Avro tuzak mıydı? - Yiğit Bulut
İngiltere ve ABD kalkınma dönemlerinde serbestleşmeye değil tam tersi aşırı düzenlemelere yer vermişlerdir. Örnek, 18. yüzyılda İngiltere, Hollanda ve Belçika'nın sanayideki üstünlüğüne meydan okumak için ithalatı kısıtlayıcı, ihracatı zorlayıcı önlemler almıştır. 19. yüzyılda özellikle 1945'lere kadar dünyanın en çok korunan ve en kapalı ekonomisi ABD'dir. ABD aynı zamanda bebek sanayileri koruma stratejisinin de anavatanıdır.cialis coupons printable link discount prescription drug cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacleocin 150 mg read cleocin 300 mg
Fransız halkının neye 'hayır' dediğine dair yorumlar yapılırken konuyu derinlemesine ele alma riskine girmek istemeyenler kestirmeden sonuca varıyorlar: Fransızlar Türkiye'nin üyeliğine 'hayır' dediler...
Sevgili dostlar, bu görüşe katılmadığım gibi ortaya çıkan 'hayır'da Türkiye için irdelenmesi, hatta dersler çıkarılması gereken birçok altbaşlık olduğunu düşünüyorum. Detaya geçmeden Fransızların neye 'hayır' dediğini tarif etmeye çalışacağım... Bana göre 'hayır' denilen bir ülkenin üye olması, birliğe katılması ve onun yaratacağı muhtemel uyumsuzluklar, belirsizlikler değil.
'Hayır' denilen 'Washington' kriterlerine göre kurulmamış, halkına gerçek bir sosyal ekonomik yaşam şansı tanıyan bir sistemin kendini koruma içgüdüsü. Çok net bir gerçek var; bugünün Fransası ne bir İtalya ne de bir İngiltere... Fransa, liberalleşmeyi 'vatandaş' odaklı uygulayan ve İsveç ile birlikte sosyal yapının vahşi kapitalizm karşısında direndiği en güçlü devlet. Konuya bu açıdan bakınca 'Bütünleşiyoruz' başlığı altında yapılan düzenlemelerin, serbest piyasada dalgalanan avronun, siyasi birlik hayali içinde yok edilmek istenen sosyal yapının, halka ve ülke ekonomisine neler getirdiği daha doğrusu neler götürdüğü çok açık. Bu noktada konuyu genele yaymak ve özellikle 'liberalleşmeyi' ekonomik çarkın tamamen teslim edilmesi olarak algılayan Türkiye için bazı ipuçları bulabileceğimiz, tezleri ve antitezleri bir araya getirerek örneklemeler yapmak istiyorum...
Tez: Günümüzün zengin ülkeleri serbest piyasaya kararlı bir bağlılık göstererek başarıya ulaşmışlardır.
- Destekleyen görüşler: ABD ve İngiltere serbest piyasaya tavizsiz bağlılıkları ile dünya lideri olmuşlardır. 19. yüzyılda Fransa, İngiltere'ye karşı üstünlüğünü aşırı devlet müdahaleciliği yüzünden yitirmiştir. Serbest ticaret 1870-1913 arsında eşi görülmemiş bir büyüme yaratmış, 1. Dünya savaşı ile son bulunca büyüme duraklamıştır. Gelişmekte olan ülkelerin en büyük sıkıntısı yerel makamların müdahale etme isteği ve yaptırımlarıdır. 1980'lerde bu ülkeleri saran krizler bu politikaların sonucudur...
- Karşı görüşler: İngiltere ve ABD kalkınma dönemlerinde serbestleşmeye değil tam tersi aşırı düzenlemelere yer vermişlerdir. Örnek, 18. yüzyılda İngiltere, Hollanda ve Belçika'nın sanayideki üstünlüğüne meydan okumak için ithalatı kısıtlayıcı, ihracatı zorlayıcı önlemler almıştır. 19. yüzyılda özellikle 1945'lere kadar dünyanın en çok korunan ve en kapalı ekonomisi ABD'dir. ABD aynı zamanda bebek sanayileri koruma stratejisinin de anavatanıdır. Gelişmekte olan ülkelere gelince. Neredeyse tamamı 1980 öncesi korumacı dönemde daha başarılı olmuşlar, iddia edildiğinin tam aksine 1980 sonrası dayatılan 'neoliberal' uygulamalar ile devam eden bir kriz döngüsüne girmişlerdir. Neoliberalizm ülkeler arasında giderek artan bir eşitsizliğe yol açıyor. BM Gelişme Programı sonuçlarına göre, 1960 yılında dünya nüfusunun en zengin yüzde 20'sine sahip ülkelerin toplam geliri, en fakir yüzde 20'lik nüfusun 30 katıydı. Bu oran 1980'de 45 katına, 1989'da 59'a, 1997'de 70'e çıkarken, 2000 sonrası ise 100 katına yaklaştı...
Sonuç: Fransız halkının 'hayır'ını algılarken, 'Vay ahlaksızlar bize ne yaptılar' demek yerine, attıkları adımdan AB kurucuları dahil hepimizin nasıl bir tuzağa düşebileceğine dair notlar çıkarmakta ve 'liberalizm-neoliberalizm' olarak algıladığımız kavramların bilinçsizce uygulandığında ülkemizi nerelere çekebileceğini sorgulamakta yarar var..
Not: AB ülkelerinin para birimlerinin içinde toplandığı ve serbest dalgalanmaya bırakılmış görünen 'avro' havuzu belki de AB için en büyük tuzaktı... Aynen bizim serbest dalgalanan ama 'sıcak para döngüsüyle' kontrolü devletten çıkıp 'yabancı fonlara' geçen dolar kurumuz gibi...