Patolojik Haller - Korkut BORATAV
Arada bir fark etmiş olabilirsiniz: İktisadî, toplumsal alanlarda eleştirel değerlendirmeler Türkiye'de ve Türkçe yapıldıkça göz ardı edilir; aynı şeyler yabancı basına taşındığı zaman aniden hoşnutsuzluğa yol açar; manşetlere çıkarılır; gürültü koparılır... Bu tavrın toplumumuzda, ''bizi yabancılara kötü gösterenler'' e karşı duyulan çok daha yaygın, ancak yine de ''patolojik' ' tepkinin bir parçası olduğunu düşünüyorum. cialis forum cialis prodaja cialis bez receptafusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnesitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectscialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon
Bu insanlar kamuoyunun önüne ''demokrat, liberal, devletçilik karşıtı'' kimlikleriyle çıkarlar. O zaman sormak gerekir? Bilim insanının, iktisatçının görevini, ' 'siyasi iktidarı, hükümeti, dış dünyada korumak ve savunmak'' olarak mı tanımlıyorsunuz? Kendilerini bu ''millî ve vatanî görevler'' ile yükümlü görmeyen meslektaşlarınızın tutumlarını ''sabotaj, ajitasyon, ahlak dışılık'' olarak nitelendiren polisiye tavırlarınızı akademik etik ve demokratlık ile tutarlı görebiliyor musunuz?
Bu tür soruların sözü geçen kişilere, tüm akademik camia ve özellikle de kendilerini liberal, demokrat olarak nitelendiren meslektaşları tarafından yöneltilmekte olduğunu umuyorum.
****
IHT'deki yazıya karşı ''vatanî çıkarlar' 'ı koruyan köşe yazarı, yazısında birkaç kez ''ideoloji'' sözcüğünü suçlayıcı bir bağlamda kullanıyor; bir yerde saldırdığı çevreleri, ''ideolojik insanlar' ' olarak nitelendiriyor. Bu, tipik bir 12 Eylül söylemidir. Bu acı yıllarda cuntacı generaller ve sıkıyönetim mahkemelerinin askerî savcıları beğenmedikleri, yargıladıkları, toplumun dışına atmak istedikleri tüm kişi, fikir ve hareketleri ''ideolojik'' sözcüğüyle nitelendirdiler; suçladılar.
Aynen bugün ''serbest piyasacı'' ve ''küreselleşmeci'' fanatiklerde ve sözünü ettiğim köşe yazarında olduğu gibi... Hem dünün cuntacıları, hem bugünün sahte-liberalleri kendilerinin bir dünya görüşünden, ideolojiden yoksun bulunduğunu (bunun bir meziyet olduğunu sanarak) ileri sürerler. Hasımları, düşmanları, ''zararlı, sakıncalı'' gördükleri kişiler, görüşler ise onlara göre ''ideolojik'' tir.
12 Eylül rejiminin sözünü ettiğim ideoloji söylemi, faşist ideolojinin azgelişmiş ve ''askerî'' bir türünü bizzat temsil etmekteydi. Bugün aynı söylemi, ''liberalizm' ' adına devralanların temsil ettikleri ideolojik tavrın takdirini okurlarımıza bırakalım.
****
12 Eylül'ü izleyen dönemde bir sıkıyönetim komutanının emri ve üniversite rektörünün bir yazısı ile görevine son verilen öğretim üyelerinden biri de bendim. Yıllar geçti, devran değişti; idarî yargı üniversitelerden uzaklaştırılan öğretim üyeleri lehine kararlar çıkarmaya başladı. Benim açtığım davaya karşı, rektörlük imzasıyla mahkemeye sunulan savunmada, (mealen) ' 'davacının öğretim üyeliği daha önce yetkili merciler (yani sıkıyönetim komutanı) tarafından sakıncalı görülmüş olduğu; bu nedenle yeni baştan derse girmesinin, öğrencilerin sınıf geçme ve mezun olmalarına yol açacak notlar vermesinin de sakıncalı olduğu'' ileri sürülerek davanın reddi isteniyordu.
Bu olayı, sözünü ettiğim köşe yazısının sonuna gelince hatırladım. Yazar, saldırısında ''globalleşme, IMF, özelleştirme... gibi faktörlere (?) karşı çıkan' ' iktisatçıyı böylece ''teşhir'' ettikten sonra, soruyor: ''Çocuklarımız ne tür insanların elinde eğitiliyor?'' Bu sorunun, üniversite eğitiminin bu tür ''sabotör, ajitatör ideologlar'' dan arındırılmasına ilişkin örtülü bir çağrıyı (veya özlemi) içerdiği yadsınabilir mi? Ve bir kez daha ''liberal'' vitrinin ardında gizlenen antidemokratik kimlik bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmakta değil midir?
Türkiye ''gerçekten Avrupalı' ' olacaksa, bu, istisnasız her şeyin özgürce, kısıtsız tartışmaya açıldığı; örneğin iktisat konularında IMF politikalarını, ''küreselleşme'' yi, AB üyeliğini savunanlarla eleştirenler arasındaki tartışmaların kamuoyuna taşınabildiği bir ortam oluşursa gerçekleşecektir.
Türkiye'de okur-yazar takımının saklı, bastırılmış (''latent'') bir faşizm taşıdığı zaman zaman ortaya çıkar. Yukarıda örneklerini verdiğim tepkiler de bu hastalıklı halin dışa vurmasından ibarettir. Fazla önem vermeye değmez.