Ekonomi30 Haziran 2005 00:00

IMF nin yasalaşmazsa para yok dediği Bankacılık Yasa Tasarısı Komisyonda kabul edildi

IMF’nin  Bankacılık ve Sosyal Güvenlik tasarıları haziran sonuna kadar yasalaşmazsa 812 milyon dolarlık kredi dilimini serbest bırakmayız diye şantaj yaptığı Bankacılık Yasa Tasarısı, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edildi. Gece boyunca çalışmalarını sürdüren komisyonda, daha önce Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı’nda yer alan bankaların munzam sandıklarının tasfiyesiyle ilgili düzenleme de Bankacılık Tasarısı’na eklendi. Bu düzenleme Yapı Kredi Bankası’nın Koç-Unicredito ortaklığına devri yolunda da önem taşıyor. IMF’nin geçmesi için şantaj yaptığı Bankacılık yasası ile Şubat 2001 krizi sonrasında yabancıların kontrolünün iyice arttığı iç borç mekanizması ve para piyasalarından milli bankaların tasfiyesinin daha da hızlanacağı ileri sürüldü.sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilomicardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mg

Bu konu ile ilgili olarak Mehmet Bedri Gültekin şu açıklamayı yaptı:

 

Türkiye’nin bankacılık sistemi, hazırlanmakta olan yeni yasayla yabancıların hakimiyetine devrediliyor.
• IMF, ‘Bankacılık Yasası’nın, dış yardımın ön koşulu olduğunu’ söyleyerek TBMM’den yasa satın alıyor.
• Finans sektöründe hakimiyeti ele geçiren yabancı sermaye, artık ekonomide hangi sektörün öne çıkartılacağına, hangi sektörün tasfiye edileceğine karar verecek hale geliyor.
• Şu anda bile iç borç mekanizması ve para piyasaları yabancı bankaların denetimine geçmiş durumda. Bu gelişme, Türkiye’nin milli politika oluşturmasını engelliyor.
• En büyük kamu bankaları, daha bugünden bankacılık faaliyetlerinin dışına itilmiş, görevleri özelleştirmeye hazırlanmak olarak belirlenmiş bulunuyor.
• Bankalar Birliği Başkanı Ersin Özince ve Türk Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren, finans piyasasında kamunun tasfiye edildiğine ve bankaların yabancı sermayenin eline geçtiğine dikkat çekiyorlar.

 

YENİ MİSYON: ÖZELLEŞTİRMEYE HAZIRLANMAK!

IMF’ye verilen sözler doğrultusunda, kamu bankalarımız Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Vakıflar Bankası devre dışı bırakıldı. Bu bankaların ana işlevi, kredi vermek veya bankacılık işlemleri yapmak değil. Hükümet, bunların işlevini, tamamen “özelleştirmeye hazırlanmak” biçiminde değiştirmiş bulunuyor.

Kamuoyu ise bugüne kadar, kamu bankacılığının ekonomiye yük olduğu görüşüne ikna edilmeye çalışıldı. Oysa bankacılık uzmanları gerçeğin sunulmaya çalışılanın tam tersi olduğu görüşündedirler. Bankalar Birliği Başkanı ve İş Bankası Genel Müdürü Ersin Özince, 7 Haziran'da Hazine Müsteşarlığı Mensupları Vakfı, İstanbul Mülkiyeliler Vakfı tarafından düzenlenen “Kamu Bankalarının Dünü, Bugünü, Yarını, Konumu” panelinde bankacılık alanında kamunun sorumluluğunun bittiği tezini eleştirdi.

Hükümet, bu 3 kamu bankasını 2005 yılında özelleştireceğini ilan etmişti. Bu büyüklükteki bankaları alacak yerli sermaye yok. Dolayısıyla, özelleştirme bir kez daha yabacılaştırma olacaktır.

AĞIRLIK YABANCILARA GEÇİYOR

Türk Milli Bankacılığının çökertilmesi süreci, Demirbank’ın finansal ayak oyunlarını takiben el konulup yok pahasına HSBC’ye teslimi ile başladı. Kriz döneminde Sitebank’ın Nova Bank’a ve Koçbank’ın UniCredito’ya satılması ile süreç hızlandı.

Son günlerde el değiştiren özel bankalarla, henüz pazarlığı devam eden diğer bankalar da yabancılara satılmış veya satılmak üzere. Dışbank, TEB, Yapı Kredi çoktan yabancı sermayeye ve bu oyunun yerli aktörlerine teslim edildi. Denizbank, Finansbank ve Garanti Bankası için satış görüşmeleri sürdürülüyor.

Satılan sadece bankalar değil, bu bankaların kredi verdiği reel sektör kuruluşlarının kaderi de yabancı sermayeli bankalara geçiyor. Finans sektöründe hakimiyeti ele geçiren yabancı sermaye, artık ekonomide hangi sektörün öne çıkartılacağına, hangi sektörün tasfiye edileceğine karar verecek hale geliyor. Kısacası Türk ekonomisi tamamen yabancıların kontrolüne geçiyor.

MİLLİ SERMAYEYİ KORKUTMA YASASI

AKP hükümetinin Meclis'e sunduğu tasarı, milli sermayeyi finans sektöründen tasfiye etmek amacıyla hazırlanmış. Tasarı'yla milli sermaye, sistemin dışına çıkması için adeta uyarılıyor. Geçmiş krizlerde fona devrolan bankalardaki istismarlar malzeme olarak kullanılıp milli bankacılık tasfiye edilmeye çalışılıyor. Bunun için çok özel bir düzenleme var. Tasarı'da bankaların ibra süresi geçmişe dönük olarak 5 yıla çıkarılıyor.

Yürürlükteki Bankacılık Yasası'nda, bankaların, genel kurul kararı ile yapılan ibralarının kaldırılmasında normal süre 2 yıl idi. Bu değişiklik yabancıları değil milli bankacıları hedef alıyor.

Örneğin Yapı Kredi Bankasında 5 yıl önceki genel kurulda ibra edilmiş yönetimin işlemleri yeniden yargıya konu olabilecek. BDDK veya bankanın yeni sahipleri isterse geçmişe doğru 5 yılın ibrasını kaldırabilecek. Batan bankalardan olumsuz olanlar, zaten Fona geçince ibra edilmedi. Geriye kalanlar, YKB, Pamukbank, Demirbank ve faaliyeti devam eden diğer bankalar. Yabancılar, istediği bankayı alamayınca, milli bankalar için bu tür mekanizmaları devreye sokabilecek. İş Bankası gibi mili bankacılığı sürdüren bankalar da bu tehditle susturulup, bertaraf edilebilecek.

ELİNİ VERİRSEN KOLUNU KAPTIRIYORSUN

IMF operasyonuyla, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya gibi ülkeler benzer süreçlerden geçirildiler. Başlangıçta, "bankacılık sektörünün sadece yüzde 20’si yabancı bankalara açılacak" masalları onlara da anlatıldı. Yabancı bankaların bu ülkelerdeki hakimiyeti, toplam bankacılık sektörünün Çek Cumhuriyeti’nde yüzde 80, Macaristan’da yüzde 70, Polonya’da ise yüzde 60’ına ulaştı. Gelişmiş Avrupa ülkeleri, enerji ve bankacılık sektörlerindeki yabancı paylarını sınırlarken, Türkiye’ye sömürge olmak dayatılmaktadır.

İÇ BORÇ PİYASASI YABANCILARIN DENETİMİNDE

Şu anda bile iç borç mekanizması ve para piyasaları yabancı bankaların denetimine geçmiş durumda. Bu gelişme, Türkiye’nin milli politika oluşturmasını engelliyor.

2001 krizinden önce, iç borç piyasası milli bankaların kontrolündeydi ve yabancı bankalar belirleyici olamıyordu. Piyasanın işlem hacmi ve derinliği çok artmıştı. Gün içerisinde katrilyonlarca liralık işlemler yapılıyor ve bunu piyasa yapıcı yerli bankalar gerçekleştiriyordu.

Kemal Derviş'i getirmenin zeminini yaratmak için akıl almaz bir likidite krizi çıkartıldı. Üstelik, Merkez Bankası bu krizi bilerek körükledi. Kemal Derviş, uygulamalarıyla krizi derinleştirdi. Devam eden süreçte; iç borç piyasası yabancı bankaların denetimine geçti. Batı için olumsuz bir siyasi gelişme veya AB'nin hoşuna gitmeyecek bir karar alınırsa, faizlerin anında yükseleceği tehditleri açıkça savrulur oldu. Böylece Türkiye, ekonomik olarak çok zayıf, kırılgan ve dışa muhtaç hale getirildi. Türkiye’nin “Kırmızı Çizgileri” bu ekonomik düzenleme sonucu "pembeleştirildi".

YABANCI SERMAYE BANKA ALMAYA GELİYOR Bankacılık sektörüne yabancı sermaye gelmesi sevinçle karşılanıyor. Türkiye’ye yabancı sermaye girişinin başladığı ileri sürülüyor. Dikkat çekici nokta, yabancı sermayenin yalnızca banka alımı için gelmesi. Cevabı basit; yabancı devletler, bunu resmi bir politika olarak benimsemiştir.

SÖMÜRGELEŞTİRMENİN KRİTİK HAMLESİ

Finans sisteminin yeniden düzenlenmesi yoluyla, Türkiye’nin sömürgeleştirilmesi operasyonunda en kritik aşamaya girilmiş bulunuluyor. Uzmanlar, reel sektöre giren yabancı sermaye, fabrika binasını veya makinelerini alıp dışarıya götüremez. Ancak bankacılıkta, bir bankanın yükümlülükleri yerli mevduat sahiplerinden oluşurken, varlıkları yabancı ülkelerde olabilir ve kritik aşamada yabancı bankalar yükümlülüklerini milletin sırtına yıkıp kaçarken, varlıklarını dışarıda bırakmış olurlar” uyarısını yapıyor.

Milletimizi uyarıyoruz, TBMM’ye tarihi sorumluluğunu hatırlatıyoruz; Bankacılık; telekom, medya, savunma sanayi gibi ve hatta günümüz koşullarında bunlardan daha kritik, stratejik öneme sahip bir sektördür. Türkiye Büyük Millet Meclisi, tarihi bir oylamanın eşiğindedir. Bankacılık Yasa Tasarısı bu haliyle geçerse Türkiye'nin sömürgeleştirilmesi fermanı imzalanmış olacaktır.