Dış Ticaret Açığı 38 Milyar Dolar - Selim Somçağ
Dün Mayıs ayı dış ticaret açığı 4.1 milyar dolar olarak açıklandı. Geçen yılın Mayısında dış ticaret açığı 2.8 milyar dolar olmuştu. Artış oranı % 44, ya da 1.3 milyar dolar. Bu rakamla Türkiye’nin 12 aylık dış ticaret açığı 36 milyar dolardan 38 milyara yükselerek yeni bir rekor kırdı.2002 Şubatında IMF’den 10 milyar dolarlık ek kredi gelince Türkiye’den sermaye kaçışı durdu, Türk Lirası değerlenmeye başladı. Biz derhal uyardık; “Merkez Bankası döviz kurlarına müdahale etmeli, yoksa dış ticaret açığı yine büyür, ekonomi yeni krizlere yelken açar” dedik. Zamanın iç ve dış yetkililer korosu ve onların dümen suyundan gitmeyi iktisatçılık zanneden piyasadaki meslektaşlarımız ise “Merak etmeyin! Dalgalı kur uygulamasında dış ticaret açığı, dolayısıyla cari açık artmaya başlayınca döviz kuru kendi kendine artıp dış dengeyi sağlayacaktır.” dediler. discount drug coupons click free discount prescription carddiscount drug coupons site printable coupons for cialisfusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenabuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
Kendilerine anlatmaya çalıştık ki, döviz arz-talebine dayanan bu mantık sermaye hareketlerinin serbest olmadığı, özel sektörün doğrudan dış borçlanma yapamadığı durumlarda, yani Türkiye için 1989 öncesinde geçerlidir. 1990’lardan itibaren spekülatif sıcak paranın başlıca oyun alanlarından biri haline gelmiş olan bir Türkiye için geçerli değildir. Bir ülkeye mal ve hizmet hareketlerinden bağımsız sermaye giriş çıkışı olabiliyorsa ve sıcak paranın değerlenme şartları mevcutsa (yani sıcak para dolar bazında Batı ülkelerine göre daha yüksek faiz elde edebiliyorsa), dış açık büyüse de döviz kuru çok uzun süre yükselmeyebilir. Bu arada da ülkenin dış ticaret açığı tehlikeli boyutlara yükselir. Bu da kapanan fabrikalar, artan işsizlik ve giderek artan dış borç demektir.
Ayrıca bu söylediklerimizin ortaya yeni atılan bir teori ya da yeni bir icat olmayıp, her iktisat bölümünün üçüncü sınıfında okutulan bütün uluslararası ticaret kitaplarında yer alan standart bir bilgi olduğunu hatırlatmayı da ihmal etmedik. Fakat Türkiye medya propagandası, IMFcileştirilmiş üst bürokrasi ve acze düşmüş hükümetin elinde öylesine bir akıl tutulmasına sürüklenmişti ki, bu çok basit ve temel iktisat bilgisini yetkililere de, yetkisizlere de duyurmak mümkün olmadı. 2002’den ta 2004’ün ortalarına kadar hem IMF, hem ekonomi bürokrasisi, hem de onların her dediğine iman etmeyi seven piyasadaki meslektaşlarımız “Merak etmeyin, dalgalı kurda cari açık olmaz” diye fetva vermeye devam ettiler.
Peki ne mi oldu? Cari açığın ana kitlesini oluşturan dış ticaret rakamları ne olduğunu anlatıyor: Türkiye’nin 12 aylık dış ticaret açığı Şubat 2002’de 9 milyar dolardı; Şubat 2003’te 17 milyar dolar, Şubat 2004’te 24 milyar dolar, Aralık 2004’te 35 milyar dolar ve nihayet Mayıs 2005’te 38 milyar dolar oldu! Şubat 2002’de 4 milyar dolar fazla veren cari dengenin de buna paralel olarak Nisan 2005 sonu itibarıyla 18 milyar dolar açığa döndüğünü belirtmeye gerek yok.
Artık IMF’nin emir ve talimatı uyarınca her gün “Dalgalı kurda cari açık olmaz” diye fetva verenlerin sesi çıkmaz oldu. Oldu ama bu süre içinde cari açık yüzünden Türkiye’nin dış borç stoku 120 milyar dolardan 162 milyar dolara yükseldi, Türkiye ithal mal cenneti oldu, Türk ihracatçısı dış piyasada aşırı değerli TL (yani aşırı düşük döviz kuru) sebebiyle rekabet edemediğinden işçi ücretleri yerlerde sürünmeye başladı, sanayi üretimi artarken işsizlik de arttı, bunlara bağlı olarak esnaf da siftahsız kepenk kapatmaya başladı. Peki Türkiye’yi bu bataklığa sürükleyen akıl hocalarına ne oldu? Baş akıl hocası IMF, hâlâ Türk ekonomisini tam yetkili olarak yönetmeye devam ediyor. IMF özel temsilcisi Kemal Derviş ekonominin ve 57. hükümetin altına dinamit lokumlarını yerleştirdikten sonra günü geldiğinde sahaya sürülmek üzere UNDP’nin başına park edildi. Onların hainane ve gafilane planlarına âlet olan üst düzey bürokratlardan bazıları ise büyük bir pişkinlikle hâlâ görev başında. Belki inanmayacaksınız ama, emekli olan bazıları da gazetelerde yazı yazarak cari açık konusunda kamuoyunu uyarıyor, kendileri görev başındayken kulak tıkadıkları uyarılarımızı satarak kamuoyunda prim toplamaya çalışıyor. Bir ülkede suyu getiren dayak yerken testiyi kıran iltifat görürse orada kolay kolay sabah olmaz.