Doğrudan Yatırımlar: Getirdikleri, Götürdükleri - Korkut Boratav
Bugün bu incelemeyi sürdürelim. Bu türden sermaye girişlerine umut bağlayanların bir söylemi var: ’’Yabancıların doğrudan yatırımları en azından kalıcı özellikler taşır. Üretime yönelik olanlar teknoloji getirir; sermaye birikimini yukarı çeker. Dış açıkların finansmanında doğrudan yatırımların ağırlığının artması bu nedenlerle olumludur.’’ Son üç yıl içinde arsa-arazi-konut alımına dönük doğrudan yatırımların yüzde 50’yi aştığı (yani ’’üretime yönelik’’ olmadığı) olgusunu göz ardı etmesine rağmen bu görüşü tartışalım. Yabancıların her türden doğrudan yatırımları ne getiriyor; ne götürüyor? levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetesdiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialis
Geçen hafta bu köşede ’’doğrudan yatırımlar’’ diye adlandırılan yabancı sermaye girişlerine ilişkin kimi yanlış anlamaları mercek altına aldık. Örneğin, Türkiye’de yabancıların doğrudan yatırımlarının büyük bölümünün, yeni üretim kapasitesi yaratmadıklarını;
kamusal, özel mülkiyetin yabancılara satışından kaynaklanan döviz girişlerinden ibaret olduğunu belirledik ve bunların Türkiye ekonomisi için bir ’’cankurtaran simidi’’ gibi gösterilmesini sorguladık.
Bugün bu incelemeyi sürdürelim. Bu türden sermaye girişlerine umut bağlayanların bir söylemi var: ’’Yabancıların doğrudan yatırımları en azından kalıcı özellikler taşır. Üretime yönelik olanlar teknoloji getirir; sermaye birikimini yukarı çeker. Dış açıkların finansmanında doğrudan yatırımların ağırlığının artması bu nedenlerle olumludur.’’
Son üç yıl içinde arsa-arazi-konut alımına dönük doğrudan yatırımların yüzde 50’yi aştığı (yani ’’üretime yönelik’’ olmadığı) olgusunu göz ardı etmesine rağmen bu görüşü tartışalım. Yabancıların her türden doğrudan yatırımları ne getiriyor; ne götürüyor?
****
* Doğrudan yatırımların, diğer yabancı sermaye girişleri ile karşılaştırıldığında önemli iki üstünlüğü var: Sıcak para gibi ani çıkışlara yol açmaz; dış borç yaratmaz... Bu nedenle, finansal çalkantılara, dış borç krizlerine katkı yapan bir etken değildir.
Hatta, finansal kriz yıllarında (örneğin 2001 Türkiyesi’nde) ’’batan geminin mallarını ucuza kapatma’’ peşindeki doğrudan yatırım girişleri artar ve döviz krizinin etkilerini hafifletir. (Sıcak para gibi davranan ve dış borç yaratan doğrudan yatırım türleri de vardır; ancak fazla önemli olmadığı için bunların üzerinde durmuyoruz.)
* Öte yandan doğrudan yatırımların ödemeler dengesi üzerindeki etkileri, sanıldığı gibi tek yönlü değildir. Anapara girişlerinin pozitif etkisi, kâr transferlerinin negatif etkisi ile aşınır. Ülke içindeki yabancı sermaye stoku büyüdükçe, kâr transferleri yeni girişleri aşmaya başlar. Kapasite yaratan yatırımlarda lisans, ’’royalty’’ ödemeleri de söz konusudur.
Tüm bunların üstüne, yabancı şirketlerden kaynaklanan ithalat/ ihracat karşılaştırması da yapılmalıdır. Kişi başına doğrudan yatırım tutarı bakımından dünya birincisi olan Malezya’da bütün bu etkilerin 1990’lı yıllarda ödemeler dengesi üzerindeki net bilançosunun negatif olduğu belirlenmişti.
2004’te Türkiye’de sadece kâr transferleri 916 milyon dolarla doğrudan yatırım girişlerinin yüzde 36’sına ulaşmıştır. Ayrıca son zamanlarda doğrudan yabancı yatırımlarının, ihracat yapmayan, döviz kazandırmayan bankacılık ve iç ticaret (alışveriş merkezleri) alanlarında yoğunlaştığına dikkat çekelim. Birkaç yıl içinde bunlardan yapılan kârların (veya arsa rantlarının) transferleri giren parayı aşabilecektir.
* Yeni üretim kapasitesine yol açan doğrudan yatırım türlerinin net sermaye birikimi ve teknolojik gelişim üzerindeki etkilerini, her somut durum için ayrıca, tek tek değerlendirmek gerekir.
Bazı çalışmalar dev çokuluslu şirketlerin yerli sermayeyi tasfiye eden etkilerini vurguluyorlar ve bu koşullarda girdikleri sektörde net bir genişlemeye yol açmadıklarını ortaya koyuyorlar. Üretime dönük doğrudan yatırımların ( Ann Krueger ’in vurguladığı türden) düşük ücretli, örgütsüz işgücünü yeğlediği biliniyor. Var olan kamusal ve özel şirketleri devralan yabancıların ilk uygulamalarının ise çoğu kez, işçi sayısını azaltma olduğu da malumdur.
**’’Yerli-yabancı fark etmez’’ diyenlerin göz ardı ettikleri bir olgu var: Kapitalist bir sistemin büyümesi, kârların yeni baştan sermaye birikimine dönüştürülmesiyle mümkün olur.
Yerli sermaye, kârlarını kural olarak ülke ekonomisi içinde; yabancı sermaye ise kâr transferlerini izleyerek ülke dışında yatırıma dönüştürür. ’’Ne gam? Türkiye’nin değilse bile, kapitalist metropollerin büyümesine katkı yapmış oluruz’’ deniliyorsa, bu ’’enternasyonalist’’ tavır karşısında şapkamızı çıkarırız.
****
Doğrudan yatırımlara ilişkin olumlu beklentiler hızla gerçekleşirse, kısa dönemde ekonominin sıcak paradan kaynaklanan kırılganlığı hafifleyebilecektir.
Orta ve uzun dönemde ise doğrudan yatırımların Türkiye ekonomisini daha dinamik bir gelişme çizgisine yönelteceğini umanlar, kanımca, ham hayal içindeler.
Üstelik bu tutkulu beklentilerin hastalıklı bir yönü var: Servetlerini, varlıklarını elden çıkararak cari harcamalarını karşılamak, ’’iflasa sürüklenen tüccar’’ davranışıdır. Siyasi iktidar kamu varlığını, burjuvazi ise servet ve sermayesini yabancılara satarak ’’günü kurtarmak’’ çabaları içindedir. Doğrudan yatırım tutkusu bu özelliğiyle patolojiktir.