylece cari açıkta yeni bir Türkiye rekoru daha kırılmış oldu.   2005 millî gelirini hükümetin hedeflediği gibi 315 milyar dolar kabul edersek 12 aylık cari açığın GSMH’ya oranı da % 5.4’ten % 5.8’e yükseldi.   Bu da yeni bir rekor.symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena

Cari açığın bir yandan işsizlik,  kapanan fabrikalar,  kâr edemeyen işletmeler,  yani üretim ve katma değer kaybı,  diğer yandan da gittikçe artan dış borçlar anlamına geldiğini defalarca yazdığım için bunları tekrarlamayacağım  (Bu konuda bkz. “Cari Açık 17 Milyar Dolar”).   Malûm,  Özal’dan itibaren uygulanan politikalarla Türk bankacılık sektörü gerçek bankacılık faaliyetleri yerine devletin tefeciliğine yönlendirilmiş,  sırf bankalar daha çok Hazine bonosu satın alabilsin de hükümetler borç parayla daha çok seçim harcaması yapabilsin diye bankacılığın her türlü finans oyunlarına girişmesine göz yumulmuş,  ticarî itibarı ve güvenilirliği sıfırın altında olan şahıslara bankacılık lisansı verilmiş ve bugünlere gelinmiş.   Bütün bunlar olurken sıcak para,  yani uluslararası finansal sermaye sistemin çarklarının dönmesi için vazgeçilmez unsur haline gelmiş,   fakat bu para da çok kaypak ve nazlı olduğundan Türkiye’nin döviz kuru dengesi çok kırılgan,  krizlere açık bir yapıya bürünmüş.   Yine Özal’ın IMF-Dünya Bankası patentli bir kararıyla döviz hesapları yasal hale geldiği için bir kriz anında vatandaşların tasarruflarını TL’den dövize kaydırmak istemeleri sistemin korkulu rüyası haline gelmiş.   Dolayısıyla,  vatandaşları bu tür “tehlikeli” davranış biçimlerinden korumak da sistemin bir ihtiyacı olmuş.

İşte bu ihtiyaç “televoleci ekonomist” denen medya yaratığını üretti.   Bir ayağı medyada,  bir ayağı finansta olan bazı sermaye grupları ağzı lâf yapan ve daima olumlu konuşan birtakım iktisatçılara televizyon ekranlarında ve gazete köşelerinde sürekli yer vererek bunlar aracılığıyla kamuoyunu yönlendirmeye giriştiler.   Doğal olarak herkes asgarî  bir iktisat bilgisine bile sahip olamayacağı için, bu kadar geniş kapsamlı bir medya kampanyası belli ölçüde etkili oluyor;  vatandaşlar zaman zaman bizim söylediklerimizle televolecilerin söyledikleri arasında tereddütte kalabiliyor.   Vatandaşın tereddütlerini biraz olsun gidermek için televolecilerin kim oldukları konusunda bazı bilgiler vermekte fayda var:

1. Türkiye’yi Şubat 2001 devalüasyonuna götüren IMF programının parametreleri 1999 Aralığında açıklandığında öngörülen kur çapasıyla enflasyonun 70’ten 25’e değil,  ancak 40 civarına gerileyebileceğini,  bunun da bir şok devalüasyona yol açacağını söyledim.   O zaman yayında olan TV 9’da bu görüşümü kamuoyuna duyurdum.   Televoleciler ise “Bu programla Türkiye kurtuldu” diye bayram ediyorlardı.

2. IMF’nin 2000 yılı cari açık beklentisi 3.5 milyar dolardı.   Ben cari açığın yıl sonunda 10 milyar dolara ulaşacağını Mayıs 2000’de söyledim.   Nitekim aynen öyle oldu.   Şubat devalüasyonu olduğunda bile televolecilerin hiçbiri cari açığın 10 milyar dolara yükselebileceğini kabul etmiyordu.

3. 2000 Kasım krizinden sonra ekonomiyi bir krizin beklediği,  bunun da sermaye kaçışıyla,  dolayısıyla devalüasyonla başlayacağı artık belliydi.   Konunun hassasiyetine rağmen Şubat ayının ilk günlerinde CNN Türk’te yaklaşan devalüasyon tehlikesinden söz ettim.   Televoleciler ise 21 Şubat gecesi devalüasyon yapılana kadar “Kesinlikle devalüasyon olmaz” demeyi sürdürdüler.   Bunu budalalıklarından mı,  yoksa cinliklerinden mi yaptıklarını bilemem (İçlerinde en yüzsüz olanı bir yurttaşın “Neden devalüasyon olacağını anlayıp bizi uyarmadınız?” sorusuna “Ben devalüasyon olacak deyip de kriz çıkartacak kadar aptal mıyım?” diye kendini savunmuştu da);  ama güvenilmez oldukları kesindir.

4. Bunlardan başka bir tanesi yine kriz sonrasında kendisini krizi öngörememekle itham eden bir yurttaşa “Ben hâlâ kriz olmamalıydı diyorum” cevabını vererek bilimsel mantıkta çığır açmıştır.   Bunların işine gelmezse olmuş olayları bile olmamış kabul etmek zorundayız.   Aynı şahıs kriz döneminde Sabah gazetesindeki bir yazısında “Bankalarda 100 milyar dolarlık döviz mevduatı varken Türkiye’de  nasıl döviz krizi olabiliyor,  anlamıyorum.” diye yazmıştı.  Hazretin ilmi o kadar derindi ki,  bankaları emanetçi kasası zannediyor,   vatandaşın bankalara yatırdığı milyarlarca dolarlık dövizin bankaların bodrum katlarındaki kasalarda istiflendiğini düşünüyordu!   İnanmayan Sabah gazetesinin arşivlerine bakabilir.   Bu adamların iktisat profesörü olabildiği bir akademik sisteme de gülsek mi,  ağlasak mı?

5. Kriz sonrası IMF’nin ikinci tur programında Merkez Bankasının kura müdahale etmeyeceği,  kurun “dalgalanmaya” bırakılacağı,  bu sayede artık ödemeler dengesi krizi olmayacağı açıklandı.   Televoleciler derhal bu formüle sarılarak gece gündüz bunu satmaya başladılar.   Ben küçük bir ayrıntıya dikkat çektim:  Döviz arz-talebinin cari işlemleri dengeye getirmesi mantığı sermaye hareketlerinin serbest olmaması halinde geçerlidir.   Bir ülkeye mal ve hizmet hareketlerinden bağımsız sermaye giriş çıkışı olabiliyorsa ve sıcak paranın değerlenme şartları mevcutsa (yani sıcak para dolar bazında Batı ülkelerine göre daha yüksek faiz elde edebiliyorsa),  dış açık büyüse de döviz kuru çok uzun süre yükselmeyebilir.   Bu arada da ülkenin cari açığı tehlikeli boyutlara yükselir.    Nitekim Şubat 2002’de Türkiye’ye IMF’den 10 milyar dolarlık ek kredinin gelmesi ve bu paranın Merkez Bankasınca piyasaya sürülmesinden sonra döviz kurları gerilemeye,  cari açık büyümeye başladı.   Ben Haziran 2003’te kamuoyunu cari açık tehlikesi  uyarmaya başladığımda 12 aylık cari açık 5 milyar dolardı.   Televoleciler ise 2004 sonbaharına,  yani cari açık 13-14 milyara ulaşana kadar “Dalgalı kurda cari açık olmaz” sloganıyla bu gerçeğe gözlerini kapadılar.    Yine bu yıl başında artık tüketim malı ithalatının durduğunu,  dolayısıyla cari açıktaki artışın da duracağını söylediler;  o da yanlış çıktı:   2004 sonunda 15 milyar dolar olan cari açık beş ayda 18 milyara yükseldi.

Bütün bunları neden yazdım?   Çünkü adamlarda yalan bitmiyor.   Şimdi de “Dünya ekonomisi değişti.   Artık cari açığın bir önemi kalmadı.   Cari açık bir kriz sebebi olmaktan çıktı.” demeye başlamışlar;  bazı vatandaşlar da “Acaba doğru mu?” diye bunları bana soruyorlar.    Ben de diyorum ki;  işte yukarıda son beş yıldır benim ne dediğimi de,  televolecilerin ne dediğini de okudunuz.   Kime güveneceğinize de artık kendiniz karar verin